Fransa’nın son 50 yılında radikal sola yönelik en kapsamlı karalama kampanyasının tam ortasında, bu ayki belediye seçimleri hem faşistler hem de antifaşistler için kritik bir mücadele alanı oluşturuyor. John Mullen, 15 Mart’taki birinci turu inceliyor: Radikal solun güçlü bir performans sergilediği, faşistlerin ise endişe verici ilerlemeler kaydettiği bu turda neler yaşandı?
Fransa’da belediye seçimlerinin birinci turu 15 Mart Pazar günü gerçekleşti; ikinci turun da 22 Mart’ta gerçekleşmesi planlanıyor. Fransa’da belediye meclisleri, pek çok ülkedeki muadillerine kıyasla çok daha geniş bir yetkiye sahip. İlköğretim okullarının inşası ve bakımı, sosyal konut geliştirme ve zaman zaman belediye polis teşkilatının yönetimi gibi sorumluluklar bu meclislerin görev alanına giriyor.
Seçim sistemi, kazanana önemli bir avantaj tanıyan iki turlu liste usulüne dayanıyor. Birinci turda yüzde 50’nin üzerinde oy alan ya da ikinci turda ne kadar oy alırsa alsın birinci gelen liste, meclis sandalyelerinin yaklaşık yarısını ek hak olarak elde ediyor. Kalan sandalyelerse yüzde 5’in üzerinde oy alan tüm listeler arasında oransal biçimde dağıtılıyor. Pratikte, yüzde 51 oy alan listenin, sandalyelerin yaklaşık yüzde 75’ini elde etmesi anlamına geliyor bu.
Kimi zaman bir liste birinci turda salt çoğunluğu doğrudan kazanabiliyor. Aksi hâlde ikinci tur düzenleniyor. Birinci turda oyların en az yüzde 10’unu alan listeler yeniden yarışabiliyor ya da başkalarıyla birleşebiliyor. Yüzde 5 ile yüzde 10 arasında oy alan listelerse ikinci turda bağımsız olarak yer alamıyor, ancak hak kazanmış bir listeyle birleserek seçime katılabiliyor.
İki tur arasında, özellikle de sağ ya da aşırı sağın galip gelmesini engellemek isteyen sol partiler genellikle listelerini birleştirir. Bunlar iki ana biçimde karşımıza çıkabiliyor: Siyasi birleşmeler ortak bir programa dayanıyor ve genellikle belediye bütçesini destekleme taahhüdünü de içeriyor. Öte yandan teknik birleşmeler farklı listelerden adayları, seçildikten sonra herhangi bir siyasi dayanışma vaadi olmaksızın aynı ortak listeye yerleştiriyor. Bu düzenlemenin savunucuları, söz konusu sistemin meclis kompozisyonunun seçmen tabanındaki görüş yelpazesini daha demokratik bir şekilde yansıtmasına imkân tanıdığını öne sürer.
Kutuplaşma
Son belediye seçimlerinden bu yana geçen altı yılda Fransa’da siyasi kutuplaşma derinleşti. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un cephesi, geleneksel sağ ve sosyal liberal Sosyalist Parti (PS) zemin kaybederken; hem Ulusal Birlik (RN) önderliğindeki aşırı sağ hem de radikal sol, La France Insoumise (FI) desteklerini genişletti.
Tahminde bulunmak hâlâ güç. Belediye seçimlerinde seçmen katılımı, zaman zaman yüzde 50’yi bulan sandığa gitmeme oranıyla çok düşük olabiliyor. Ayrıca iki tur arasında oluşturulan ittifaklar çoğunlukla belirleyici bir rol oynasa da bunların nasıl şekilleneceğini de kestirmek çok zor.
Geleneksel sağın giderek artan bir kesimi artık aşırı sağla ittifak kurmaya hazır; bu da RN’ye pek çok belediyenin kontrolünü ele geçirme umudu veriyor. Bu seçimler öncesinde, 10.000’den fazla nüfuslu yaklaşık bin Fransız kasabasının yaklaşık on tanesinin yönetimi aşırı sağdaydı; RN’nin Ulusal Meclis’teki 118 sandalyesi ve Marine Le Pen’in son cumhurbaşkanlığı seçimindeki 13 milyon oyu göz önüne alındığında bu sayı son derece düşük kalıyor. Bu uçurumun başlıca nedenlerinden biri, RN’nin köklü bir yerel örgütlenme yapısından yoksun olması. Yine de RN, geleneksel sağla birlikte ana akım medyanın desteğini de arkasına alarak La France Insoumise’in demokrasiye oluşturduğu tehditten “Fransa’yı kurtarabilecekleri” söylemini işlemeye devam ediyor.”
RN, güneydeki üç kentte –Toulon (170.000 nüfus), Nice (350.000) ve Marsilya (850.000)– birinci turda yüksek oy aldı; yani ikinci turda kazanabilir. Marsilya özelinde ikinci turun kaderi, Sosyalist Parti’nin birleşik bir sol liste etrafında kenetlenip kenetlenmeyeceğine bağlı. Böyle bir listenin oluşturulması talebiyle Pazartesi akşamı bir miting düzenlenmesi planlanıyor.
Ülkenin geri kalanında faşistler, büyük şehirlerde endişeyle beklenen sıçramayı gerçekleştiremedilerse de orta büyüklükteki pek çok ilçede oylarını önemli ölçüde artırmayı başardılar.
Sol ve Antifaşist Cepheler
Sol cephede de son aylarda büyük bir çalkantı yaşandı. France Insoumise, örgütün ve en tanınan lideri Jean-Luc Mélenchon’un Yahudilere düşman olduğunu öne süren kapsamlı bir karalama kampanyasının hedefi hâline geldi.
Bu kampanya, sekiz yıl önce Britanya’da Jeremy Corbyn’e yönelik yürütülen karalama kampanyasıyla pek çok açıdan özdeş. Her iki durumda da onlarca yıl boyunca defalarca parlamentoya seçilmiş sol figürler, ta ki Filistin hareketi ve radikal sol, güç odakları için ciddi bir sorun teşkil etmeye başlayana dek antisemitizm suçlamasıyla hiç karşı karşıya kalmamıştı. Öne sürülen argümanlar büyük ölçüde gülünçtü: Corbyn bir duvar resmini ne kadar da incelemişti? Mélenchon’un, Epstein’ın Rusça bir isimmiş gibi telaffuz edilebileceğine dair şakası neyin nesiydi? Düzen yandaşları, Mélenchon’un saatlerce süren konuşmalarını yanlış bağlamda sunmak üzere on saniyelik kesitler bulmak için tam zamanlı kafa yoruyor. “Diktatörlerin dostu”, “demokrasiye tehdit” ve benzeri klasik iftiralar da medyada gece gündüz çığırtkanlıkla duyuruluyor. France Insoumise güçlendikçe kapitalistlerin onu ezme kararlılığı da bir o kadar artıyor.
2024’te France Insoumise, Yeşiller ve Komünistlerle ortak bir programa imza atmaya razı gelen Sosyalist Parti (PS), radikalizmle her türlü bağını koparmak için o zamandan beri fırsat kolluyordu. FI’ya yönelik karalama kampanyasına büyük bir hevesle dahil olan partinin önde gelen birkaç ismi, faşistlere engel olmak için dahi olsa hiçbir koşulda ittifak kurulmaması gerektiğini savunuyor. Gelecek yıl Sosyalist bloğun cumhurbaşkanı adayı olması kuvvetle muhtemel olan Raphael Glucksmann, bu hafta PS Genel Sekreteri Olivier Faure ile aynı kürsüyü paylaştığı kamuoyu toplantısında Sosyalist Parti’nin FI ile “kesin biçimde yollarını ayırmasını” istedi. “Aramızda bir diktatör dostu varken demokrasi uğruna mücadele edemeyiz” diye haykırdı. Önde gelen PS senatörü, eski Kadın Hakları Bakanı ve feminist kimliğiyle tanınan Laurence Rossignol ise sosyal medyada yerel bir FI grubunun broşüründen bir kesit paylaşarak (söz konusu broşür İsrail’i destekleyen şirketleri boykot etme taahhüdü içeriyordu) bunun yanına 1930’larda Almanya’daki dükkânlara yapılan Nazi graffiti’sinin (“Jude”) büyük bir fotoğrafını eklemişti.
Bununla birlikte PS’nin bir kesimi, işbirliğini toptan reddetme fikrine sıcak bakmıyor; nitekim tüm ittifakları dışlamak, birçok kentte sağın ve hatta faşistlerin iktidarı ele geçirmesi anlamına gelecek. 2012-17’deki ağır kemer sıkma politikalarının ardından parlamentodaki etkisi ciddi biçimde azalan PS, yerel siyasette güçlü konumunu korumaya devam ediyor. 10.000’den fazla nüfuslu kentlerin yaklaşık yarısı doğrudan PS tarafından ya da PS’nin belirleyici rol oynadığı ittifaklar aracılığıyla yönetiliyor. Paris, Rennes, Caen, Nantes ve Montpellier gibi büyük şehirlerin belediye başkanları PS saflarından geliyor.
Sosyalist Parti ulusal konseyi geçen hafta France Insoumise listeleriyle ülke genelinde bir birleşme mutabakatına karşı oy kullandı; buna karşın France Insoumise yönetimi, özellikle faşistlerin önünün kesilebileceği kentlerde PS listeleri dahil tüm sol listelerle ikinci tur için teknik birleşme önerdi. Onlarca kentte birinci turdan itibaren ortak sol listeler halihazırda mevcuttu. Bu hafta bazı ikinci tur birleşmelerinin açıklanacağına da şüphe yok; örneğin Toulouse daha yeni böyle bir birleşme olacağını duyurdu. Ancak diğer kentlerde PS bu teklife sıcak bakacağa benzemiyor. PS’nin ağır toplarından Boris Vallaud, Pazar gecesi söylenerek şu açıklamada bulundu: “FI’nin bu seçimlerde geride kalacağını düşünüyorduk; oysa daha da güçlenerek çıktılar.”
Yurttaşların Devrimi mi?
Hiç şüphesiz FI’ya yönelik saldırılardan en büyük kazanımı aşırı sağ elde etti. Geçen ay Lyon’da faşist bir eylemci, antifaşistlerle yaşanan çatışmada hayatını kaybetti; her türlü aksi kanıta rağmen medyanın, bu ölümün sorumluluğunu FI’ın üstüne yıkmasıyla birlikte aşırı sağın şiddeti tırmanışa geçti. Ülke genelinde bildiri dağıtan ya da afiş yapıştıran onlarca kişi (sadece benim bulunduğum Montreuil’de üç kişi) faşistlerin saldırısına uğradı. Pek çok FI binası tahrip edildi, bazı gruplar birkaç toplantıyı bastı. Devrimci solun tamamı olmasa da bir kesimi France Insoumise’i güçlü bir şekilde savunmak için harekete geçti. Sol görüşlü Yahudi örgütlerse Mélenchon’a destek veren açık bir mektup yayımladı.
France Insoumise’in seçim kampanyası, yerel seçimlerde onlarca yıldır görülen en canlı kampanya oldu. Jean-Luc Mélenchon’un katıldığı toplantıların bir kısmında binlerce kişi bir araya geldi; Fransa’da pek de alışılageldik olmayan kapı kapı seçmen ziyareti pratiğiyse işçi sınıfının yoğun olduğu mahallelerde yaygınlık kazandı. “Kentte yurttaş devrimi” çağrısında bulunan FI broşürlerinde kira dondurma, tüm çocuklar için ücretsiz okul yemeği, boş binaların konut için tahsis edilmesi gibi somut vaatler sunuluyor. Bunların yanı sıra yeşil politikalar, Trump’ın açtığı savaşa karşı çıkma ve Filistin’le aktif dayanışma da kampanyanın odak noktaları arasında.
Bu seçimlerden önce, genç bir hareket olan France Insoumise yalnızca üç kenti yönetiyordu ve bu kentlerin hiçbirinin nüfusu 20.000’i aşmıyordu. Pazar gecesi peş peşe gelen çarpıcı sonuçlara göre Saint-Denis (150.000 nüfuslu) birinci turda doğrudan kazanılmıştı. Roubaix’de (100.000 nüfuslu) yüzde 47 oranında oy alındı; dolayısıyla ikinci turda zafer neredeyse garantilenmiş görünüyor. Lille, Limoges, Toulouse, Argenteuil ve Montreuil’de ise FI’ın oy oranı yüzde 20’nin üzerinde.
FI’ın elde ettiği çarpıcı sonuçlar, PS’in hem saçma hem de ilkesiz bir girişim olan karalama kampanyasını bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. FI’ın seçim kampanyası her koşulda, kemer sıkmaya ve savaşa karşı muhalefeti ve antifaşizmi kamuoyunun radarında tutmayı başardı. Bunun yanı sıra yüzlerce kentte ilk kez bir radikal sol muhalefetin doğmasına da zemin hazırladı. Sonuç itibarıyla şu tartışmasız bir gerçek: Her seçimde bir adım daha ilerleyen France Insoumise, en azından birkaç yıl daha radikal solun cazibe merkezi olmayı sürdürecek ve genç aktivistlerin büyük bölümünü saflarına katmaya devam edecek. Aşırı solun bu gerçekle yüzleşmesi artık kaçınılmaz.
Direniş
Son haftalarda ülke genelinde bir kısmı France Insoumise tarafından, diğerleriyse çok sayıda yerel ittifak çerçevesinde örgütlenen onlarca antifaşist girişim hayata geçirildi. 14 Mart’ta Marche des Solidarités koordinasyonuyla ülke genelinde 85 gösteri düzenlendi. Bir tür anarşist etki taşıyan gösteriye çağrı sloganı (“Irkçılığa, faşizme ve devlet şiddetine karşı”) daha iyi seçilebilirdiyse de radikal solun tamamı bu gösterileri destekledi. Üstelik zamanlama da –kritik seçimlerin birinci turundan bir gün önce– son derece isabetliydi.
Son aylarda Minneapolis’te tanık olduğumuz türden devlet destekli pogromların Marsilya ve Lyon’da yaşanmamış olmasının ardında büyük ölçüde 2024 parlamento seçim kampanyasındaki olağanüstü antifaşist seferberlik yatıyor. Söz konusu seferberlik Ulusal Birlik’in kazandığı sandalye sayısı itibarıyla sonunda üçüncü sıraya gerilemesini sağladı. Oysa tüm kamuoyu yoklamaları bir faşist başbakanın geleceğini öngörüyordu.
Önümüzdeki tek çıkar yol seçim cephesindeki muhalefeti kalıcı antifaşist eğitimle ve RN’ye yönelik sürekli baskıyla birleştirmekten geçiyor.
Çev. Özlem Özarpacı
John Mullen, Paris bölgesinde yaşayan Marksist bir aktivist; France Insoumise’in yerel listesinde aday olarak yer aldı. Web sitesi: randombolshevik.org




