Kapitalizmin Üretim ve Yeniden Üretim Krizlerini Aşmada Yeni İnsan Kaynağı: Göçmen Kadınlar

Gülay Toksöz7 Mart 2026

Ülkeler arasında emek göçü hareketlerini anlamak için özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerdeki üretim ve birikim rejimlerinin sürekliliği açısından göçmen işgücüne neden ve nasıl ihtiyaç duyulduğuna tarihsel bir perspektiften bakmak gerekir. Kuşkusuz savaşlara, çatışmalara, doğal veya insan eliyle yaratılan afetlere ve son dönemlerde buna eklenen iklim krizinin olumsuz etkilerine bağlı olarak kitlesel göç hareketleri yaşanmaktadır. Bunlar doğrudan ekonomik kaynaklı olmasa da geçim kaynaklarından yoksun kalan insanların yaşamlarını sürdürebilmek için çevre ülkelere göç etmeleri yönünde baskı yaratmaktadır. 

Konuya emek göçü özelinde bakıldığında, kapitalizmin genişleme dönemlerinde ihtiyaç duyulan işgücünün yerli nüfus içinden karşılanamadığı veya sermaye açısından yerli işgücü maliyetlerinin yüksek bulunduğu durumlarda eski sömürgelerden ve diğer yoksul çevre ülkelerden göçmen işçi alımına gidildiği görülmektedir. Bunun en somut örneği İkinci Dünya Savaşından sonra çeşitli Batı Avrupa ülkelerinin savaşın yol açtığı insani ve ekonomik yıkımı aşmak için sistematik biçimde göçmen işçi alımına yönelmesidir.  1970’lere kadar olan dönemde imalat sanayiinde, madencilikte, hizmetlerde ve tarımda vasıfsız işlerde çalıştırmak üzere ihtiyaç duyulan ucuz işgücü göçmenlerden sağlanmıştır.  

Göçmen işçiler arasında çok sayıda kadın olmakla birlikte göçmen kadınlar esas olarak aile birleşmesi kapsamında gelen ve Avrupa merkezci bir bakış açısıyla cahil, kocasına veya ailesine bağımlı, çok çocuk sahibi eşler olarakgörülmüş, sosyal hizmetler alanının konusu olarak ele alınmıştır.  Göçmen kadın işçiler imalat sanayiinde gıda, tekstil- konfeksiyon, elektroteknik gibi alt dallarda, hizmetler sektörünün özellikle otel-lokanta gibi işkollarında ve evişçisi olarak hanelerde yerli işgücünün çalışmak istemediği işlerde çalışmışlardır. Kadınların göç alan ülkenin işgücü piyasasındaki konumlarını geldikleri ve bulundukları ülkelerin ekonomik, siyasal ve sosyal/kültürel yapıları, birdiğer deyişle kapitalist ve patriarkal toplum yapıları belirlemektedir. Göçmen kadınların işgücüne katılımları önündeki engeller, katıldıkları zaman esas itibariyle işçi sınıfının bir alt tabakası olmaları veya işsizler ordusunakatılmaları ve cinsiyet ve etnisite temelinde yaşadıkları ayrımcılıklar kapitalizmin, patriarkanın ve ırkçılığın karşılıklı etkileşimi altında cereyan etmektedir. Genelde kadın işçi ücretlerinin erkek işçi ücretlerinden düşük olduğu budönemde cinsiyet temelinde yaşanan ayrımcılığa ek olarak göçmen kadınların yerli kadınlara kıyasla daha ağır koşulları olan işlerde istihdamı, etnisite temelli ayrımcılığa işaret etmektedir.  1970’li yıllarda ayrımcılıklara karşı hakmücadelesi yürüten göçmen kadın işçilerin ücretlerini artırmak için yaptığı çeşitli grev ve direnişler vardır. 

Üretim ve Yeniden Üretim Krizi 

1973 ekonomik kriziyle birlikte kapitalizm bir daralma ve yeniden yapılanma dönemine girmiş, krizden çıkış için neoliberal küreselleşme ile yeni bir uluslararası iş bölümü ve sermaye birikim rejimini gündeme getirilmiştir. Yeni uluslararası iş bölümüne bağlı olarak imalat üretimi çevre ülkelere aktarılınca Batı Avrupa ülkelerinin sınai işgücü talebi düşmüş, dolayısıyla göçmen işçi alımı tümüyle durdurulmuştur. 1980’li yıllar emek göçüne ilişkin yasal giriş kapılarının kapatıldığı, düzensiz göç hareketlerinin ve sığınmacı akımlarının artış gösterdiği yıllardır.   

Öte yandan 1980 sonrası dönemde bir yeniden üretim krizi de yaşanmaya başlanmıştır. Bireysel ve toplumsal düzeyde yeniden üretim nüfusun sürekliliği açısından aile içinde kadınların çocuk doğurması, onlara bakıp büyütmesi, hastaların ve yaşlıların bakımını üstlenmesi, erkeklerin ertesi gün işe gidebilir konumda olması için gerekli ev işlerini yapmasına dayanan geleneksel cinsiyetçi iş bölümünü esas alır.  Yeniden üretim sürecinde karşılıksız yapılan ev ve bakım işleri kadınların yaşadığı ekonomik, siyasi ve sosyal eşitsizliklerin, erkeklere olan tabiiyetlerinin özünde yatar.  

Kapitalist ekonomilerde büyüyen hizmet sektörünün cinsiyetli işgücü talebine bağlı olarak kadınların ücretli çalışmaya artan katılımı, ev ve bakım işlerinin nasıl ve kimler tarafından karşılanacağı sorununu ortaya çıkarmıştır. Sorunun en düşük maliyetle karşılanması için kolay çözüm, hizmetlerin piyasadan teminidir, ya özel şirketlerden hizmet satın alınacak ya da doğrudan evlerde bakım işçisi istihdam edilecektir. Kamusal kaynakların bakım alanına aktarılması ve kurumsal hizmetlerin sunulması yerine özellikle sosyal refah devletlerinin fazla gelişmediği Avrupa ülkelerinde boşluğu büyük ölçüde göçmen ev ve bakım işçileri doldurmuştur. Göçmen alımının kısıtlamalara tabi tutulduğu koşullarda göçmen kadınların özellikle düzensiz statüde ve kayıt dışı çalıştırılmaları bakım krizini aşmanın ucuz çözümü olmuştur. Hatta Dünya Sağlık Örgütü birçok ülkede sunulan hizmeti özellikle yaşlıların, engellilerin veya kronik hastalıkları olanların kurumsal bakım ihtiyaçlarının hane içinde karşılanmasına imkân tanımasıyla sağlık ve sosyal bakım sistemleri için görünmeyen bir sübvansiyon olarak tanımlamıştır. [1]Özetle ekonomik krizin yeni uluslararası iş bölümüyle çözülmeye çalışıldığı bu dönemde yeniden üretim krizi de başka bir uluslararası iş bölümüyle, çevre ülkelerden kadın işçilerin getirilmesine dayalı bakım işinin uluslararası transferiyle çözülmeye çalışılmıştır. 

Günümüzde yeniden üretim krizi güçlenerek varlığını sürdürmektedir. Dünyanın birçok bölge ve ülkesinde nüfus hızla yaşlanmakta, yaşam sürelerinin uzamasına bağlı olarak yaşlı nüfusta görülen demans ve çoklu hastalıklar sağlık hizmetlerine ve uzun dönemli bakım hizmetlerine olan ihtiyacı artırmaktadır. Özellikle Covid-19 salgınıyla birlikte evlerde bakımın önemi daha da kavranmış, bakımın bir insan hakkı olarak kabul edilmesi, ödenen ve ödenmeyen bakım hizmetlerinin birbirini tamamlayıcı biçimlerinin kamusal kaynaklarla desteklenmesi gerektiği, Birleşmiş Milletlerin yayınlarında da dile getirilmeye başlanmıştır. Uzun dönemli bakım hizmetleri esas olarak kadınların omuzlarında ve karşılıksız olarak sunulan hizmetler olmakla birlikte yaşlanma olgusu hane içindeki genç yaşlıların daha ileri yaşlılara bakar hale gelmesine yol açmakta ve bir çözümsüzlüğe işaret etmektedir. Kurum ve/veya hane düzeyinde hemşireler, yardımcı sağlık elemanları ve kişisel bakım işçileri tarafından sunulan bakım hizmetleri işgücü piyasasında düşük değerli emek olarak kabul edilmekte, yetersiz ücretler ve elverişsiz çalışma koşullarıyla belirlenmektedir. Kadın ağırlıklı üç grupta da çalışanlar arasında göçmen kadınlar önemli bir paya sahiptir, ancak kişisel bakım işçileri arasında özellikle Güney Avrupa ülkelerinde çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Bu ülkelerde yerel otoritelerin sunduğu kurumsal hizmetlerin taşeronlaşma yoluyla özel şirketlere kaydırılması ve nakdi ödemeler aileleri daha ucuz işgücü çalıştıran özel şirketlerden hizmet teminine veya evlerde enformel göçmen işçi istihdamına yöneltmektedir. 

Göçmen işçilere talep artmakta ancak “vasıfsız” addedilen kişisel bakım işçileri için yasal göç kanallarının açılmasında sıkıntılar olduğu gibi kamu ve özel sektördeki bakım kurumlarında ücretlerin yükseltilmesi ve çalışan sayılarının artırılması için gereken kamusal kaynaklar tahsis edilmemektedir.  Nüfusu azalan ülkeler açısından düzenli ve güvenli göç yollarının açılması, hem göçmenlerin insan haklarını korumak açısından hem de bu ülkelerde yaşlıların insan onuruna yakışan bakım hizmetlerine erişebilmesi açısından gereklidir. Ancak birçok ülkede göçmen karşıtı aşırı sağ hareketlerin yükselmesi, iktidara gelmesi ve artan ırkçılık düzenli göç kanallarının açılmasının ve bakım sunabilecek işgücü temininin önünde engeller olduğunu göstermektedir. Bu koşullar altında yeniden üretim krizinin çözülmesi adına kadınları tekrar geleneksel cinsiyet temelli iş bölümüne çekmeye çalışan, kadın bedenini denetlemeye, kadınları çok çocuk doğurmaya ve bakım işlerini üstlenmeye çağıran patriarkal cinsiyetçi ideoloji ve örgütlerin sesleri daha çok duyulur olmaktadır. 

Bilişsel Kapitalizm Dönemi 

2000’li yıllardan itibaren kapitalizmin büyümesinin bilgiye dayanması, sermaye birikiminin kurallarına göre işleyen bilgi temelli bir ekonominin kurulması, bilişsel kapitalizm dönemi olarak adlandırılmaktadır. Özellikle üniversitelerin piyasaya yönelmeleri ve bilginin sermayeye dönüşmesi için daha fazla girişim becerilerine sahip olmalarının hükümetlerce talep edildiği ve desteklendiği koşullarda geçmişteki özerkliklerini kaybeden üniversiteler sanayi ve iş dünyası tarafından fonlanan araştırmalar ile yeni yatırım ortaklıkları kurmaya, öğretimin uluslararasılaşması için parlak yüksek vasıflı göçmenleri öğrenci ve araştırmacı olarak kazanmaya teşvik edilmiştir. Bu durum bilim ve teknoloji alanındaki insan kaynaklarının hareketliliğini artırmış, gelişmiş ülkeler yüksek vasıflı göçmenleri çekmek için rekabet etmeye başlamıştır.  

Yüksek vasıflı göçmenler arasında kadınlar henüz azınlıktadır. Önceliğin bilişim, fen bilimleri ve mühendislik gibi erkek ağırlıklı sektörlere verilmesi, bu sektörlerdeki erkek egemen kültüre bağlı olarak kadınların uzmanlıklarından kuşku duyulan ‘öteki’ olarak kategorileştirilmeleri, kadınların daha çok ofis işleri, müşteri hizmetleri gibi yükselme imkanı kısıtlı alanlarda görevlendirilmeleri, kadınlar ve erkekler arasındaki sistematik ücret açığı ve kadınların bakım sorumluluklarına bağlı olarak kariyerlerine ara vermek durumunda kalmaları bu durumun nedenleri arasındadır. Yüksek öğretimde kadınların genel olarak sosyal ve idari bilimler ile sağlık alanlarında öğretim görmeleri, fenbilimleri ve mühendislik alanlarında daha az kadın öğrenci olması, bu alanlardaki yüksek vasıflılar arasında daha düşük oranda yer almalarına yol açmaktadır.  

Buna karşılık yukarıda belirtildiği üzere demografik nedenlere de bağlı olarak başta hemşireler ve doktorlar olmak üzere sağlık elemanlarına talep artarken, gelişmiş ülkelerde tıp ve hemşirelik alanından mezun olanların sayısının azalması, vasıflı göçmen işgücüne ihtiyacı artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde hem sağlık alanında hem STEM alanlarında öğretim gören kadınların oranının yükselmesi ve daha hareketli hale gelmeleriyle birlikte önümüzdeki dönemde vasıflı göçmenler arasında kadınların oranının artması beklenebilir.  

Öte yandan özellikle bilim insanların, araştırmacıların, sağlık personelinin göçü, göç veren ülkeler açısından ciddi kayıplara yol açmakta olup, bunun etkilerinin ayrıca ele alınması gerekmektedir. İnsan gücü kayıpları çevre ülkeleri bilim, teknoloji ve inovasyon yarışında geride bırakarak, onların kapitalist sistem içindeki eşitsiz konumlarını güçlendirmekte, temel sağlık hizmetlerinin sunumunda ciddi açıklar yaratmaktadır. 

Bu yazı, küresel kapitalizm içinde emek göçünün tarihsel dinamiklerini ve özellikle göçmen kadın emeğinin bu süreçteki yerini ele alıyor. Kapitalist üretim ve birikim rejimlerinin sürekliliği açısından göçmen işgücüne neden ihtiyaç duyulduğunu tartışırken, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki işgücü politikalarından günümüzdeki bakım krizine uzanan bir çerçeve sunuyor. 

Metin, göçmen kadınların imalat, hizmet ve bakım sektörlerinde yoğunlaşan emeğinin kapitalizm, patriarka ve ırkçılığın kesişiminde nasıl konumlandığını gösteriyor. Kadınların ücretli emek piyasasına katılımıyla birlikte ortaya çıkan yeniden üretim krizinin, Avrupa’da büyük ölçüde göçmen kadın emeği üzerinden çözüldüğünü ortaya koyuyor. 

Ayrıca artan bakım ihtiyacı, yaşlanan nüfus ve göç politikaları bağlamında güncel tartışmaları ele alan yazı, göçmen emeğinin küresel eşitsizlikler içindeki rolünü ve bakım emeğinin uluslararası transferini siyasal ve ekonomik bir perspektiften değerlendiriyor.  

 

Editör notu: Yazıda ele alınan başlıklar üzerine daha ayrıntılı bilgi için Gülay Toksöz’ün şu çalışmalarına bakılabilir:

Gülay Toksöz, Emanet Emek – Göç Yollarında Kadınlar, Dipnot Yayınları, Ankara, 2021.
Gülay Toksöz, “Kapitalizmin İşgücü Talebi ve Göçmen Kadın Emeği”, Çalışma ve Toplum, 2023, 4/79.
https://www.calismatoplum.org/wp-content/uploads/2024/02/2023_79_toksoz.pdf

Gülay Toksöz, “Yaşlanan dünya nüfusu ve artan bakım hizmetleri ihtiyacı: Bakım hizmetlerini kim sunacak? İnsanların yerini robotlar mı alıyor?”, Çalışma ve Toplum, 2025, 4/87.
https://www.calismatoplum.org/makale/yaslanan-dunya-nufusu-ve-artan-bakim-hizmetleri-ihtiyaci-bakim-hizmetlerini-kim-sunacak-insanlarin-yerini-robotlar-mi-aliyor/ 

[1]  WHO (2017) Women on the Move: migration, care work and health, Geneva. S.6-9 https://www.who.int/publications-detail-redirect/women-on-the-move-migrationcare-work-and-health 

 

 

 

Kapitalizmin Üretim ve Yeniden Üretim Krizlerini Aşmada Yeni İnsan Kaynağı: Göçmen Kadınlar
0:00 / 0:00