Yoksullaşarak Yaşlanma: Biriken Eşitsizlikler ve Türkiye’de Kadın Yoksulluğu

Emel Memiş5 Mart 2026

Yaşam döngüsü boyunca toplumsal sınıf, cinsiyet, statü ve konuma göre deneyimlenen eşitsizlikler birikerek, yaşlılıkta özellikle de kadınları yoksullaştıran sonuçlar doğurur. Emek gücünün yeniden üretimi büyük ölçüde kadınların ücretsiz emeği tarafından sağlanırken, bu emek sosyal güvenlik haklarına dönüşmez. Feminist politik iktisatta patriyarkal kapitalizm, yalnızca meta üretimi ve ücretli emek süreçleri üzerinden değil, aynı zamanda emek gücünün günlük ve kuşaklar arası yeniden üretimi üzerinden analiz edilir. Kapitalizm çelişkili ve istikrarsız bir yeniden üretim sürecine sahiptir; emeğin yeniden üretimine ihtiyaç duyar ancak bu sürecin maddi koşullarını doğrudan değil,dolaylı biçimde düzenler. Bu nedenle kapitalizmin yeniden üretimi yalnızca piyasa ve meta ilişkileriyle değil, haneler, devlet ve toplumsal normlar aracılığıyla gerçekleşir.  

Feminist politik iktisat çerçevesi, Türkiye’de yaşlı kadın yoksulluğunu anlamak için açıklayıcı bir yaklaşım sunar. Sözünü ettiğimiz çelişkili yapı yaşlılıkta daha görünür hâle gelir. Bakım ihtiyaçlarının kamusal olarak karşılanmadığı, sosyal koruma ve güvencenin aileci, cinsiyetli yapısı sonucu erişimin kısıtlandığı koşullarda, emek gücünün yeniden üretimi büyük ölçüde hane içinde kadın emeği tarafından karşılanır. Aynı zamanda, emek piyasasında ücretler sadece piyasada belirlenen bir fiyat değildir, ücretler “tarihsel ve ahlâki” unsurlar taşır. Bu bağlamda emek piyasasındaki ücret eşitsizliklerinin nasıl sistematik olarak kadın emeğinin daha düşük ücretlendirilmesine neden olduğu; bunun mevcut patriyarkal ilişkileri nasıl güçlendirdiği ve yeni bağımlılık süreçleri yarattığı daha net biçimde anlaşılır. Çalışma yaşamı boyunca taşıdığı bakım yükü nedeniyle düşük ücretli, kayıt dışı, esnek, geçici istihdam koşullarında çalışan kadınlar sosyal güvenlik sistemine çok sınırlı erişir, dolayısıyla yaşlılıkta ya başkaları üzerinden düşük emekli gelirine sahip olur ya da dul aylıklarına bağımlı hâle gelir. 

Şimdi tüm bu süreci gözlemleyebilmek için Türkiye’de yoksulluk ve sosyal koruma alanına ilişkin göstergelere bakalım. Ne yazık ki yoksulluğun cinsiyetçi boyutlarını görünür kılacak resmi veri ve ölçümler yok. Yaşlı kadın yoksulluğu; taşıdığı kesişimsel nitelikleri itibariyle yalnızca gelir yetersizliğiyle açıklanabilecek ve çözülebilecek bir mesele değil, çok boyutlu yapısal bir durumdur. Buna karşın, göstergeler çoğunlukla hane düzeyinde elde edilen gelir temelli göstergelere dayanıyor ve cinsiyet ayrımında  dahi çok kısıtlı bilgi sunuyor. Söz konusu sınırlı kapsamda dahi değerlendirildiğinde 2024 yılı itibarıyla Türkiye genelinde gelir esaslı göreli yoksulluk oranının, kadınlarda %19,1 iken erkeklerde %17,3 düzeyinde olduğu görülüyor.(1) 

Gelir esaslı yoksulluk ölçümleri, hane içinde gelirin eşit paylaşıldığını varsayıyor; bu varsayım ise hane içi güç ilişkilerini, bakım emeği yükünü ve cinsiyetçi kaynak dağılımını görünmez kılıyor. (2) Gelirle sınırlı düşünüldüğünde Türkiye’de 2023 yılı verilerine göre, 65 yaş ve üzeri erkeklerin %97’sinin kendi geliri varken, kadınların sadece %68’inin kendine ait bir geliri olduğu görülüyor. Bu gelirlerin varlığı ve yokluğu dışında düzeyi de toplumsal cinsiyet açısından farklılık gösterir. Kendine ait geliri olan erkeklerin %97’si emekli aylığı alırken, kendine ait geliri olan kadınların sadece %46,5’uğu bu gelire sahip. Aynı yaş grubunda kadınların %59,5’u dul/yetim maaşı (ölüm aylığı) alıyor (TÜİK, 2023 GYKA). Emekli maaşının düzeyi dul/yetim maaşının ortalama yaklaşık bir buçuk katı kadar” (Özar ve Memiş, 2024). Bu sınırlılıklar, yoksulluğun daha bütüncül biçimde izlenmesini sağlayan çok boyutlu ölçümlerin önemini daha da artırıyor. Türkiye’de resmi ölçümler 2015 yılından itibaren hesaplanan yoksulluk veya sosyal dışlanma riski (AROPE) (at risk of poverty or social exclusion) göstergesini de dahil etti. Burada göreli yoksulluk, maddi ve sosyal yoksunluk ile düşük iş yoğunluğu boyutlarını birlikte ele alarak toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin bir nebze daha kapsamlı biçimde değerlendirilmesine imkân sunuyor. Kesişimsel yaklaşımla değerlendirdiğimizde; yaşlılık ve yoksulluğun sadece gelirle sınırlı tutulması, parasal veya maddi yoksunluk ölçümleriyle ele alınması, yaşlıların deneyimlerini gözlemlemeye imkân vermiyor. Bu kısıtlı bakış açısı, gruba özgü dezavantajların göz ardı edilmesine yol açıyor. Örneğin, ödeme güçlüğü göstergeleri içinde yaşlı bireyler için kritik öneme sahip sağlık harcamalarının yer almaması önemli bir eksiklik. 

Söz konusu göstergelere göre, 2015 yılından 2019 yılına kadar özellikle 65 yaş ve üzeri nüfus açısından göreli bir iyileşme gözlemlenirken, 2021 sonrasında bu eğilim belirgin biçimde tersine döndü. 2021’de %16,8 olan yaşlı nüfusta yoksulluk ve sosyal dışlanma riski 2023’te %23,1’e yükseldi, 2025 itibarıyla ancak %22,8 düzeyine gerilemiş durumda. Bu bozulma, yalnızca demografik yaşlanmayla açıklanamayacak yapısal bir dönüşüme işaret ediyor. Özellikle kadınlar açısından tablo daha da olumsuz. 2025 yılında 65+ yaş grubunda kadınların yoksulluk ve sosyal dışlanma riski %23,6 iken erkeklerde bu oran %21,8 düzeyinde (Tablo 1).  

DİSK-AR tarafından 2025 yılı Temmuz ayında yayınlanan Türkiye’de Emeklilerin Durumu: Emekli Aylıkları, Emekli Sayıları ve Ayrılan Kaynaklar başlıklı araştırması,(3) Türkiye’de emeklilerin nüfus içindeki payı artarken emekli aylıklarının hem asgari ücret hem de kişi başına GSYH’ye oranla gerilediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Çalışmaya göre ortalama emekli aylığı 2003 yılında asgari ücretin %36 üzerindeyken, 2025’te asgari ücretin %22 altına düşmüş; ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı ise %46,4’ten %29’a gerilemiş durumda. Emekli aylıkları ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH içindeki payı AB-27’de ortalama %9,8 iken Türkiye’de %3,7 düzeyinde kaldı (DİSK-AR, 2025). 

2021-2025 döneminde, Türkiye’de emekli maaşları nominal olarak artmış olsa da bu artışlar yüksek enflasyon karşısında reel satın alma gücünü koruyamadı. Enflasyon oranlarının altında kalan maaş artışları, sabit gelirli yaşlı nüfusun temel tüketim kalemlerine erişimini giderek zorlaştırdı. Gıda, barınma, enerji ve sağlık harcamalarındaki hızlı fiyat artışları, özellikle tek gelir kaynağı emekli maaşı olan haneler üzerinde ağır bir yük yarattı. Bu gelişme, 65 yaş ve üzeri nüfusta AROPE göstergelerinde gözlenen kötüleşmenin temel nedenlerinden biri oldu. En düşük emekli maaşı 2021 Ocak ayında 2.327 TL iken 2025 Ocak ayında 14.469 TL’ye yükseltildi. Bu artış nominal olarak yaklaşık 6,2 katlık bir artışa karşılık gelse de aynı dönemde gıda fiyatları 6,4 kat, kira endeksi ise 7,5 kat arttı (Tablo 2 ve 3). Başka bir ifadeyle, nominal maaş artışları yaşlı nüfusun gerçek yaşam maliyetlerindeki artışın gerisinde kaldı.  

Emekli maaşlarının reel olarak erimesi, sosyal koruma sisteminin koruyucu işlevinin zayıfladığını gösterdi. Bu nedenle sosyal koruma harcamalarının hem düzeyi hem de bileşimi daha da önemli geldi.  

Türkiye’de sosyal koruma harcamalarının GSYH içindeki payı 2024 itibariyle yaklaşık %10,4 düzeyinde sabitlenerek OECD ortalamasının (%21 civarı) belirgin biçimde altında kaldı. Harcamaların yaklaşık yarısı emeklilik ve yaşlılık ödemelerinden oluşmasına rağmen, bu kalemlerin reel değerindeki gerileme, sistemin gelir güvencesi sağlama kapasitesini zayıflatıyor. Yardım alan kişi sayısı artarken kişi başına düşen reel destek miktarının azalması, sosyal korumanın yoksulluğu telafi edici etkisini sınırlıyor. Kadınlar açısından tablo daha da çarpıcı. Emekliler içindeki kadın oranı hâlen çok düşük düzeyde (%22) ve dul-yetim aylıkları ile yaşlılık desteklerinin hem reel değeri hem de sosyal koruma harcamaları içindeki payı geriliyor. Yüksek enflasyon koşullarında hane içi kaynak dağılımındaki eşitsizlikler dikkate alındığında, bu süreç kadınlar için daha düşük fiili alım gücü ve artan ekonomik risk anlamına geliyor.  

TÜİK Sosyal Koruma İstatistiklerine göre, sosyal koruma kapsamında maaş veya yardım alan kişi sayısı 2021–2024 döneminde belirgin bir artış gösterdi. 2021 yılında toplam 14,6 milyon kişi maaş alırken, bu sayı 2024 itibarıyla 17,5 milyona yükseldi. 2021 yılında kadınların payı yüzde 43 iken 2024’te bu oran yüzde 40’a geriledi. Aynı dönemde toplam maaş ve yardım sayısı ise 15,4 milyondan 18,3 milyona yükseldi. Bu artış, sosyal koruma sisteminin kapsadığı nüfusun genişlediğine işaret ediyor olsa da artışın niteliği ve toplumsal cinsiyet boyutu dikkatle değerlendirilmeli. Emekli ve yaşlı maaşı alan kişi sayısı 2021 yılında 10,25 milyon iken, 2024’te 12,94 milyona ulaştı. Bu artış, emekli/yaşlı maaşı alan nüfusun yaklaşık yüzde 20 arttığını gösteriyor. Ancak bu grubun cinsiyet dağılımı oldukça dengesiz. 2024 itibarıyla emekli/yaşlı maaşı alanların 9,7 milyonu erkek ve yalnızca 3,24 milyonu kadındır.  Bu durum, kadınların istihdamdan dışlanması, kayıt dışı çalışma ve kesintili iş yaşamı nedeniyle emeklilik sistemine sınırlı erişimlerinin bir sonucu. Yaşlılıkta gelir güvencesi, kadınlar açısından büyük ölçüde dolaylı bir yapıya sahip.  

Dul ve yetim maaşı alan kişi sayısı 2021 yılında 3,95 milyon iken, 2024’te 4,22 milyona yükseldi. Bu grubun en çarpıcı özelliği, neredeyse tamamının kadınlardan oluşması. 2024 verilerine göre dul ve yetim maaşı alanların 3,92 milyonu kadın, yalnızca 298 bini erkektir. Bu rakam da sosyal koruma sisteminin kadınları büyük ölçüde aileyi merkeze alan bir refah mekanizması üzerinden kapsadığını gösteriyor.  

2021–2024 döneminde emekli ve yaşlı maaşı alan kişi sayısı hızla artarken, emekli maaşlarının reel değeri aynı ölçüde artmadı. Sosyal koruma kapsamı genişlemesine rağmen, sistemin hak temelli ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir yapıya kavuştuğunu söylemek güç. Maaş ve yardım alan kişi sayısındaki artış, yoksulluğun azaldığını değil; aksine, düşük gelirli, yaşlı ve bakım yükü taşıyan hanelerin sosyal transferlere daha fazla bağımlı hâle geldiğini gösteriyor. Kadınların sosyal koruma sistemine kendi elde ettiği gelir itibariyle doğrudan katılımının sınırlı olması, yoksulluğun cinsiyetli biçimde yeniden üretildiğine işaret ediyor.  

Türkiye’de yaşlı kadın yoksulluğu 65 yaşına erişildiğinde bir anda ortaya çıkmıyor; yaşam döngüsü boyunca biriken eşitsizliklerin yaşlılıkta yoğunlaşmasıyla oluşuyor. Ücretsiz bakım emeğine dayalı toplumsal yeniden üretim düzeni kadınların emek süreçlerini düşük ücretli ve güvencesiz biçimlerde şekillendirirken, bu örüntü sosyal güvenlik haklarına erişimi de sınırlıyor. Bu bağlamda sosyal korumanın kadınların yaşlılık dönemlerini, dul-yetim aylıkları üzerinden aile içindeki konumlarıyla tanımlaması, kadınları hak sahibi olmaktan uzaklaştırıyor.  Yaşlı kadın yoksulluğu, içinde yaşadığımız sistemin toplumsal cinsiyetçi yapısı içinde üretiliyor.  

 

-Şemsa Özar ve Emel Memiş. Yoksulluk, Ekonomi Bizim (de) Meselemiz, Kadın İşçi, 4.5.2021, https://www.kadinisci.org/ekonomi-bizim-de-meselemiz/ 

-Şemsa Özar ve Emel Memiş. Eşit İşe Eşit Ücret. Yasalarda Var, Uygulamada Yok, BÜMED Dergi , 2020. 

-Şemsa Özar ve Emel Memiş (2024) Feministler İçin Yeni Bir Mücadele Alanı: Yaşlı Kadın Yoksulluğu. Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, Sayı 45.  

-CEİD. 2026. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İzleme Raporu.  

(1) Eşdeğer hanehalkı gelirinin medyanının %60’ının altında kalanları yoksul olarak tanımlayan resmi ölçümler. 

(2) Göstergeler üzerinden yapılan değerlendirme yakında yayınlanacak CEİD Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İzleme Raporu için hazırlanmıştır.   

(3) https://arastirma.disk.org.tr/wp-content/uploads/2025/07/Turkiye-Emekliler-Raporu-Temmuz-2025.pdf 

 

Yoksullaşarak Yaşlanma: Biriken Eşitsizlikler ve Türkiye’de Kadın Yoksulluğu
0:00 / 0:00