6 Şubat Depremleri Sonrası Yeniden İnşanın Sınıf Karakteri

Sinem Bağçe6 Şubat 2026

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremler, on yıllardır inşaat sektörü üzerinden sürdürülen büyüme modelinin bütün çelişkilerini de açığa çıkardı. Enkazın altından sağ çıkan milyonlar için yeniden inşa, barınma hakkı ve hayatta kalma mücadelesi anlamına gelirken hükümet ve sermaye çevreleri için bu süreç, çok daha farklı bir içerik kazandı: kriz koşulları altında devasa bir kamu kaynağı transferi.

Hafta başından bu yana kamuoyuna servis edilen ve bir başarı hikayesi olarak kurgulanan bütçe dağılımı metinleri, deprem sonrası sürecin mali portresini devasa rakamlar üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyor. Ancak, merkezi bütçeden ayrılan 3,6 trilyon liralık kaynak, kağıt üzerinde rekor bir yatırım büyüklüğüne işaret etse de konut teslimatlarındaki kronik gecikmeler ve istihdama ayrılan payın sembolik düzeyde kalması, afet sonrası mali yönetimin tercihini insani kalkınma yerine inşaat odaklı büyüme lehine kullandığını açıkça ortaya koyuyor.

Bu yazıda son üç yılda gerçekleşen merkezi bütçeleri inceleyecek; kapalı ihaleler ve rezerv alan kararları aracılığıyla nasıl seçici (klientalist) bir sermaye birikimi, mülksüzleştirme ve sınıfsal dışlama mekanizması olduğunu ortaya koymaya çalışacağım.

Mali Mimari: Beklenenle Gerçekleşen Arasındaki Uçurum

Deprem sonrasında kamuoyuna sunulan söylem, devletin tüm kaynaklarını depremzedeler için seferber edeceği üzerineydi. Afet sonrası kalkınma deneyimlerinde kamu bütçelerinin nasıl dağıtıldığı ve planlanan/gerçekleşen başarısına bakılır. Afet sonrası akut olarak kamusal kaynakların ağırlıkla doğrudan hanehalkı desteklerine, geçim kaybı telafisine, küçük esnaf ve tarımsal üretimin desteklerine ve sosyal hizmetlere yönelmesi beklenir. Toparlanmanın merkezine, depremzedelerin günlük yaşamını koyan bir mali anlayışı gerekmektedir. Ancak geçtiğimiz üç yıla ait gerçekleşen bütçelere baktığımızda yaşanan bundan çok uzaktadır.

Doğrudur; 2023, 2024 ve 2025 döneminde deprem sonrası iyileştirme ve yeniden inşa için ayrılan toplam kamu kaynağı yaklaşık 3,6 trilyon liradır (2024’te merkezi bütçe yaklaşık 11 trilyon TL, 2025’te ise 14,7 trilyon TL). Kamuoyuna servis edilen raporlarda istihdam için harcandığı belirtilen 2,9 milyar lira, ilk bakışta yüksek bir meblağ gibi görünse de toplam 3,6 trilyon liralık afet bütçesinin yalnızca binde 8’ine tekabül etmektedir. Benzer şekilde yerel yönetimlere aktarılan 4 milyar liralık kaynak, toplam harcamanın ancak binde 1’idir. Bu durum, bütçenin ‘insani kalkınma’ ve ‘yerel demokrasi’ kalemlerini sembolik düzeyde bırakan, kaynağın aslan payını ise inşaat sermayesine kanalize eden klientalist (seçici) karakterini sayısal olarak ispatlamaktadır

Buna ek olarak, kamuoyunda akıbetinin ne olduğu sıkça sorulan Türkiye Tek Yürek kampanyasıyla 108,6 milyar lira bağış toplanmış; bunun neredeyse tamamı hane destekleri ve geçici barınma için kullanılmıştır. Uluslararası kuruluşlarca sağlanan hibeler (yaklaşık 75-80 milyar TL) ve krediler için de Hazine ve Maliye Bakanı’nın sunduğu verilere göre; bugünün değerlemesi ile deprem vergilerinden elde edilen 224 milyar lira, toplam harcamanın sınırlı bir bölümünü karşılamış; yük esas olarak merkezi bütçe üzerinden taşınmıştır. Bu çerçevede, 2026 bütçesinde deprem hasarları için 653 milyar lira ek ödenek öngörülmektedir.

2023 Ek Bütçe dahil, 2023, 2024 ve 2025 Merkezi Yönetim Bütçeleri okunduğunda, afetle ilişkilendirilen harcamaların %60-70’inin büyük hacimli konut ve altyapı inşaatına ayrıldığı görülmektedir. Buna karşılık, KOSGEB destekleri, tarımsal telafi programları, küçük işletmeler ve yerel üretime yönelik harcamaların toplam bütçe içindeki payı %5’in dahi altındadır. Sosyal hizmetler ve doğrudan gelir destekleri ise geçici ve sınırlı kalemler olarak yer almıştır. Hükümetin servis ettiği raporda gururla sunulan ‘433.667 konutun hak sahibi belirlendi’ ifadesi, teknik bir illüzyondan ibarettir. Hak sahipliğinin belirlenmiş olması, konutun inşa edildiği veya depremzedeye teslim edildiği anlamına gelmemektedir. Ocak 2026 itibarıyla sahadaki anahtar teslimi verileri incelendiğinde, gerçekleşme oranının yüzde 30-35 bandında takılı kaldığı görülmektedir. 3,6 trilyon liralık devasa kaynağın harcandığı iddia edilmesine rağmen, her üç depremzededen ikisinin hala kalıcı konutuna kavuşamamış olduğunu göstermektedir.

Bu tablo, devletin depremi olağanüstü toplumsal yıkım olarak ele almadığını, aksine yönetilmesi gereken bir yatırım krizi olarak gördüğünü göstermektedir.

2023, 2024 ve 2025 dönemine ilişkin bütçe verileri, deprem sonrası yeniden inşa sürecinin açık biçimde inşaat merkezli bir mali mimari üzerinden kurgulandığını göstermektedir. 2023 yılını, depremin mali yükünün bütçeye en sert biçimde yansıdığı ve kamu kaynaklarının kitlesel olarak inşaat sektörüne aktarıldığı ilk şok fazı olarak değerlendirebiliriz. Bu kapsamda 7457 sayılı Ek Bütçe Kanunu ile toplam 527,29 milyar lira ödenek doğrudan konut inşası, altyapı onarımı ve kamu binalarının ihyası için tahsis edilmiştir. Aynı yıl AFAD’ın yılsonu toplam ödeneği 854 milyar liraya ulaşmış, bunun yaklaşık %93’ü (797,1 milyar TL) Sermaye Transferleri kalemine harcanmıştır; bu durum afet yönetiminin temel işlevinin konut inşası üzerinden sermaye aktarımı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kalem, büyük ölçüde TOKİ ve büyük inşaat şirketlerine yapılan hakediş ve avans ödemelerinden oluşmaktadır. Hane halkına yapılan doğrudan yardımlar ise toplam harcama içinde tali bir yer tutmaktadır.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) bütçe kullanımına bakıldığında bu tercihi netleşiyor. Çünkü AFAD asli görevinden uzaklaşarak özel bütçeli bir devlet kurumu kimliğiyle farklı bir rol ile hareket etmeye başlamıştır AFAD özel hesabından yapılan 106,7 milyar liralık toplam harcamanın %41,6’sı (44,48 milyar TL) afetzedelere yönelik doğrudan nakdi yardımlardan oluşmuştur.

2024 yılı bütçesi, yeniden inşa rejiminin kurumsallaştığı bir evreye işaret etmektedir. Bu dönemde sermaye giderleri 2023’ün aynı dönemine kıyasla %115 artarak 287,5 milyar TL’ye ulaşmış, İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri harcamaları ise %438,3 ile bütçedeki en yüksek artış oranına ulaşmıştır. 2024 yılında AFAD’ın toplam harcaması 569,7 milyar lira olmuştur. Harcama kompozisyonunun neredeyse tamamı yeniden inşa ve iyileştirme faaliyetlerine yönelmiştir.

2025 yılına gelindiğinde, merkezi yönetim bütçesi 14,6 trilyon lira olarak öngörülmüş; bu dönemde mega projelerin bütçedeki payı konsolide edilmiştir. AFAD’ın 2025 performans hedefleri kapsamında yalnızca Deprem Konut İnşaatı faaliyetine ayrılan kaynak 243,0 milyar TL olarak planlanırken, hak sahibi afetzedelerin kendi konutlarını yapmalarına yönelik destekler 896,4 milyar lira olarak öngörülmüş; ancak bu tutar, genel bütçe büyüklüğü ve toplam inşaat hacmi karşısında yapısal olarak ikincil bir konumda kalmaya devam etmiştir.

Yani hükümet, bütçe disiplinini yoksulun sosyal destekleri üzerinde işletmiş; inşaat sermayesi için ise sınırsız bir kredi ve garanti hattı açmıştır. Beklenenle gerçekleşen arasındaki uçurum, afet sonrası tercihlerin sınıfsal karakterini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.

OHAL ve İhaleler

Bu mali mimarinin hukuki ve idari zemini OHAL düzenlemeleriyle kuruldu, bunu artık hepimiz biliyoruz. Deprem sonrası aciliyet gerekçesiyle Kamu İhale Kanunu’nun 21/b maddesi, yani pazarlık usulü, olağan bir uygulama haline getirildi. İlan yapılmaksızın, rekabet koşulları askıya alınarak verilen bu ihaleler, kamu kaynaklarının rekabete kapalı şekilde dağıtılmasının önünü açtı.

2023 yılında depremin hemen akabinde, devlet-sermaye ilişkilerinin ilk şok fazı olarak değerlendirdiğimiz yılda, Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da 10-15 milyar liralık mega ihale paketleri peş peşe dağıtıldı. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, Kuzu Grup, Kolin, Doğuş, Rönesans (REC), YDA, Yapı Merkezi ve Torkam gibi iktidarla yakın ilişkileri bilinen holdinglerin ihalelerin aslan payını aldığını gösteriyor. Örneğin Hatay Samandağ’daki tek bir konut ihalesi 6 milyar lirayı aşarken, Adıyaman İndere’deki projelerin toplam bedeli 13 milyar lirayı geçmiştir.

Bu rakamlar, mikro düzeydeki desteklerle karşılaştırıldığında sınıfsal tercih daha da görünür hale geliyor. Deprem bölgesinde küçük esnafa, köylüye ve KOBİ’lere ayrılan toplam destek hacmi 5-8 milyar lira bandında kalırken, tek bir büyük inşaat ihalesi bu tutarı aşabilmektedir. Bu durum bir tesadüf değil; bilinçli ve planlı bir tercihtir. 2024 ve 2025 yıllarında ihalelerin hacmi nispeten küçülmüş, süreç rutinleşmiştir. Ancak bu da rejimin kurumsallaştığını göstermektedir.

Rezerv Alanlar: Mülksüzleştirme Yoluyla Birikim

Mekansal düzeyde ise deprem sonrası süreç, tam anlamıyla bir mülksüzleştirme pratiğine dönüşmüştür. Özellikle kent merkezlerinde ve rant potansiyeli yüksek bölgelerde ilan edilen rezerv alan kararları, mülkiyet hakkını yürütme gücü karşısında savunmasız bırakmıştır.

Hatay’da Antakya’nın tarihi merkezleri, Odabaşı gibi mahalleler ve Defne’deki değerli alanlar, hangi bilimsel kriterlere dayandığı açıklanmaksızın rezerv alan ilan edilmiştir. Acele kamulaştırma kararlarıyla insanlar yıllardır yaşadıkları mahallelerden çıkarılmış; bu alanlar TOKİ projelerine devredilmiştir. Şehir plancılarının raporları, planlama süreçlerinin kapalı yürütüldüğünü, halkın ve bağımsız uzmanların sürece dahil edilmediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu süreçten en ağır darbeyi ise kiracılar almıştır. Yeniden inşa politikaları mülk sahipliği ve borçlandırma üzerine kurulduğu için, deprem bölgesinde nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan kiracılar, konut hakkından bütünüyle dışlanmıştır. Onlar için sunulan tek çözüm, konteyner kentlerde belirsiz bir yaşam ya da bölgeyi terk etmektir.

Resmi Anlatı ve Somut Gerçeklik

İktidar ve yandaş medya, bu süreci devasa bir umut hikayesi olarak sunmaktadır. Anahtar teslim törenleri, şantiye görüntüleri ve performans sayıları ekranlardan düşmemektedir. Ancak sahadaki veriler bu anlatıyı boşa çıkarmaktadır.

Bağımsız plancı kuruluşların verilerine göre, Ocak 2025 itibarıyla hedeflenen konutların yalnızca %31’i teslim edilebilmiştir. Hatay’da bu oran %23 seviyesindedir. Üstelik, AFAD 2026 Bütçe Performans Raporu’na göre de 2025 yılında teslim edilen konut sayısında neredeyse ilerleme kaydedilememiştir. Rapor, 2025 ve 2026 yılları için yapımı tamamlanacak konut sayısı hedefini agresif bir şekilde artırmaktadır. Ancak bu, aslında Ocak 2025 itibarıyla sahadaki birikmiş gecikmeyi resmi olarak itiraf etmektedir. 2026 hedefleri oldukça yüksek tutulmuştur, çünkü 2023 ve 2024 yıllarında planlanan teslimatların yapılamamıştır.

Yani depremzedelerin büyük çoğunluğu hepinizin bildiği üzere halen konteynerlerde, sağlıksız koşullarda yaşamaktadır. Buna karşın gerçekleşen bütçeler nezdinde sermaye, hakedişlerini almış ve kar marjlarını garanti altına almıştır.

Hukuki düzeyde ise cezasızlık sürmektedir. On binlerce insanın ölümüne yol açan ihmaller zincirinin sorumluları hakkında açılan davalar, indirimler ve beraatlerle sonuçlanmaktadır.

Sonuç: Yeniden İnşa Edilen Birikim Rejimi

Sonuç olarak, 6 Şubat depremleri sonrası Türkiye’de tanık olduğumuz şey bir iyileşme değil; eşitsizliği daha da derinleştiren bir ekonomik düzeninin yeniden inşasıdır. Hükümet, afet sonrasında yaşanan krizi kamu kaynaklarını siyaseten bağlı sermaye gruplarına aktararak aşmayı tercih etmiştir. Mülksüzleştirme, borçlandırma ve mekansal dışlama yoluyla emekçi sınıfları kentlerin dışına itmiştir.

Yeniden inşa edilen şehirler, depreme dayanıklı yaşam alanlarından çok, sermayenin krizlerini erteleyen beton anıtlardır. Bu düzenin değişmesi, barınma hakkının bir piyasa metası olmaktan çıkarılıp kamusal bir hak olarak yeniden kazanılmasıyla mümkündür. Aksi halde her yeni sarsıntı, yalnızca binaları değil, halkın elinde kalan son yaşam alanlarını da yutmaya devam edecektir.

 

1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2023 Yılı Performans Programı, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2022.
2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2023 İdare Faaliyet Raporu, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2024.
3) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2023 Yılı Acil Yardım Harcamaları Raporu, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2024.
4) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2024 Yılı Performans Programı, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2024.
5) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2024 İdare Faaliyet Raporu, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2025.
6) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2025 Yılı Performans Programı, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2024.
7) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 2026 Yılı Performans Programı, T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 2025.
8) T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu, Ankara, 2022.
9) T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu, Ankara, 2023.
10) T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu, Ankara, 2024.