Çocukların Aç Kaldığı Bir Ülke ve Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği

Dilek Akansu19 Kasım 2025

Türkiye’de her sabah milyonlarca çocuk okul kapısından içeri giriyor. Kimisi kahvaltı etmiş, kimisi edememiş. Kiminin çantasında bir parça tost, kiminin evinde çantasına koyacak bir parça yiyecek bile yok. Üstelik TÜİK, UNICEF ve akademik araştırmalar Türkiye’de her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini açıkça gösteriyor.

Bu, bireysel bir yoksulluk hikâyesi değildir. Çocuk açlığını ortaya çıkaran; yıllardır süren ekonomik tercihlerle derinleşen sınıfsal eşitsizlikler, hızla artan gıda fiyatları, bozulan gelir dağılımı, eriyen alım gücü ve zayıflayan sosyal devlet mekanizmalarıdır. Böyle bir ülkede çocukların aç kalması tesadüf değil; toplumsal yapının nereye evrildiğini gösteren acı bir gerçektir. Bir çocuk okula aç geliyorsa bu ne onun tercihi ne de ailesinin ihmali olabilir. Bu tablo, ülkenin ekonomik düzeninin, sosyal politikalarının ve sınıfsal adaletsizliklerinin doğrudan yansımasıdır.

Tam da bu nedenle kamusal sorumluluk devreye girmek zorundadır. Bir çocuk evdeki koşullar nedeniyle aç gelebilir ama okul onun doyabileceği yer olmalıdır. Her çocuk okulda sağlıklı, dengeli ve besleyici bir öğünle buluşmalıdır. Devlet, en temel yükümlülüklerinden biri olarak her çocuğu günlük bir öğün sağlıklı ve sıcak yemekle buluşturmakla görevlidir.

Türkiye 12 yıl zorunlu eğitimin uygulandığı bir ülke; anaokulunu da dahil edersek çocuklarımız 13–14 yıl boyunca, yılda yaklaşık 180 gün okula gitmek zorunda. Eğitim, çocukların okulda bulunduğu her saat boyunca temel ihtiyaçlarının karşılandığı, insan onuruna uygun koşulların sağlandığı bir bütündür. Ancak, bugün Türkiye’de eğitime ayrılan bütçenin büyük kısmı personel giderlerine yönelmekte; doğrudan çocuğa yapılan harcamalar OECD ülkeleri arasında en düşük seviyelerde kalmaktadır.

Bu durum, devlet okullarının “devlet okulu” niteliğini fiilen sınırlamaktadır. Çünkü eğitimin eşitlik anlamı yalnızca ders kitaplarının ücretsiz dağıtılmasından ibaret değildir. Devletin sadece kitap masraflarını karşılaması, çocuğun eğitim hayatındaki diğer tüm zorunlu ihtiyaçların — yemek, su, kırtasiye, ulaşım, kıyafet ve günlük okul giderlerinin — büyük ölçüde velilerin omzuna bırakıldığı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Yoksulluğun derinleştiği bir ülkede bu yük artık taşınamaz durumdadır.

Ücretsiz okul yemeği bir sosyal yardım değildir; bir iyilik, bir lütuf, bir ikram hiç değildir. Bu politika, çocukların yaşam hakkının, sağlığının ve eğitime eşit erişiminin ayrılmaz bir unsurudur. Yapısal eşitsizliklere karşı en hızlı, en düşük maliyetli ve en etkili kamusal müdahalelerden biridir. Ücretsiz okul yemeği, çocukların bugününü güçlendirirken ülkenin yarınını da güvence altına alır. Bu politika bir tercih değil, bir mecburiyettir. Bir ülkenin geleceği, çocuklarının aç karnına değil; doymuş, güvende ve eşit koşullarda eğitime başlamasına bağlıdır.

Görünmeyen Kriz: Okullarda İçilebilir Su Yok

Beslenme hakkı, temiz içme suyu hakkından ayrı düşünülemez. Fakat bugün Türkiye’de binlerce okulda çocuklar temel bir yaşamsal gereksinime, yani temiz içme suyuna erişemiyor.

Araştırmalar gösteriyor ki birçok okulda musluk suyu içilebilir nitelikte değil, çocuklar her gün pet şişe su taşımak zorunda bırakılmakta, aileler ağırlaşmış gıda fiyatlarının yanında okula su gönderme masrafını da karşılamak zorunda kalmaktadır ve kantinlerden alınan pet şişe su yoksul aileler için ulaşılması güç bir harcamaya dönüşmüştür. Bu tablo yalnızca altyapı eksikliği değildir; çocuk sağlığının sistematik biçimde ihmal edildiğinin göstergesidir.

Oysa çözüm son derece uygulanabilir ve ekonomik olarak hafiftir: Okullara kurulacak basit arıtma sistemleri, milyonlarca çocuğun ücretsiz, temiz ve güvenli içme suyuna erişimini anında sağlayabilir. Bu, kamusal bütçenin “lüks” harcamalarıyla karşılaştırıldığında yok denecek kadar düşük bir maliyet gerektirir; fakat etkisi bir neslin sağlığını koruyacak kadar büyüktür. Bu nedenle bir öğün besleyici yemek + temiz içilebilir su, her çocuğun hakkıdır ve devletin en temel yükümlülüklerinden biridir. Bu iki hak olmadan hiçbir eğitim politikası, hiçbir eşitlik iddiası gerçek anlamda yaşama geçemez.

Gizli Açlık: Karnı Doyan Ama Beslenemeyen Bir Kuşak Büyüyor

Türkiye’de çocukların bir bölümü aç; fakat daha büyük bir bölümü gizli açlık denilen, sessiz ve derin bir yetersiz beslenme durumu ile karşı karşıya. Gizli açlık, çocuğun karnının doymasıyla maskelenir; fakat vücudu ve zihni, gelişim için gerekli besin öğelerine ulaşamaz.

Bilimsel veriler tabloyu açıkça ortaya koyuyor: Türkiye’de çocukların %40’tan fazlası demir eksikliği riski taşımaktadır, mikro besin yetersizlikleri son 10 yılda yeniden yükselişe geçmiştir, OECD verilerine göre Türkiye çocukluk çağı sağlıklı beslenme göstergelerinde en geride kalan ülkelerden biridir ve Dünya Gıda Programı ile bağımsız araştırmalar ailelerin yüksek besin değerine sahip gıdalara erişiminin dramatik biçimde düştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo yalnızca bugünün bir sorunu değildir; ülkenin geleceğini etkileyen sessiz bir krizdir.

Zihinsel gelişimi etkileyen yetersiz beslenme, geleceğin iş gücünü, toplumsal üretkenliği, sağlık sisteminin yükünü ve sosyal uyumu doğrudan belirler. Gizli açlık, çocukların hayatını sessizce tüketirken bu ülkenin geleceğini de içten içe zayıflatıyor. Ve tüm bu veriler bizi aynı soruya getiriyor: Bir ülke kendi çocuklarını yeterince besleyemiyorsa, hangi geleceği inşa edebilir?

Ücretsiz Okul Yemeği: Dünyanın Ortak Politikası, Türkiye’nin Gecikmiş Adımı

Ücretsiz okul yemeği yalnızca açlığı gidermek için değil; eşitsizliği dönüştürmek için vardır. Her çocuğun aynı masada, aynı besleyici yemeğe erişmesi, Türkiye’de yıllardır büyüyen sınıfsal ayrışmanın en somut panzehirlerinden biridir.

Bir öğün sağlıklı yemek; çocuğu okula aç gönderen yoksulluğu bir nebze kırar, beslenme yetersizliklerini azaltır, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirir, okula devamı artırır, öğrenme performansını iyileştirir, ailelerin gıda yükünü hafifletir ve çocukların sosyal uyumları üzerinde olumlu etkiler yaratır. Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir ihtiyaç değildir; dünya bu gerçeği çoktan görmüştür. Bugün 100’ü aşkın ülke ücretsiz okul yemeğini evrensel bir kamusal hak olarak uygulamaktadır.

Finlandiya 1948’den bu yana tüm öğrencilere ücretsiz sıcak öğün sunmaktadır. Brezilya, okul beslenmesini anayasal güvenceye almış ve yerel üreticilerle zorunlu tedarik zinciri kurmuştur. İtalya ve İspanya belediye destekli, sağlıklı ve yerel gıdaya dayalı modeller işletmektedir. Hindistan, Kenya, Pakistan gibi düşük gelirli ülkeler bile okul yemeğini yoksullukla mücadelede temel politika olarak uygulamaktadır. ABD, Almanya, Birleşik Krallık ve Güney Kore ise okul yemeğini eşitsizlikle mücadele politikalarının merkezine yerleştirmektedir.

Bu tablo bize çok net bir gerçeği söylüyor: Ücretsiz okul yemeği bir ekonomik güç meselesi değil, bir politika tercihidir. Türkiye için bu tercih artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Çözüm Basit, Uygulanabilir ve Ekonomiktir

Türkiye’nin eğitim sistemi, büyük öğrenci nüfusu ve geniş coğrafi dağılımıyla devasa bir kapasite taşır. Ücretsiz okul yemeği ve tamamlayıcı destekler, bu kapasiteyi hem sosyal hem ekonomik faydaya dönüştürebilir. Yerli üreticiler, kooperatifler ve çiftçilerle iş birliği yapılarak kırsal ekonomi güçlendirilebilir, mevcut okul mutfakları ve altyapı küçük düzenlemelerle hızla işlevselleştirilebilir, sağlıklı yemek uzun vadede sağlık harcamalarını düşürür, devamsızlığı azaltır ve başarıyı artırır. Doğru kaynak yönetimiyle program kolayca finanse edilebilir; “kaynak yok” bahanesinin geçerliliği yoktur. Bu, sosyal yardım değil; sürdürülebilir, eşitlikçi bir kamusal haktır.

Türkiye’de milyonlarca çocuğa okulda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek sunmak için bütçeden ayrılması gereken pay yalnızca %1,5’tir. Bu imkânsız ya da zor değildir. Lükse, şatafata, makamlara ve sermayeye ayrılan bütçe, çok rahatlıkla gelecek nesillerin sağlıklı gelişmesine aktarılabilir. Zenginleri doyurduğumuz yetmedi mi? Sıra artık çocuklarda.

Taleplerimiz Bellidir: Her gün, her çocuk için ücretsiz ve sağlıklı bir öğün okul yemeği, devletin temel görevi, çocukların devredilemez hakkıdır. Tüm okullarda ücretsiz ve güvenle içilebilir suya erişim, ertelenemez, pazarlık konusu yapılamaz, en temel insani haktır.

Bugün söylenecek her sözün, yapılacak her itirazın, kurulacak her dayanışmanın; çocukların sofrasında sıcak bir öğüne, bardaklarında temiz bir suya karşılık geleceğini hep birlikte göreceğiz. Bilinsin ki o günün sevincinde, bu mücadeleye bugün ses olup katkı koyan herkesin payı büyük olacak.