Hatay Deprem Raporu: Bir Afet, Bir Yönetim Krizi

Can Atalay6 Şubat 2026

Can Atalay’ın Ocak 2026 tarihli “Hatay Deprem Raporu: Bir Afet, Bir Yönetim Krizi” başlıklı çalışmasının Sunuş bölümünü sizlere sunuyoruz.

Hatay’ın güzel insanları;

14 Mayıs seçimleri öncesinde, Türkiye İşçi Partisi’nin Hatay Milletvekili adayı olarak, Silivri Kapalı Cezaevi’nden sizlere seslendim. Seslenişim, bir kuşun, Asfur’un, kanatlarında ulaştı dışarıya. O gün şunları söyledim:

“Maden kazasından beri Somalıyım, fabrikadaki patlamadan beri Hendekliyim, tarikat yurdundaki yangında çocuklarımız öldüğünden beri Aladağlıyım, tren kazasından beri Çorluluyum. Ve artık Hataylıyım. Çünkü burada da sonuna kadar gitmemiz gereken büyük bir davamız, kaybettiğimiz canlara borcumuz var. Üstlendiğim her davada sonuna kadar giden bir avukat olarak, sizlere verebileceğim en büyük teminatım, inadımdır.”

Bu sözler bir seçim vaadi değildi. Bir kader ortaklığının, bir adalet borcunun ve geri dönüşü olmayan bir sorumluluğun ifadesiydi. Sizler bu sese sandıkta yanıt verdiniz. Kiminiz derme çatma çadırlarınızdan, kiminiz konteynerlerden çıkarak; kiminiz ise şehir dışına savrulmuş olmanıza rağmen geri dönüp oy kullanarak beni Hatay Milletvekili yaptınız. Bu onuru ömrüm boyunca bir nişan olarak taşıyacağım. Sizlere minnettarım.

Bugün, Anayasa Mahkemesi’nin son derece açık ve tartışmasız bağlayıcı üç kararına rağmen, Meclis kürsüsünde sizleri temsil etmem engelleniyor. Yargı süreçleri, siyasi tercihlerle iç içe geçmiş durumda. Bu durum, yalnızca bana yönelik bir hukuksuzluk değil; aynı zamanda Hatay halkının seçme ve seçilme hakkına-iradesine yönelmiş açık bir adaletsizliktir. Ancak; bir milletvekilinin sorumluluğu yalnızca Meclis sıralarıyla sınırlı değildir. Adalet mücadelesi, parlamentonun yüksek tavanlı salonlarına ya da soğuk taş duvarlarına sığmayacak kadar geniştir.

Vekil olmasaydım da bulunduğum hücreden gördüğüm, duyduğum ve öğrendiğim her haksızlığa karşı ses çıkarmak benim görevim olurdu. Bugün de aynısını yapıyorum. İmkânlarım sınırlı olabilir, koşullar ağır olabilir; fakat adaletsizliğe karşı söz söyleme irademe hiçbir kuvvet, dışarıda olduğu gibi, içeride de sınır koyamaz.

Depremin ilk anından itibaren gözüm, kulağım ve kalbim yıkımın en ağır yaşandığı Hatay’daydı. Milletvekili seçildikten sonra ise bu ilgi, çok daha dikkatli ve artan bir sorumluluğa dönüştü. Sizlerin yaşadığı sorunları dile getirmeye, orada yürüttüğünüz adalet mücadelesine ortak olmaya, yaraları sarma çabasına katkı koymaya, sesinize ses katmaya gayret ettim. Koşullarımın elverdiği ölçüde, ama irademin iyimser sınırlarını son noktaya kadar zorlayarak.

Sevgili Hataylılar, mücadele arkadaşlarım,

Hafıza, sadece geçmişin bir dökümü değil, aynı zamanda adaletin en temel savunma hattıdır. Muktedirlerin en büyük silahı olan “toplumsal unutkanlık,” hak ihlallerinin üzerine çekilmek istenen kalın bir perdedir. İşte bu rapor, o perdeyi aralamak, yaşananları tarihin tozlu raflarına değil, vicdanın ve hukukun canlı tutanağına kaydetmek için yazıldı. Çünkü; unutturmak, suçun devam etmesini sağlamaktır. Kayıt altına alınan her ihlal, her eksiklik ve her adaletsizlik; bir gün mutlaka kurulacak olan adalet masasında en önemli delilimiz olacaktır. Bu sayfalar, moloz yığınları arasında kaybedilmek istenen gerçeklerin, kâğıt üzerinde yeniden can bulmasıdır.

Raporlama yapmak, sadece istatistiksel bir veri toplama işi değildir; bu, bir “şahitlik” eylemidir. Depremin yıktığı sokaklarda yankılanan çığlıkları, toz bulutları içinde nefessiz kalan çocukları ve “sesimi duyan var mı?” nidasının yarım kalışını kâğıda dökmek, o seslerin sönüp gitmesine engel olmaktır. Bilgiye ulaşmanın engellendiği, verilerin karartıldığı bir dönemde; her bir rapor, bir direniş mevzisidir. Bu raporla, sadece bugünü belgelemekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekte “biz bilmiyorduk” diyebilecek olanların mazeretlerini ellerinden alıyoruz. Hafızayı canlı tutmak, Hatay’ı sadece bir hatıra olarak değil, bir hak mücadelesi olarak yaşatmaktır.

**

Bu raporu okurken, cezaevi koşullarında kaleme alındığını unutmayın lütfen. Bilgiye erişimin sınırlı olduğu, güncel verilere ulaşmanın çoğu zaman mümkün olmadığı bir ortamda yazıldı. Kaynaklar kısıtlıydı; Televizyon haberlerinden, gazetelerden, sizlerden gelen mektuplardan, mümkün olduğu kadar, Hatay’ı takip etmeye çalıştım. Raporu yazmaya başladığımda ise bana ulaştırılabilen tüm raporlardan faydalandım.

Barınmadan sağlığa, eğitimden ekolojiye, iş cinayetlerinden deprem yargılamalarına kadar birçok başlıkta yaşanan sorunları mümkün olduğunca bütünlüklü bir biçimde ele almaya çalıştım. Bazı konuların, raporun akışını bozma pahasına da olsa, yer alması gerektiğini düşündüğüm için ara başlıklarla rapora ekledim.

En çok zorlandığım mesele, güncel ve sağlıklı verilere ulaşmaktı. Yazım aşamasında elimdeki raporların yetersiz kaldığı yerler oldu. Bazı bölümlerde güncelliğini yitirmiş bilgilere rastlayabilirsiniz; bunun için anlayış göstereceğinizi umuyorum. Ancak amacım sadece rakam yarıştırmak değil, Hatay’da süreklilik arz eden o “ihlal sarmalını” görünür kılmaktır.

Rapor, tek başına bir “uzmanlık raporu” olma iddiası taşımıyor. Aksine; sağlık, eğitim, ekoloji, barınma, hukuk gibi alanlarda farklı kurumlar tarafından hazırlanmış çok sayıda raporu bir araya getirerek, genel bir durum değerlendirmesi yapmayı amaçladım. Bu yönüyle elinizdeki metni bir “raporların raporu” olarak görmek daha doğru olacaktır.

Bu nedenle, burada yazılanların önemli bir kısmı sizler için yeni olmayabilir. Zaten amacım da “ilk kez söylenen” şeyler söylemek değil; söylenmiş olanları bir araya getirerek, üçüncü yılında Hatay’da hâlâ neyin eksik, neyin yanlış ve neyin adaletsiz olduğunu toplu bir şekilde gösterebilmektir.

**

Aradan üç yıl geçti. Ancak Hatay’da deprem hâlâ geçmiş zamanla konuşulamıyor. Temel sorunlar çözülebilmiş; en önemlisi de adalet duygusu onarılabilmiş değil.

Bu rapor, “her şey yolunda” diyen resmi anlatılara karşı, hayatın içinden gelen gerçekleri kayda geçirme çabasıdır. Unutmaya karşı hafızayı, suskunluğa karşı sözü, kader denilene karşı sorumluluğu hatırlatma girişimidir. Bu rapor, yalnızca bir durum tespiti ya da teknik değerlendirme metni değildir: Üç yıl önce yerle bir olan bir kentin, dağılan hayatların, yarım kalan cümlelerin ve hâlâ kapanmayan yaraların kaydıdır. Aynı zamanda unutmaya zorlanan bir topluma, “biz buradayız” deme ısrarının yazılı hâlidir.

**

Deprem bölgesinde, farklı düzeylerde ve alanlarda yaşanan hak ihlallerini gözlemleyen, kayıt altına alan ve kamuoyuyla paylaşan çok sayıda kurum ve emekçi var. Onların hazırladığı raporlar olmasaydı, bugün yaşanan ve hâlâ yaşanmakta olan ihlallerin, hukuk dışı uygulamaların ve mevzuata aykırı pratiklerin önemli bir kısmı görünmez kalacaktı.

Bu vesileyle, tüm kurumlara, meslek örgütlerine, sivil inisiyatiflere, demokratik kitle örgütlerine emek veren herkese içtenlikle teşekkür ediyorum. Yazım aşamasında okuduğum, faydalandığım raporları yazan kurumların isimlerini, emeklerine duyduğum saygıdan dolayı, anmak isterim:

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TBB), Türkiye Barolar Birliği (TTB), Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM-SEN), Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (EĞİTİM-İŞ), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Dünya Doktorları, Türkiye Belediyeler Birliği, İstanbul Planlama Ajansı (İPA), Hatay Planlama Merkezi, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Hatay Şubesi, Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Uluslararası Şeffaflık Derneği – TÜRKİYE, Göç Araştırmaları Derneği (GAR), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Denge ve Denetleme Ağı (DDA), Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Sosyal Haklar Derneği (SHD) İskenderun Temsilciliği, Sosyal Hukuk, UNDP Türkiye, Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu, Greenpeace Türkiye, Evrensel Haklar İçin Hukukçular Derneği, Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV), Hatay Depremzede Derneği, Halkevleri, Emek Partisi (EMEP) Hatay İl Örgütü, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay İl Örgütü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay İl Örgütü.

Bu rapor, onların emeğiyle, Hatay halkının direnciyle ve adalet talebinin inadıyla yazıldı.

İnadımız irademizdir.

Üçüncü yılında bu raporu sunarken tek bir dileğim var: Hatay’ın acısının istatistiklere, sorumluların ise cezasızlığa gömülmediği bir gelecek.

Ş. Can Atalay

Türkiye İşçi Partisi Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz:
https://tip.org.tr/raporlar-belgeler/hatay-deprem-raporu-bir-afet-bir-yonetim-krizi