90’larda Sovyetlerin yıkılışı ile zaferini ilan eden sermaye düzeninin insanlığa vaat ettiklerine bir bakalım: Ulus devletler gittikçe silikleşerek işe yaramaz yapılar haline gelecek, yerlerini alan çok uluslu şirketlerin sınır tanımazlığı insanlara sınırsız bir dünya sunacak ve bu sınırsızlık dünyayı küresel bir köye çevirecekti. Bu anlatı; hepimizin aynı filmi izlediği, aynı müziği dinlediği, aynı markadan giyindiği, kültürlerin ve kimliklerin ortak bir modernlikte buluştuğu ve bütün insanlığın “dünya vatandaşlığı” çatısı altında toplandığı ‘tanıdık’ bir yerküreydi.
Bu iyimser anlatının, bir dolandırıcılık olduğunu bugünden baktığımızda net bir şekilde görebiliyoruz. Fakat her büyük ve inandırıcı yalan gibi bu aldatmacalar da hakikatin bükülmüş, tahrip edilmiş ya da değiştirilmiş bir versiyonunu yansıtıyor, yani bir yanıyla hakikate yaslanıyor.
Son 40 yılda bütün dünyada devletlerin kamuculuk ve sosyal devlet özelliklerinde ciddi aşınmalar yaşandı. İş dünyası esnekleşme diyerek taşeronlaştı. Eğitim ve sağlık piyasalaştı. Emekçilerin birer sosyal hak olarak kazandığı belli başlı güvenceler, yaygınlaştırılan “sadaka” kültürü içinde itaatın karşılığı birer lütuf gibi sunuldu. Devletler, sosyal refahla ilgili düzenleyici rollerinden arındırılarak salt sermayenin yönelimlerini kolaylaştıran bir baskı aygıtına dönüştürüldü. Yeryüzünün bütün kaynakları, insan emeği, toplumların gelenekleri ve kültürleri, insanlığın bilim, sanat, spor, edebiyata olan ihtiyaç ve beklentisi bütün yerkürede sermayenin eline teslim edildi.
Sermaye ortaklığında bütün dünya kültürel olarak işgal edildi. Ülke sınırları önemsizleşmedi daha katı hale geldi; insanlar sınırsız bir dünyada değil ekonomik baskıda, artan kadın düşmanlığında, kültürel yozlaşmada, sağcılaşmada, geleceksizlikte buluştu.
İşte bugün zamanı durdursak ve incelesek, karşılaşacağımız ortak yönelim az çok böyle bir şey. Bu süreç o kadar güçlü ve dolu dizgin biçimde ilerledi ki düzen siyaseti alanını dünya çapında aynılaşmaya itti. Öyle ki iktidarların aynı evde büyümüş, aynı mahallede yaşamış, aynı okuldan mezun olmuş, aynı takımda oynamış, aynı partinin mensubuymuş gibi hareket ettiği bir ortak yönelimle karşı karşıyayız. Bu ortak yönelimin iç gerilimlerini, hedeflerini anlamak, tanımak ve tanıtabilmek gerekir; onunla mücadele etmek, milyonlara alternatif olabilmek için ilk adım düşmanı tanımlamaktır. Tanımlamak adlandırmayla, isim vererek başlar.
Karşımızdakini Adlandırmak
Burada bir duralım ve Nurdan Gürbilek’ten yardım alalım.
“Roland Barthes, burjuvaziyi ‘adlandırılmak istemeyen toplumsal sınıf’ olarak tanımlarken, bu hegemonya biçimine işaret eder. Bu adsızlık, bu görünmezlik sayesindedir ki burjuvazi, başkalarının adına konuşabilir, onların dilini çalabilir, nesneleri ve ilişkileri kendi tarihsel içeriklerinden arındırıp doğal ve evrensel kılarak kendi sözlüğünü oluşturabilir.”[i]
Gürbilek, adlandırmanın yalnızca kabul ve tescil etmenin ötesinde hegemonik yanını vurgular ve bir şeyin nasıl adlandırıldığının onun nasıl algılandığındaki payından bahseder.
Dünyanın “aydınlığa” çıkmasını ve bunun için verilen kavgayı güçlendirme zorunluluğu olan milyonlar olarak günümüz burjuvazisinin egemenlik modelinin siyasi ayağını adlandırmamız ve üzerindeki görünmezlik pelerinini kaldırmamız gereklidir. Bu adlandırmaya bizim önerimiz: Kara düzen partisidir.[ii]
Kara düzen partisiyle mücadele özü gereği sınıfsaldır ve çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Bu boyutlardan en önemlisi siyasi ve ideolojik olana dairdir. İktisadi yapı, politik duruş ve ideolojik yapıyla her daim etkileşimdedir. Dünya çapında sömürü ve bölüşüm krizi artarken aynı zamanda insan yaşamının değerinin verim üzerinden ölçülmesi fikri de yaygınlaşır. Kadınların emek gücünün değeri düşer; kadın cinayetleri artarken toplumsal cinsiyet eşitliği tartışılır bir hale gelir. Kadınla erkeğin biyolojik farklılıklarının toplumsal farklılıklara ve eşitsizliklere yol açmasının “doğal” olduğu varsayımı güç kazanır. Savaş politikaları yoğunlaşır ve göç krizleri yaşanırken ırkçılık ve güçlü olanın hayatta kalma hakkına sahip olduğunu savunan Sosyal Dawrinci fikirler düzen tarafından yüksek sesle haykırılır. İktisadi anlamıyla sömürü arttırmak demek siyasi alanda baskının, tektipliğin, kutuplaşmanın, yolsuzluğun, hak gasplarının, işsizliğin, katliamların, suçun, iş cinayetlerinin artması anlamına gelirken, ideolojik alanda ırkçılığın, sağcılaşmanın, ezberciliğin, saldırganlığın, bencilliğin, yozlaşmanın zirve yapması anlamına gelir.
Kara Düzen Partisinin Unsurları
Kara düzen partisiyle mücadele, bu sebeple hem yaptırım hem de kavrayış gerektirir. Çocukların ucuz işgücü olarak kullanılmasına karşı patronların etkinlik yaptığı oteli basmak, ailelerin çocuklarından gelecek 6.000 TL’ye muhtaç edildiği yoksulluğun sebeplerini işaret etmek, çocuk kavramını kara düzen partisine heba etmemeye, kazanımlarımızı korumaya çağırmak kara düzen partisiyle bütünlüklü bir mücadele ortaya koymaktır.
Şüphesiz eksik bıraktığımız onca nokta vardır ancak, bu işin formülü budur.
Kara düzen partisi karşısına yalnızca işçi sınıfı için mücadele eden sosyalistleri almamıştır. Sosyalizmin reel alternatifinin ortadan kalkmasıyla birlikte ipin ucuna, uçurumun kıyısına bütün insanlığı, insanlık değerlerini ve birikimlerini yerleştirmiştir.
Kara düzen partisinin genel merkezi Amerika Birleşik Devletleri’dir. Başkanı Trump, en başarılı başkan yardımcılarından biri Erdoğan, yükselen yıldızı Meloni, propaganda sorumlusu Elon Musk, yayın organı x, delisi 2024’de NATO başvurusunu yapan Arjantin’den Javier Mileidir.
Aynı zamanda onunla mücadele, onun kurumlarıyla mücadeledir.
NATO: Kara partinin kolluğu mu?
NATO 1949 yılında Sovyetler Birliği’nin nüfus ve toprak anlamında güçlenmesine karşı ABD önderliğinde bir araya gelen Avrupa ülkeleriyle kurulmuştur. 90’lara kadar varlık amacı Sovyetler Birliği’nin ve sosyalizmin geriletilmesi olan NATO, Sovyetler’in yıkılışından sonra varlığı tartışılır bir kurum haline gelmiş ve yeni işlevler edinmeye başlamıştır. 90’lardan itibaren askeri birliğini politik-ekonomik birlikteliğe dönüştüren NATO’nun bugün miadını doldurmuş, düzen için görevini yerine getirmiş hantal bir kurum mu yoksa dünya çapında neoliberalizm adına ekonomik-politik-kültürel yayılmacılık programıyla çalışan kara partinin bir organı mı olduğu önemli bir tartışma konusudur.
ABD’nin yeni düşmanının geçtiğimiz otuz yılla birlikte Çin haline geldiği, ABD ve Çin arasındaki meselenin temelde ekonomik açılımlar olduğu Trump’ın seçimi yeniden kazanmasıyla birlikte tescillendi. Dolayısıyla NATO’nun kuruluşunun temellendirdiği dünya bambaşka bir yere evrilmiş olsa da NATO’nun günümüz ABD’si için tamamen işlevsiz olduğunu söylemek için elimizde yeterli veri yok. ABD’nin batı yarımkürede tartışmasız bir hegemonya kurma hedefi, Venezuela’dan sonra Grönland ve Kolombiya gibi ülkelere göz kırpması, Ukrayna ve Rusya gerginliğinde NATO’nun yeri, Trump etkisiyle NATO savunma bütçesine üye ülkelerin paylarının yüzde 2’den yüzde 5’e çıkartılması, 2026 NATO zirvesinin Kara Parti’nin Doğu şubesi olarak plananan Türkiye’de yapılıyor olması, NATO’nun geleceği açısından bir yok oluştan çok yenilenmeyi işaret ediyor.
2026 NATO Zirvesi’nin ev sahibiyiz
NATO 2026 Zirvesi 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek. Bu zirvede NATO aidatının yüzde ikiden yüzde beşe çıkartılması gündemde, bu ne anlama geliyor?
GSYİH’nin yani ülkemizde bir yıl içerisinde milyonlarca emekçinin yarattığı toplam değerin yüzde 5’i ABD öncülüğündeki bir savaş örgütünün kasasına ve ABD ekonomisini fonlamaya harcanacak demek oluyor. Aynı zamanda AKP, bu toprakların antiemperyalist ve ABD karşıtı damarlarını kökünden koparmak istiyor. Bunun karşısında ise sosyalistleri kendi dik duruşlarından ötesini sınayacakları, haklılığın yetmeyeceği bir sınav bekliyor. Bu sınavın iki boyutu var:
Birincisi ve daha uzun soluklusu: bütün dünyada kara düzen partisi karşısında bir aydınlık çağrısını başlatmak. İkincisi ise ülkemizde emeği gasp edildiğinde sessiz kalmayan emekçilerin, kız kardeşlerinin öldürülmesine alışmayan kadınların, ülkesine umut olabilmiş gençlerin NATO’ya, Trump’ın bu topraklara ayak basmasına, ABD’ye karşı yan yana gelebilmesi.
[i] Nurdan Gürbilek, Kör Ayna Kayıp Şark: Adlandırılmak, Metis Yayınları, 2004, s. 43. [ii] Doğan Ergün, Alan Youtube, Kitabın Ortasından, Kara Düzen Partisi Tezi




