Bugün üniversitelerde mekân yeniden çizilirken, kamusal alanın sınırları daraltılmakta. Geçtiğimiz haftalarda Boğaziçi Üniversitesi yönetimi, Güney Kampüs’te bulunan bazı öğrenci kulübü odalarının boşaltılmasını istedi. Kulüp odalarının Hisar Kampüsü’ne taşınmasının planlandığı açıklandı; boşaltılan alanların ise dersliğe ya da ortak kullanım alanlarına dönüştürüleceği ifade edildi. Devamında Güney Kampüs’te öğrenci eylemleri başladı; kampüs çevresinde TOMA ve güvenlik güçleri konuşlandırıldı, hatta kampüse giriş çıkışlara kısıtlamalar getirildi. Peki yaşanan bu gelişmeler bağlamında Saray rejiminin tahakkümü neyi hedefliyor? Bu siyasi hamleyi nasıl okumak mümkün ve mekânın yeniden düzenlenmesi beraberinde neleri getiriyor?
Öğrenci kulüpleri, öğrencilerin sanatsal, fikirsel üretimleri ya da spor karşılaşmaları gibi ortak ilgi alanları etrafında bir araya gelerek oluşturduğu; çoğunlukla üniversite bünyesinde tanınan ancak öğrencilerin inisiyatifiyle işleyen kolektif yapılardır. Kolektif bilinç ve örgütlenme pratikleri açısından son derece değerlidirler. Kulüpler, belki de bu yüzden, birçok öğrenci için en az akademik müfredat kadar eğitim hayatında önem taşımakta. Akademik müfredat dışında kalan alanlarda etkinlikler düzenleyerek öğrencilerin birlikte üretme, tartışma ve kendini ifade etme pratikleri ne kadar güçlenirse; sosyal ve kültürel mekânlar da o kadar güçlenir ve ortaya irade koyar.
Üniversitelerde kulüp odalarının yer değiştirmeleri yalnızca salt fiziksel birer düzenleme olarak okunamaz; aynı zamanda üretimin görünürlüğünü, söz üretme kapasitesini ve kolektif hareket alanlarının nasıl şekilleneceğini belirleyen, atanan kayyum yönetimi tarafından yürütülen bir yeniden inşa sürecidir. Doğrudan baskı ve zorbalıkla kulüp odalarının merkez kampüsten uzaklaştırılması ya da yeniden konumlandırılması; öğrencilerin bir araya gelme pratiklerini yeniden yapılandırmakta, üretim ile mekân ilişkisinden doğan hafızayı aşındırmakta ve kampüs içindeki kamusal alanın sınırlarını yeniden çizmektedir. Bu müdahale, kısa vadede öğrenciler arasında güvensizlik ve gerilim yaratırken, uzun vadede üniversitenin kolektif üretim kültürünü de zayıflatmayı beraberinde getirmektedir. Üniversiteyi yalnızca akademik performansla ölçülebilen, sosyal ve kültürel üretimden arındırılmış bir yapıya dönüştürme riskini de içinde barındırmaktadır.
Saray rejimi tam da bu noktada yaşanan gerilim üzerinden yıllardır inşa ettiği yoz kültürel yapıyı bir kez daha dayatmakta; eğitim kurumlarını kendi siyasi fikirlerinin çeperinde hapsetmektedir. Kamusal alana getirilen kısıtlamalarla öğrenciyi fikirsel tartışma zemininden uzaklaştıran bu yaklaşım, politik olarak toplumun her kesimine uygulanan baskının eğitim kurumlarında da artırılması anlamına gelmekte; kendi politik ekolojisine tehdit olarak gördüğü her yapıyı tasfiye etmeyi hedeflemekte.
Bir kulüp odasına yalnızca fiziksel bir alan, dört duvar olarak bakamayız; o oda, prova yapılan, metinlerin yazıldığı, tartışmaların yaşandığı ve kuşaklar arası hafızanın aktarıldığı bir buluşma noktasıdır. Michel Foucault’nun mekân ile iktidar arasındaki ilişkiye dair analizlerinde belirttiği gibi, mekânın yeniden düzenlenmesi davranışın ve görünürlüğün yeniden düzenlenmesi anlamına gelir.[1] Bu mekânsal değişim, spontane karşılaşmaları ve ortak üretim süreçlerini zayıflatacak; etkinliklerin sürekliliğini de sekteye uğratacak bir müdahaledir. Kampüs artık yalnızca dersliklerden ibaret bir alana dönüşme riskini taşırken, üretim giderek görünmezleşebilecek; kolektif güç azalacak ve en kötüsü birleşmeden gelen güç eriyecektir. Guattari’nin kolektif özneleşmenin sosyal karşılaşma alanlarında ortaya çıktığına dair yaklaşımı, belki de tüm bu marazı tek cümlede özetler niteliktedir.[2] Saray rejimi mekânı yeniden kurgularken, aslında üniversitede nasıl bir toplumsal alan yaratmak istediğini de görünür kılmıştır.
Ve şüphesiz, yaşanan bu müdahalenin etkileri yalnızca bugüne ait olmayacaktır. Kısa vadede kulüp faaliyetlerinin aksaması, öğrenciler arasındaki temasın azalması ve kampüs içinde güvensizlik hissinin artması kaçınılmazken; uzun vadede daha derin bir kırılma ihtimali de söz konusudur. Mekânla kurulan kolektif hafıza zayıfladıkça üretim de parçalanabilir ve üniversite yaşamı bireyselleşmiş, ortak söz üretme kapasitesini yitirmiş bir yapıya evrilebilir.
Bugün yaşananlar yalnızca bir kampüs düzenlemesi değil; mekân üzerinden yürütülen siyasal hattın üniversite yaşamına sirayet edişinin açık bir göstergesidir.
Bugün Boğaziçi’nde kamusal ruh direndikçe, Saray rejiminin kaybı da büyümeye devam edecektir.
[1] Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Ankara: İmge Kitabevi, 1992. [2] Félix Guattari, Üç Ekoloji, çev. Işık Ergüden, İstanbul: Metis Yayınları, 2014.




