Reaksiyon ve Onurlu Duruş Kıskacında Anti Emperyalizm

Alp Tanlası16 Mart 2026

NATO Zirvesi, 7 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak. Peki bu zirveyi Dünya Ticaret Örgütü ya da G7 zirvelerinden ayıran nedir? Sadece Türkiye’de yapılması değil elbette. Asıl fark, NATO’nun Filistin işgaline güvence sağlaması, Suriye iç savaşını körüklemesi ve şimdi de ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşının bir biçimde içinde olması. İşte bu coğrafyanın tam ortasında, bu savaşların kıyısında yapılıyor bu zirve.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı ve Türk Devleti Teşkilatı zirveleri de bu sene ülkemizde yapılacak. Ama NATO, adı geçen diğer uluslararası örgütler gibi sermaye piyasasının güçlenmesi adına çalışan tek yönlü bir organizasyon değil. NATO kurulduğu günden bugüne emperyalizmin ve sermaye düzeninin askeri, diplomatik ve kültürel boyutlarıyla bir numaralı muhafızı olmaya devam ediyor.

Sermaye İmparatorluğu Alarm Veriyor

Sermaye sınıfının durdurulamayan açgözlü büyüme eğilimi, kapitalizmin küresel ve çok boyutlu krizine rağmen hız kesmeden devam ediyor. Cenk Saraçoğlu’nun vurguladığı gibi, bu bütüncül kriz bağlamında sermaye sınıfı, yağmayı insanlığın sonunu getirmek pahasına sürdürmenin önündeki tüm setleri kaldırmaya yöneliyor [1]. Ancak işler eskisi gibi “tıkırında” değil; kurduğu hegemonya, üye ülkelerdeki siyasi krizlerle her geçen gün biraz daha zayıflıyor.

ABD’nin küresel hegemonya krizinin sürdüğü, bütünlüklü bir karşı blok tarif edilemese de çeşitli alternatiflerin ve güç rekabetlerinin arttığı bugünlerde ABD’nin bir “alarm” durumunda olduğunu görmek zor değil.

Karşılıklı bağımlılığın getiremediği istikrar, ABD’ye ticari rekabetten korumacılığa geçişi ve dolayısıyla yeni Trump dönemini getirmiştir. “Korumacılık” ekonomide ve siyasette risk azaltma (de-risking) politikalarıyla gelmiş, risk azaltmanın bir çıktısı ABD’yi ulusötesi birikim için cazip bir merkez haline getirmekken diğer çıktısı da piyasanın işçi sınıfına dönük zora ve iknaya dayanan “disiplin” politikalarıyla yeniden düzenlenmesidir. [2]

Nitekim, Ellen Meiksins Wood’un “Sermaye İmparatorluğu” çalışmasında vurguladığı gibi, günümüz emperyalizmi, yalnızca askeri zor ya da tahakküm ile değil; borçlandırma, piyasa mekanizmaları ve ekonomik bağımlılık yoluyla işlemektedir. Devletler hâlâ sürecin öznesidir, ancak sermayenin küresel egemenliği artık piyasaların görünmez zoruyla da sağlanmaktadır. İşte NATO da bu iki boyutun kesiştiği noktada, hem askeri gücün hem de ekonomik vesayetin teminatı olarak işlev görmektedir. [3]

Piyasanın disiplin süreci, uluslararası alanda devletlerin zor aygıtlarının yeniden kurgulanmasını gerektiriyor. Nasıl ki sermaye sınıfı, devleti yurttaşlarına karşı sorumlu bir ‘kamusal ilişkiler ağı’ olmaktan çıkarıp, sadece şiddet gerektiğinde ortaya çıkan ‘çıplak bir baskı aygıtına’ dönüştürdüyse; NATO da benzer bir işlevi küresel ölçekte üstleniyor. NATO, artık sadece savaş zamanında hatırlanan bir ittifak değil; barış zamanında da üye ülkelerin egemenlik haklarını, bütçelerini, dış politikalarını ve hatta iç güvenlik konseptlerini biçimlendiren sürekli bir vesayet mekanizmasıdır.

Türkiye sadece NATO’ya üye değildir, NATO çok çeşitli boyutlarıyla Türkiye’dedir ve onu içeriden de biçimlendirmektedir. NATO’nun çok boyutlu hegemonya tesis etme çabası, yurt içinde bizim yaşadığımız krizlerin diğer yüzüdür.

Ancak NATO daha fazlasını istemektedir.

Dönemin başbakanı Ecevit tarafından dahi kontrol edilemeyen “Özel Harp Dairesi”nden ya da “Komünizmle Mücadele Dernekleri”nden hatırlayabileceğimiz NATO’nun, ülkelerin iç işlerine karışma biçimlerinin en günceli ise Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %5’inin askeri harcamalara ayrılması konusunda başlattığı baskıdır.

Milyonlarca emekçinin yarattığı toplam değerin %5’ine el koyma çabası; işçi sınıfının borçlandırılmasından grev baskılarına, tazminat alma yollarının tıkanmasından siyasi tercihleri üzerindeki şiddete uzanan çeşitli biçimlerle birleşmektedir. 2024 yılında %2,1 olan bu oranın artışının, kamu harcamalarından kısılması anlamına geleceğini söylemek kahinlik olmaz [4].

[5]

Alarm Çanları ve Stratejik Açmaz

Sosyalistler, halkın NATO saldırganlığı ile yaşadığı sorunlar arasındaki bağı görmesini ve bütününe karşı tavır almasına odaklanmalıdır. Çünkü Türkiye’deki sorunlar, uluslararası sorunların yansımalarıyla renk kazanmaktadır.

Öte yandan bugün, halkımızın NATO karşıtlığı veya anti emperyalist mücadeleye kadar daha acil sorunlar yaşadığı, ayrıca haksız olanı görmekle birlikte uzaklık ve güç farkı ile bir çaresizlik de hissettiği farkında olunmalıdır.

Sosyalistler için NATO karşıtlığı ve anti emperyalist mücadele, onurlu bir mücadele başlığıdır. Gerçek ve tutarlı bir bağımsızlık yalnızca sosyalistler tarafından savunulabilir.

Öte yandan, sosyalistler siyaseti bir amaç uğruna yapar: Toplumun baskın çoğunluğunun işçi sınıfının çıkarları lehine taraflaştırılması. Düzenlenen her eylemde, savunulan her hakta ya da en basit örgütlenmede, bazen tek tek kişilerin bazense topluluklar halinde insanların işçi sınıfının çıkarlarından yana taraflaştırılması temel amaçtır. Siyasi hamlelerde halktan aldığımız reaksiyon ve halkın katılımı, hamlelerimizin doğruluğu için de bir ölçüttür.

Toparlamak gerekirse, anti emperyalist mücadelenin önünde iki tehlikeli uç duruyor: Halktan karşılık görmeyi geri plana atan bir “onurlu mücadele” olarak görerek radikal pasifizme savrulmak bir uçta; yalnızca halkın desteğine, tepkisine, reaksiyonuna göre bir beklentiyle daha pragmatist yaklaşmak diğer uçta.

Düşmanı, Siyaseti ve Ayrımı Somutlamak

Bazen, halkın reaksiyonunun da inşa edilmesi veya süregelen tepkiye politik yön verilmesi gerekir. Bazı siyasal hamleler, kendi ihtiyaçlarını yaratabilirler.

Türkiye’de bağımsızlık tartışmalarının kökü tarihsel bir derinliğe sahiptir ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana hep tartışma konusu olmuş, bütün siyasal hareketler üzerinde etkili olmuştur. NATO eliyle kurulmuş ve fonlanmış Komünizmle Mücadele derneklerinin yetiştirdiği Fettullah Gülen gibiler, en ufak gerginlikte ABD ve Batı ülkelerine göç ederken sosyalistler daima bu ülkede kalmanın, bu ülke halkı için mücadele etmenin yollarını aramıştır. Buna rağmen sosyalistleri daima kökü dışarda olmakla suçlamaya da çalışmışlardır.

NATO’yla, İsrail’le, AB’yle işbirliği savunanlar; Türkiye’nin çıkarlarını onlara bağlamaya çalışanlar dahi, dışarıdan beslendiğini, kökünün dışarıda olduğunu sertçe reddeder. Oysa Türkiye halkının kendi kaderini kendisinin kurtarabileceğine inanmazlar, o yüzden güveneceği dayanakları dışarıda ararlar.

Daha ötesi, hiçbir halkın da kendi kaderini kendi ellerine alabileceğini kabul etmek istemezler. Bağımsızlık çabasıyla başarı kazanan bütün hareketlere karşı “ama”lar savururlar.

Türkiye Sosyalist Hareketi’nin en büyük gücü, yüzyılı aşkın süredir halkın kaderini işçi sınıfının öncülüğünde kendi ellerine alabileceğine dair inançtır. İşçi sınıfı yalnızca bağımsızlığını kazanan bir ülkenin gerçek sahibi olabilir, diğer bir deyişle “bağımsızlık, yurttaşlıktan kovulmuş milyonlarca emekçinin bu ülkeyi yeniden yurt edinmesi için verdiği kavgayı ifade eder.” [7]

Bu inanç, Türkiye Sosyalist Hareketi’nin köklerini bu ülkeye saplamaktadır.

Düzen siyasetçileri güvenlik kaygılarını ve savaş tehditlerini uluslararası güçlere boyun eğmenin bir aracı olarak kullanıyor. Oysa biz, bu jeopolitik gerilimlerin; her geçen gün daha sert yaşadığımız yoksulluk, adaletsizlik ve eşitsizlikle etle tırnak gibi bir bütün olduğunu görmeliyiz.

Bunun için haberlerin ardındaki bütünlüğe bakmak gerekir. Bir gün gazetede ‘NATO Türkiye’den 15 Milyar Dolar Ek Bütçe İstiyor’ haberini okuyoruz [6]; ertesi gün aynı gazetede eğitime, sağlığa ayrılan kaynakların kısıldığına dair haberlere rastlıyoruz. Aynı hafta, dünyanın en büyük silah tekellerinin (Lockheed Martin, Boeing gibi ABD merkezli şirketler) kârlarını katladığını, Türkiye’den de üç büyük savunma şirketinin bu savaş zenginliğinden payını aldığını öğrenebiliyoruz [8]. İşte bütünlük budur: Bir yanda halkın vergileriyle oluşturulan kaynağın NATO’ya aktarılması, diğer yanda aynı kaynağın yokluğuyla halkın eğitimden, sağlıktan mahrum kalması, köprülerin satışa çıkarılması tartışmaları ve tüm bu sürecin en büyük kârını Amerikalı silah tekellerinin ve onların Türkiye’deki işbirlikçisi büyük sermaye gruplarının toplaması.

[9]

Bu bütünlük, halka ifşa edilmesi gereken, siyasal bakışı büyütmeye zorlamamız gereken bir başlıktır. Ayrıca bugün, haberlerin de ötesine geçerek Türkiye’nin savaşın içine füzelerle çekilmeye çalışılması bütünlüğü pekiştirmektedir.

Reaksiyon ve onurlu duruş arasındaki kıskaçtan çıkmanın bir yolu; emperyalizmin saldırganlığının toplumsal güvenliğe yarattığı tehdidin ifşası ve zaten yaşamakta olduğumuz sorunların emperyalizmle bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu anlatmaktır. Bunun için düzen siyasetçilerinin kişisel ve ideolojik olarak kökünün dışarıda olduğunu, dışarıdaki sermayenin çıkarlarına hizmet ettiğini anlatan bir siyasi hat faydalı olacaktır.

Ancak bu da yeterli değil, “esas Amerikancı sizsiniz” polemiğinin ötesine geçmek düşmanı somutlamayı gerektirir. Ülkemizdeki NATO ve Siyonizm işbirlikçileriyle onların siyasi-ekonomik uzantılarını teşhir etmeli; bizi yoksulluğa, eşitsizliğe ve adaletsizliğe mahkum bir hayata mecbur bırakanlarla aynı tarafta, halkın karşısında konumlandırmalıyız.

İran’ın emperyalizmin ana odaklarına ek olarak işbirlikçisi ülkeler üzerinde kurduğu baskının, Türkiye Sosyalist Hareketi için de anti-emperyalist referans bir eylem fikri olup olmayacağı tartışmaya değerdir. Çünkü anti-emperyalist mücadele, aynı zamanda işbirlikçi iç düşmanlarla da hesaplaşmaktır.

Kaynakça
[1] https://www.ayrim.org/yazar/cenk-saracoglu/
[2] Bülent Hoca, Praksis Sayı: 57 içinde “Küresel Ticari Dengesizliklerden Ticaret Savaşlarına: Dünya Ekonomisinde Hegemonya mı İmparatorluk mu Tekellerin Rekabeti mi Hâkim?, Dipnot Bas. Yay. Paz., 2025
[3] Ellen Meiksins Wood, Sermaye İmparatorluğu, Çeviren Oya Köymen, Yordam Kitap, 2012
[4] https://www.bbc.com/turkce/articles/cwyr6rrx542o
[5] https://www.cnbce.com/savunma-sanayii/tarifeler-bitti-kriz-sirasi-nato-butcelerinde-trumpin-yuzde-5-hedefi-en-cok-ispanya-ve-kanadayi-zorlayacak-h12633
[6] https://www.bbc.com/turkce/articles/cwyr6rrx542o
[7] https://www.ayrim.org/guncel/bagimsizlik-demokrasi-sosyalizm/
[8] https://www.turkiyearastirmalari.org/2025/11/08/yayinlar/ekonomi-politik/3-dunya-savasinin-golgesinde-ab-ve-natonun-savunma-harcamalari/
[9] https://www.turkiyearastirmalari.org/2025/11/08/yayinlar/ekonomi-politik/3-dunya-savasinin-golgesinde-ab-ve-natonun-savunma-harcamalari/
Reaksiyon ve Onurlu Duruş Kıskacında Anti Emperyalizm
0:00 / 0:00