Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen 30. Taraflar Konferansı (COP30), her yıl olduğu gibi, kapitalist üretim tarzının yarattığı iklim krizine karşı devletler ve büyük şirketleri zorlayacak herhangi bir adım atılmadan sona ererek bizleri şaşırtmadı. Üzerinden üç hafta geçmiş, dünyanın ve ülkenin sıcak gündemi şimdiden üzerine bir sediman tabakası örtmüş olsa da COP üzerine bir şeyler karalamaya değer. Sevindirici haberi baştan verelim: bu samimiyetsizlik yarışında birinciliği bu sene Türkiye’ye verdiler, COP31 2026’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek.
COP’un ne olduğuna ve nasıl işlediğine kısaca bakmakta fayda var. COP, yalnızca iklim değişikliği için değil, biyoçeşitlilik kaybı ve diğer krizlerle ilgili Birleşmiş Milletler sözleşmelerinin en üst düzey karar organlarını ifade eden bir kısaltma. Bu yazının odağı olan iklim COP’u, 1992’de imzaya açılıp 1994’te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin ilerleyişini değerlendirmek için düzenleniyor [1]. COP’lar her yıl düzenleyici ülkenin çeşitli format değişiklikleri olsa da temelde uluslararası sözleşmenin imzacısı devletlerin üst düzey temsilcilerinin hariçten gazel çaldığı “Liderler Zirvesi” ile başlar. Bu toplantının ardından zirve imzacı devletlerin delegasyonlarının, sektör temsilcilerinin ve seçilmiş sivil toplum örgütlerinin katıldığı yan etkinlikler, yani fuaye toplantıları ve yuvarlak masa görüşmeleri ile devam eder [2]. Bu yan etkinlikler yeşil aklama için çok uygun bir platformdur, karbon nötr kahvenizi yudumlarken şirketlerin sürdürülebilirlik şovlarına, eko-girişimcilerin çılgın fikirlerine, doğa korumadan çok halkla ilişkiler amacı güden sivil toplum örgütlerinin standlarına göz atabilirsiniz. Yaklaşık iki haftalık maratonun sonunda ise asıl kritik aşama olan müzakereler başlar. Müzakereler COP başkanı tarafından yürütülür ve fosil yakıt şirketlerinin, enerji yoğun sektör lobilerinin ağır baskısı altında ilerler [3]. Burada iklim krizinin yönetimine dair hedefler, yol haritaları ve sözleşmenin uygulanmasına dair kararlar COP karar metni altında toplanır, zirvenin en önemli çıktısı olan bu metin ülkelerin niyet beyannamelerini belirleme konusunda kaynaklık eder. En sonunda, uygulama aşaması resmi olarak başlar: Herkes evine döner ve piyasa ekonomisinin çıkarları doğrultusunda iklim değişikliğini umursanmadan işler eskisi gibi devam eder.
COP’ların iklim krizini somut olarak önleme konusundaki başarısızlığına rağmen, küresel düzeyde bir tartışma zemini yaratması, kamuoyu oluşturması ve -uygulanmasa da- sera gazı azaltım hedefleri belirlemesi açısından tarihsel bazı kazanımlarından söz edilebilir. 1997 yılında, erken kapitalistleşmiş ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma taahhütünü verdiği Kyoto Protokolü’yle sonuçlanan COP3; 2015 yılında küresel sıcaklık değişiminin 1.5 °C ile sınırlandırılması hedefinin gündeme geldiği ve sera gazı salımlarını sınırlandırma konusunda tüm ülkeleri sorumlu kılan Paris Anlaşmasının imzalandığı COP21 böyle COP’lara örnektir. Amazon’daki tahribatı yavaşlatan ve yerli hakları konusunda önemli adımlar atan Lula da Silva’nın Brezilya’sında, Amazon Nehri’nin okyanusa kavuştuğu Belém’de düzenlenecek COP30’un da bu önemli zirvelerden biri olması bekleniyordu. Amazon Yağmur Ormanlarına dikkat çekmek için Belém’in seçilmesi ve COP30 Başkanı André Aranha Corrêa do Lago’nun zirve öncesi yayımlanan ve “Nehrin okyanusla buluştuğu yerde insanlık yeniden başlayacak!” sözlerinin vurgulandığı mektubu da [4] COP’a umut bağlayanların beklentilerini arttırdı. Zirvede yerli halkların tarihte eşi görülmemiş düzeyde temsil edileceği öngörülüyor [5], bilgi kirliliğini önlemek için deklarasyonlar hazırlanıyor [6] ve lobicilik faaliyetlerinin izlenebilmesi amacıyla gözlemcilerin sponsor şeffaflığının teşvik edilmesi gibi adımlar atılıyordu [7]. Ancak COP 30 beklentilerin çok gerisinde kaldı. Konferans yeri olarak seçilen Belém, Amazonların önemini vurgulamaktan çok altyapı eksiklikleriyle gündeme geldi [8]; Almanya Şansölyesi Merz’in “Belém’den yeni döndüm, dünyanın en güzel ülkelerinden birinde yaşıyoruz. Sanırım bir daha kimse oraya dönmek istemez.” şeklinde özetlenebilecek sözleri [9] bu tartışmalara tüy dikerken küresel kuzeyin dünyaya bakışı ve samimiyetini bir kez daha ortaya çıkardı. Önceki toplantılardaki tecrübelerden yola çıkan yerli halk temsilcileri fiziksel olarak görünür olmanın söz sahibi olmak anlamına gelmediğini belirtti [10] ve haklı çıkmaları için uzun süre beklemek gerekmedi: zirvenin daha ilk gününde güvenlik güçleri ile yerli halklar arasında arbede yaşandı [11]. Fosil yakıt lobisinin COP30’da 1600 katılımcıyı aşarak birçok ülke delegasyonundan daha kalabalık olması ise zirveye damgasını vurdu [12]. Zirvenin sonucu da nihai olarak bu güç dengelerini yansıttı: COP30’un karar metninde “fosil yakıt” ifadesi bir kez bile geçmedi. Yalnızca yağmur ormanlarının korunması için kurulacak bir fon ve akıbeti belirsiz bir iklim finansmanı artışı umut kırıntısı olarak sunuldu [13].
Hemen her yıl benzer heyecan ve hayal kırıklığı döngülerine ve aynı oyunlara sahne olan COP’lar başarısız olmaya mahkum, çünkü çözümü sorunun kaynağı olan kapitalizm içinde arıyor. COP30’un ana çıktılarından biri olan Tropical Forests Forever Facility (TFFF) bunun en güncel örneği. Küresel finans sistemi madencilik, kereste üretimi, barajlar gibi ormansızlaştırma projelerine devasa krediler aktarmaya devam ederken TFFF orman koruma finansmanını riskli piyasa mekanizmalarına indirgiyor; bu nedenle yapısal olarak başarısızlığa mahkûm görünüyor [14]. Üstelik TFFF’nin somut bir sorunu daha var: Ormanları koruduğu için fon alan devletlerin bu parayı nasıl kullanacağına ilişkin hiçbir bağlayıcı kısıtlama bulunmuyor [15]. Bu, bir devletin korunduğu ilan edilen bir orman alanı için aldığı finansmanı aynı ormanın başka bir bölümünde madencilik, tarım ya da altyapı için kullanabileceği anlamına geliyor. Yani TFFF, orman koruma iddiasıyla ormansızlaştırmayı finanse eden bir çelişki üretiyor. Bu tip fonların temel dayanaklarından biri olan karbon kredi sistemlerinin küresel iklim krizinin çözülmesi konusunda etkisiz olduğu ortada. Son yirmi yılı kapsayan karbon piyasası literatürünü tarayan kapsamlı bir analiz, Paris Anlaşması’yla kurumsallaşan karbon kredisi mekanizmasının yapısal nedenlerle iklim krizini hafifletmek yerine devletler ve şirketler için bir karbon bütçesi denkleştirme aracına dönüştüğünü, gerçek bir sera gazı azaltımı sağlamadığını ortaya koyuyor [16]. Karbon kredileri ve piyasa temelli “yeşil dönüşüm” projelerinin büyüme odaklı kapitalist düzen içinde hem salım azaltımında yetersiz kalması hem de yeni ekstraktivizm döngülerini tetikleyerek yıkımı hızlandırması daha geniş bir yazıyı hak ediyor ancak bu yazının bütünlüğü adına, önümüzdeki yıl Türkiye’de düzenlenecek COP31’i ele almakta fayda var.
COP30’a damga vuran olaylardan biri COP31’e ev sahipliği için Avustralya ile Türkiye arasındaki kıyasıya rekabet oldu. İki ülke de COP26’dan beri ev sahipliği için adaydı. COP’a ev sahipliği yapacak ülke ve COP başkanının seçimi uzun müzakereleri içeren bir süreç sonunda Birleşmiş Milletler bünyesindeki bölge gruplarının ortak bir karara varmasıyla belirleniyor [17]. Bugüne kadar iki ülke arasında bu kadar büyük bir rekabete, COP’un neredeyse son gününe kalan bir karara hiç tanık olunmamıştı. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Azarbaycan gibi petrol devletlerinin ev sahipliği yaptığı zirveye ev sahipliği yapmak için, kömürle çalışan termik santraller konusunda dur durak bilmeyen, Akbelen’i linyit için feda eden Türkiye ile dünyanın en büyük kömür ihracatçılarından Avustralya arasındaki yarışta ibre Türkiye’ye döndü. Bunda Avustralya’nın Türkiye’deki “süper izin yasası” benzeri bir yasa tasarısını gereğinden uzun tartışıp en sonunda parlamentodan geri çekmesi etkili olmuş olabilir [18]. Tabii ki Türkiye’nin samimiyetsizliği ispat etmek istercesine silah harcamaları için bütçe yükseltmeyi zorunlu kılan, gezegenin en büyük kirleticilerinden savaş makinesinin lokomotifi NATO’nun zirvesine ev sahipliği de yapacak olmasının etkisi de yadsınamaz. Sonuç olarak, Avustralya hükümeti yarışı kaybetti ancak müzakereleri yönetme görevi, Türkiye’ye değil Avustralya’ya verildi. Ev sahibi ile COP başkanlığının ayrıldığı durum, daha önce Şili’nin başkanlığında planlanan COP25’in yaşanan halk ayaklanması nedeniyle Madrid’e taşınması ve Fiji başkanlığındaki COP23’ün lojistik nedenlerle Bonn’da düzenlenmesi gibi istisnai örneklerde görülmüştü. Türkiye ile Avustralya arasında anlaşılan bu garip sistem ise bir ilk olacak, iki taraf arasında görüş ayrılıkları olması durumunda konuşulup anlaşılacakmış [19], müzakerelerin daha başlamadan tıkanması hiç de düşük bir olasılık değil. Bir diğer ilginç ayrıntı ise liderler zirvesinin İstanbul’da, COP etkinliklerinin ise Antalya’da yapılacak olması; daha planlama aşamasında yürütücüler ile karar alıcılar arasında kopukluk oluşturulması dikkat çekici.
Otuz yılda, fosil kapitalizminin sebep olduğu küresel iklim değişikliğinin krize dönüşmesini önleme konusunda bir arpa boyu ilerleme sağlayamayan, çözümü kapitalist düzen içinde finansal yöntemlere indirgeyen, son yıllarda iyice bir samimiyetsizlik şovuna dönüşen, erken kapitalistleşmiş ülkelerle küresel güney arasındaki uçurumun iyice büyüdüğünü ortaya çıkaran COP’un gezegenin geleceği konusunda bir fayda sağlamayacağı aşikar. Ancak COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, bu samimiyetsizliğin teşhir edilmesi için bizlere büyük bir fırsat sunuyor. İklim krizinin çözümü bürokratların, lobicilerin ve finans mekanizmalarının elinde değil; krizin bedelini ödeyen halkların kolektif mücadelesinde. Anti-COP ve Halkların Zirvesi geleneğini Türkiye’de büyütmek, ekososyalist bir perspektifle örgütlenmek ve bu itirazı politik bir güce dönüştürmek için COP31 önemli bir cephe olacak.
[1] United Nations Climate Change (n.d.) Conference of the Parties (COP). UNFCCC. https://unfccc.int/process/bodies/supreme-bodies/conference-of-the-parties-cop erişim tarihi: 09/12/2025 [2] Marques L. (2025) Structure of COP30: Understanding the Conference and Brazil’s Innovations. https://cop30.br/en/news-about-cop30/structure-of-cop30-understanding-the-conference-and-brazils-innovations erişim tarihi: 09/12/2025 [3] Brussels Watch (2025) The Role of Fossil Fuel Lobbyists at COP28 and Beyond. https://brusselswatch.org/the-role-of-fossil-fuel-lobbyists-at-cop28-and-beyond/ erişim tarihi 10/12/2025 [4] Corrêa do Lago A. A: (2025) Tenth Letter from the Presidency. https://cop30.br/en/brazilian-presidency/letters-from-the-presidency/tenth-letter-from-the-presidency erişim tarihi: 10/12/2025 [5] Urzedo D., Tester O., van Leeuwen S. (2025) Finally, Indigenous peoples have an influential voice at COP30. They’re speaking loud and clear. The Conservation. https://theconversation.com/finally-indigenous-peoples-have-an-influential-voice-at-cop30-theyre-speaking-loud-and-clear-269403 erişim tarihi: 10/12/2025 [6] COP Observer Relations Team (2025) Observer Handbook for COP 30. UNFCCC. https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Observer%20Handbook%20for%20COP%2030%20%20%281%29.pdf?utm_source=chatgpt.com erişim tarihi: 10/12/2025 [7] UNESCO (2025) Declaration on Information Integrity on Climate Change. UNESCO. https://www.unesco.org/en/information-integrity-climate-change/cop30declaration erişim tarihi: 10/12/2025 [8] Şahin Ü., Madra Ö. (2025) COP30’dan COP31’e. Apaçık Radyo. https://apacikradyo.com.tr/podcast/acik-yesil/cop30dan-cop31e yayın tarihi: 26/11/2025 erişim tarihi: 11/12/2025 [9] Thurau J. (2025, 19/11) What did Germany's chancellor say to make Brazil so upset? Deutsche Welle. https://www.dw.com/en/germany-chancellor-friedrich-merz-brazil-belem-comments/a-74803781 erişim tarihi: 10/12/2025 [10] Walling M. (2025, 11/11) Indigenous groups get the spotlight at UN climate talks, but some say visibility isn’t power. AP. https://apnews.com/article/united-nations-cop30-belem-brazil-climate-indigenous-8b7279db13eb9353d815735d150ce1c0 erişim tarihi: 10/12/2025 [11] Walling M., Borenstein S. (2025, 12/11) Protesters confront security at main venue of UN climate talks. AP. https://apnews.com/article/cop30-belem-brazil-un-climate-talks-protest-74af534a7bc1711a5e0518adde59a173 erişim tarihi: 10/12/2025 [12] Lakhani, N. (2025, 14/11) Fossil fuel lobbyists outnumber all Cop30 delegations except Brazil, report says. The Guardian. https://www.theguardian.com/environment/2025/nov/14/fossil-fuel-lobbyists-cop30 erişim tarihi: 10/12/2025 [13] COP Presidency (2025) Global Mutirão: Uniting humanity in a global mobilization against climate change. https://unfccc.int/sites/default/files/resource/Mutir%C3%A3o_cop30.pdf erişim tarihi: 10/12/2025 [14] Global Witness (2025) New forest finance won’t offset billions currently destroying them: Global Witness on TFFF. Global Witness. https://globalwitness.org/en/press-releases/new-forest-finance-wont-offset-billions-currently-destroying-them-global-witness-on-tfff/ erişim tarihi: 11/12/2025 [15] Malig L. M., Solon P. (2025) TFFF: A False Solution for Tropical Forests. Systemic Reflections. Fundación Solón, Systemic Alternatives. La Paz, Bolivia https://globalforestcoalition.org/wp-content/uploads/2025/04/RS-10-ENG.pdf [16] Romm, J., Lezak, S., & Alshamsi, A. (2025). Are Carbon Offsets Fixable? Annu. Rev. Environ. Resour. 2025. 50:649–80. https://doi.org/10.1146/annurev-environ-112823-064813 [17] United Nations Climate Change (n.d.) How COPs are organized - Questions and answers. UNFCCC. https://unfccc.int/process-and-meetings/conferences/the-big-picture/what-are-united-nations-climate-change-conferences/how-cops-are-organized-questions-and-answers?utm_source=chatgpt.com#Host-country-and-presidency erişim tarihi: 11/12/2025 [18] Truu M., Crowley T. (2025, 27/11) Labor strikes deal with Greens to end environmental reform stalemate. ABC. https://www.abc.net.au/news/2025-11-27/labor-strikes-greens-deal-to-end-environmental-stalemate/106054928 erişim tarihi: 11/12/2025 [19] Mathiesen K. (2025) It’s official: Turkey will be boss of COP31 climate talks. Politico. https://www.politico.com/news/2025/11/21/its-official-turkey-will-be-boss-of-cop31-climate-talks-00665865 erişim tarihi: 12/12/25




