Fransa’nın Yeni Rotası: ‘Anglofon’ Afrika

Deniz Yaşayan19 Mayıs 2026

Uluslararası kapitalist sistemin Orta Doğu başta olmak üzere “çevre” bölgelerdeki egemenliği çatırdıyor. Gözler çoğu zaman sistemin hegemonu ABD’ye çevrilse ve çoğu zaman Washington’a karşı iddialı çıkışlarıyla bir “rakip” olarak gündeme gelse de Fransa, bu egemenlik krizini derinden hisseden emperyalist güçlerden biri. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Mısır, Kenya ve Etiyopya’ya düzenlediği bir haftalık “mini-Afrika turu” da bu krizin içeriği hakkında ipuçları taşıyor.

Ancak neden bu üç ülke?

Fransa, Mali, Burkina Faso, Nijer (ve bu üç ülke kadar açık Rus etkisi görülmemekle birlikte) Gine gibi ülkelerde yaşanan halk ayaklanmaları ve Kremlin-Wagner destekli darbelerden sonra bölgedeki etkisini yitirdi. Son olarak ülkesinde kalan son Fransız askerlerinin de derhal çekilmesini talep eden Orta Afrika Cumhuriyeti’nden kuzeydeki eski sömürgesi Cezayir’e kadar da kıtanın kuzey ve batı ekseninde ciddi problemler yaşıyor. Fransa’nın, Doğu Afrika ülkesi Cibuti’deki bin 500 askerlik varlığı dışında kıtada artık kalıcı bir askeri varlığı kalmadı. “Françafrique” olarak tanımlanan büyük coğrafyada iflas eden siyaseti nedeniyle Macron, şimdilerde “Anglofon” Afrika olarak da adlandırılan bölgede farklı bir siyasete yönelmiş durumda. İşte burada üç ülke bir başlangıç noktası olarak seçilmiş görünüyor: Mısır, Kenya ve Etiyopya. (1)

Süveyş Kanalı, Doğu Akdeniz, Filistin/Gazze ve göç rotalarının merkezinde yer alan Mısır, kıtanın geleneksel açıdan en otoriter ve itibarlı gücü denilebilir. ABD’nin siyasi ve askeri, Çin’in altyapı ve ticaret üzerinde çok güçlü etkisinin bulunduğu ülkede Fransa artık yalnızca “eşit” bir partner olarak kendisini var edebileceğinin farkında ancak Macron’un yeni siyaseti de zaten buna denk düşüyor: Frankofon coğrafyasında sömürgeci mirasıyla sürdürdüğü ve halklarda öfke uyandıran bu (zoraki) “kültürel” üstenci rolünü bırakıp kılık değiştirmek.

Burada belki Kenya şaşırtıcı bir tercih olarak görülebilir. Mısır ziyaretinin ardından Macron’un durağı olacak ülkenin başkenti Nairobi, Anglofon bir Afrika ülkesinde düzenlenen ilk Fransa-Afrika zirvesine de ev sahipliği yapıyor. Kenya, Afrika’da -bir analojiye başvuracak olursak- Orta Doğu’daki krizlerde Umman’ın izlediği çizginin (bkz. ABD/İsrail-İran Savaşı) benzerini takip ediyor. Bu lojistik, start-up, fin-tech ve AI üssü Anglofon ülke, son kısımda inceleyeceğimiz rakamlarda da görülebileceği üzere Fransız yatırımlarına en açık ülkelerden biri ve jeopolitik saflaşmalarda keskin bir tavır izlememesiyle de Macron’un kılık değişikliğinin pivot ülkesi olabilecek potansiyeli var. Etiyopya ise Mısır ve Güney Afrika Cumhuriyeti’yle (GAC) birlikte neredeyse yüz yıldır kıtanın sacayağını oluşturuyor. Sadece eşsiz tarihi ve Oryantal Ortodoks Hristiyan kimliğiyle değil, Afrika Birliği’nin merkezi olması, Nil ve Kızıldeniz’in güvenliği için kilit rolü, güçlü kara ordusu, alt-emperyalist güçlerin müdahale girişimlerinde bulunduğu Sudan’a yakınlığı, ABD’yle savunma iş birlikleri, Çin’le uzun vadeli kredi anlaşmaları ve Rusya’yla geleneksel bağları gibi birçok sebeple Fransa’nın Afrika açılımında çok önemli bir yer tutuyor.

Peki bu post festum strateji başarılı olabilir mi?

Çin devlet şirketlerinin de pay sahibi olduğu bilinen “Güney Afrika Bağımsız Medyası” kontrolündeki Afrika haber sitesi IOL’de çıkan bir köşe yazısı buna “Çin Komünist Partili” bir cevap veriyor: “Fransa yıllar içinde hem ekonomik hem de askerî nüfuzunu kaybetti ve şimdi Afrika, Fransa’nın dış ticaretinin yalnızca %1,9’unu, stratejik mineral tedarikinin %15’ini ve petrol-gaz arzının %11,6’sını oluşturuyor.” (2)

Aslında bu ekonomik analiz, determinist bir sonucu da içinde taşıyor ve hiç şüphesiz Çin’in kıta siyasetinin de bir özeti niteliğinde. Elbette, biz Marksistler için de jeopolitik gelişmeleri okumanın temelini ilkesel olarak bu ekonomik bakış oluşturuyor.

Şimdi bu ekonomik bakışı derinleştirelim ve Fransa’nın çoktan yitirdiği batı Afrika dışında kalan bölgede -Macron’un seçtiği üç ülke ve iki örnek daha- ekonomik gücüne bir göz atalım.

  • Fransa ve Mısır arasındaki ticaret hacmi 3,5 milyar dolar. Özellikle Rafale savaş uçakları ve ulaştırma projeleri Fransa’nın ülkedeki ekonomik etkisinin merkezinde yer alıyor. Çin ise Mısır’da çok daha büyük bir ekonomik aktör konumunda. 2024’te Çin-Mısır ticaret hacmi 17-18 milyar dolar seviyesine çıktı ve bunun büyük kısmı Çin’in ihracatından oluşuyor. ABD ve Mısır arasındaki toplam ticaret hacmi ise 8,6 milyar dolar düzeyinde. Ancak Washington’un etkisi yalnızca ticaretle sınırlı değil, askeri ve güvenlik ortaklığı ilişkilerin temelinde.
  • Fransa ve Kenya arasındaki ticaret hacmi 1,5 milyar dolar. Fransa özellikle enerji, ulaşım ve altyapı projeleri üzerinden Kenya’daki varlığını artırmaya çalışıyor. Bu sırada, Çin-Kenya ticaret hacmi 4,7 milyar dolara ulaştı ve demiryolu, otoyol ve liman yatırımlarında baskın hâle geldi. ABD-Kenya ticaret hacmi ise 1,6 milyar dolar seviyesinde. Yine de diğer örneklere kıyasla Kenya’daki Çin ve ABD ticaret hacminin Fransa’ya olan farkının mütevazı kaldığı görülebilir.
  • Fransa ve Etiyopya arasındaki ticaret hacmi 800 milyon dolar. Fransa ülkede havacılık ve altyapı projeleri üzerinden etkili olmaya çalışıyor. Çin-Etiyopya ticaret hacmi 4 milyar dolar düzeyinde ve Addis Ababa-Cibuti demiryolu gibi büyük altyapı projelerini üstlenen Pekin, ülkedeki etkisini artırıyor. ABD-Etiyopya ticaret hacmi ise 1,7 milyar dolar.

Son iki örnekle bitirelim.

  • Fransa ve GAC arasındaki ticaret hacmi 4 milyar dolar ve Fransa otomotiv, enerji, ilaç sektörlerinde güçlü bir konuma sahip. Ancak Çin-GAC ticaret hacminin 34 milyar dolarlık devasa hacmi düşünüldüğünde Fransa’nın bölgesel bir güç düzeyine gerilediği açık. ABD-GAC ticaret hacmi de 21 milyar dolarlık hacmiyle Fransa’nın çok üzerinde.
  • Fransa ve Nijerya arasındaki ticaret hacmi 6 milyar dolar ve ilişkilerin merkezinde enerji sektörü var. Kıtanın “jandarmasının” Çin’le ticaret hacmi ise 22 milyar dolar. Çin özellikle enerji, telekom ve altyapı alanlarında etkin. ABD-Nijerya ticaret hacmi ise tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi Fransa’nın üstünde, Çin’in gerisinde: 13 milyar dolar.

Ekonomik göstergeler Fransa’nın “Anglofon” Afrika macerasının istediği sonucu vermeyeceğini gösteriyor. Kıtanın hemen hemen tamamının geleceği ise Çin Komünist Partisi’yle çizilecek. ABD’nin bu ülkelere sağladığı “askeri güven” ise tıpkı Körfez’de İran’ın başardığı gibi “o ya da bu şekilde” kırılacak.

İşin jeopolitiği bu.

Sol açısından bakıldığında ise çeşitli fırsatlar olmakla birlikte üzerine gidilmesi ve düzeltilmesi gereken birçok mesele de var. Yine üç örnekle sınırlı kalalım.

1974-91 yılları arasında Marksist bir iktidarı olan Etiyopya’da sosyalist alternatif gittikçe marjinalleşse de devletçi-kamucu çizgi toplumdaki meşruluğunu sürdürüyor. Bu çok önemli bir dayanak. Yine, gittikçe neoliberal politikalara yönelmiş de olsa tarihsel olarak çok güçlü bir anti-sömürgeci, sosyalist geleneğe sahip olan Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve Güney Afrika Sendikaları Kongresi’yle (COSATU) Güney Afrika Ekonomik Özgürlük Savaşçıları (EFF) gibi radikal-sol partilerin de kendisini göstermesiyle bir bütün olarak Afrika kıtası hareketli bir sol tabana, işçi sınıfına sahip. Bununla birlikte etnik-dini bölünmelere alternatif geliştirmekte zorlanan ve gittikçe küçülen sol, Kenya ve Nijerya’da oldukça zayıf durumda. Ancak Nijerya’nın petrol sektöründe kayda değer bir işçi sınıfı hareketinden söz edilebilir.

Özetlersek, 7 Ekim’den beri uluslararası kapitalist sistem Orta Doğu’dan Afrika’ya, Asya’dan Güney Amerika’ya büyük bir gerileme içine girdiğinden ve Çin, tüm ekonomik sahalarda etkisini hızla artırdığından sıkışan emperyalist güçler yeni açılımlar denemek zorunda. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Amerika’daki saldırganlığı gibi “sert güçle” de olabilir, Macron’un sık sık Lübnan ve Suriye’de, şimdi de Afrika’da gerçekleştirdiği gibi “yumuşak güç” adımlarıyla da. Bu süreçte solun görevi ise bu oyunları bozmak, uluslararası kapitalist sistemin baş teröristi ABD’nin sarf ettiği “güvenlik” sözlerini boşa düşürmek, etnik-dini bölünmeleri engellemek ve sınıf siyasetini terk etmemek, tek doğru ve gerçek alternatifi görünür kılmak olmalı.

İşte o zaman tüm “Kara Kıta” için “That would be chic!” (3)

KAYNAKÇA
(1) Kan, T. (2026, 5 Mayıs). Understanding Macron’s anglophone Africa pivot. African Business. https://african.business/2026/05/trade-investment/understanding-macrons-anglophone-africa-pivot
(2) Chauke, A. (2026, 1 Mayıs). Rejected Macron eyes Kenya for hopes of presence in Africa Forward summit. IOL. https://iol.co.za/news/opinion/2026-05-01-rejected-macron-eyes-kenya-for-hopes-of-presence-in-africa-forward-summit
(3) Macron’un tweet’inde geçen bir ifade: https://x.com/EmmanuelMacron/status/2049456201570644039

 

Fransa’nın Yeni Rotası: ‘Anglofon’ Afrika
0:00 / 0:00