NATO’nun Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak olan zirvesine 5 ay gibi bir süre kaldı. 5 ay sonra Ankara’da, yuvarlak bir masanın etrafında kara düzenin baş aktörleri oturacak ve bir yıl önce Lahey’de verdikleri “2035’e kadar askeri bütçelerini %5’e çıkarma” sözünün ne kadar arkasında durabildiklerinin hesabını yapacaklar. Bunu biz söylemiyoruz, Lahey Zirvesi Bildirgesi’nin kendisi söylüyor.[1] Trump da aynısını Davos’ta söylüyor. Dün gayrisafi yıllık hasılalarının %2’sini askeri sanayiye ayırma sözünün arkasında durmayanlar bugün %5’i onun işaretiyle birlikte kabul ediyorlar. Gençliğe, emekliye, yurttaşa kaynak kıtlığından bahsedenler bugün kaynakların %5’ini, Marx’ın da deyimiyle, denize atmayı tercih ediyorlar.[2]
Küresel çapta tekrardan alevlenen bu militarizasyondan Saray Rejimi de nemalanıyor. Milli Savunma Bakanlığı’na öncekinden daha da fazla miktarda bir bütçe ayırıyor, sırtını yasladığı Amerikan emperyalizmine ve onun aygıtı NATO’ya önümüzdeki yıl için %2,33 oranında bir askeri bütçe sözü veriyor.[3] Ancak bu oran da yalnızca izlenebilen, takip edilebildiğimiz bütçeden oluşuyor.
Bütçe görüşmelerinde gençlik, emekçi, yurttaş yararına olan her şeyi elinin tersiyle iten bu rejimin patronların rejimi olduğunun hepimiz bilincindeyiz. Kâr kaygılarını gençlerin yaşamlarının önüne koyup onlara MESEM gibi sömürü sistemini dayatan ve bir öğlen yemeğini dahi çok gören, emekçiye ise açlık sınırı altında bir asgari ücreti lütuf gibi sunan bu sistem elbette ki halktan yana olamazdı. O halde bizlerin alması gereken sorumluluk, bir anti- emperyalist kuşak yaratma yolunda bu rejimin tercihlerini göstermek ve bizden çaldıklarını kimlere verdiğini teşhir etmek, bunu anlatmak olmalıdır.
%5 Kim İçin ve Nereye?
En başta Türkiye’nin askeri bütçesinin hesaplanabilirliği üzerine birkaç söz söylemek gerekiyor. Çünkü zaman zaman, özellikle ABD ile karşılaştırıldığında, ayrılan bütçe yüzdesinin çok olmadığı, %1-2’lik bir dilimin eskisine nazaran az olduğunu söyleyenlerle karşılaşırız. Elbette Türkiye’nin askeri sanayisini dünya silah ticaretinin %43’ünü kaplayan ABD askeri sanayisi ile karşılaştırmamamız gerekiyor. Ancak belirtmek lazım, bugün bahsettiğimiz %1-2’lik bütçe dilimi “milli güvenlik” kisvesi altında gölgelenmemiş, halktan gizlenmemiş kısım. Bunun yanında bugün ulaşılması zor yahut hiç ulaşılamayan, bütçe dışı ek kaynak olarak kullanılan ödenekler de bulunmakta:[4] Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı, gizli ödenekler vb.
Türkiye’de sanayinin militarizasyonu dediğimiz bu süreç aslında eskiye dayanıyor. Ancak askeri sanayinin bugünkü şeklini almasındaki milat 2000’ler. 2000’ler süresince ABD askeri sanayi şirketlerinin silah ticaretindeki payı %8 gibi bir oranla gerilerken açılan bu boşluktan küresel ölçekte yeni sermayeler yükselmeye başlıyor.[5] Bu yıllarda Türkiye’de ise AKP’yle birlikte eski askeri sanayi sermayedarları büyüyor ve yenileri peyda oluyor. 2002’de en büyük 100 silah üreticisi listesinde tek bir şirketi bulunmayan Türkiye, 2010’da 91. Sıradan ASELSAN ile giriş yapıyor ve bugün, 2024 verileriyle, 47’de ASELSAN, 65’te TÜSAŞ, 73’te BAYKAR, 87’de ROKETSAN ve 93’te MKE olmak üzere 5 şirketiyle ilk 100 listesinde. Pazar payının %1,7’sine sahip oluşuna kimileri “o kadar da büyük değil” dese dahi silah ticaretindeki payı en büyük 11. ülke konumunda ve son 4 yılda payını ikiye katlayarak buraya yükselmiş olması bugün Türkiye kapitalizminin yüzünü bu kanlı pazara çevirdiğini gösteriyor.[6]
Bu veriler bize Saray Rejimi’nin neden 2025’te Lahey’de toplanan NATO masasından mutlu bir şekilde kalktığını gösteriyor. Onlar için %5 demek kaynakların akıtılacağı kamu ve özelin işbirliği ile büyütülecek bir sermaye ve silah ticareti yarışında yakaladığı ivmeyle daha da yükselmek demek. Öbür yandan Ortadoğu’daki alt-emperyalist iştahını güvenceye alan da yine bu silahlanma yarışı oluyor. Bütün bunları da militarizasyon süreçlerinin alışıldık argümanlarıyla bize servis ediyorlar: Milli beka, güvenlik ve güçlü ordu güçlü Türkiye!
Peki bizim için ne demek bu %5? “Güçlü Türkiye” dediklerinde güçlü olan tam olarak ne? Açıkça gözüküyor ki güçlü olan emekçinin ekonomisi değil. Güçlü olan şey bütçenin %5’ini savaş baronu sermayedarlara akıtan bu kanallar. Öyle kanallar ki bunlar üniversitelerimizdeki teknokentlerden, bilim diye pazarladıkları teknofestlere oradan da askeri sanayiyi yerelleştirdikleri KOBİ’lere kadar ulaşıyor. Tüm bunlar ekonomide savaş üzerinden kârı önceleyen, emekçiye dönmeyen bir ekonomik tercihi işaret ediyor. Yani pastada bizim payımız küçülürken sermayenin payı katlanarak büyüyor.
Saray Rejimi ise buna karşılık pastanın kendisinin büyüdüğünü işaret ediyor, güçlü bir ekonomiden bahsediyor. Gerçekten de pastanın kendisi büyüyor, Türkiye ekonomisi her geçen yıl hacmini genişletiyor. Ancak bunu yaparken emekçinin payını daima yaşamasına ucu ucuna yetecek, hatta yetmeyecek konumda bırakıyor. Bunun yerine aslan payını sermayedarlara, konumuz özelinde de silah üretimi yapana veriyor. Yani sermayeyi doğrudan “denize atmayı tercih ediyor”. Halka tek bir geri dönüş sağlamayacak, üretildiğinde kenarda duracak, kullanılması kan akıtılması veya savaş çıkması anlamına gelen bir sanayiyi tercih ediyor. Bu savaş sermayesinin doyurulmasının mantıksal olarak tek yolu ise savaş çıkarmak ve oldukça fazla silah satmak olarak gözüküyor.
Bir Alternatif: Halk İçin Ekonomi
Bizler ise bir alternatifimiz olduğunu biliyoruz. Sermaye için değil, halk için bir ekonominin yaratılabileceğini söylüyoruz. Ekonomiyi silahla değil ama kamu yatırımlarıyla, savaşla değil ama barışla sürdürmek ve büyütmek pekâlâ mümkün. Bunun en önemli örneği ise okullardaki açlık sorunu. Bugün Türkiye kanlı bir pazarda 11. sırada olsa dahi OECD verilerine göre çocukluk çağı sağlıklı beslenme göstergelerinde en geri kalmış ülkelerden biri.[7] Halbuki bu yıl için söz verilen %2,33’lük askeri bütçe, Türkiye’de ana okuldan liseye 15 milyon çocuğun açlığını gidermek, bir öğün öğlen yemeği vermek için gereken %1,5’un üzerinde. Ve sadece kamusal bir hizmet olarak kalmıyor, ki bu bile yeterli olurdu, yerelleştirildiğinde yaratacağı iş imkanları ile ekonomiyi de canlandırıcı özellikler de taşıyor. Taşımadığı tek şey bir avuç sermayedarın cebine gidecek kirli para, bu da Saray Rejiminin doğrudan sınıfsal ilişkisini bize gösteriyor.
Öbür yandan biz üniversite öğrencilerine büyük olasılıklar vadediyor %5’lik bir bütçe. Bizlerin elinde, askeri sanayi ile sermayedarların ceplerine akıtılmamış böyle bir bütçe bugün aldığımız KYK burslarından kaldığımız yurda kadar her şeyi değiştirebilecek bir potansiyele sahip. Bugün 651 bini burs 867 bini kredi alan toplam 1 milyon 518 bin üniversite öğrencisine düşen KYK tamamen bursa çevirilebilir ve 4.000 TL gibi hiçbir şeye yetemeyecek bir burstansa öğrencinin geçimini destekleyecek; kültür, sanat ve spor gibi alanlarda da harcayabileceği yeterlilikte bir seviyeye getirilebilir.
%5’lik bir bütçe ile düşündüğümüzden çok daha fazla kamu yararına, yani bizim yararımıza yatırımlar yapılabilir. Ancak günümüzde bunun önündeki en büyük engel tartışmasız bir şekilde NATO ve ABD emperyalizminin, onun işbirlikçisi Saray Rejiminin varlığıdır. ABD emperyalizmi ve Saray Rejimi bizim yerimize tercih yaptıkça bizlere, emekçiye, emekliye, gence yarayacak bağımsız bir ekonomiden bahsedemeyiz. Yapılması gereken sermaye rejimini değil sosyalist bir rejimi tercih edecek anti-emperyalist bir hareket yaratmaktır. Güçlü, halk için bir ekonomi[8] ancak işçi sınıfının iktidarıyla bizim olabilir.
[1] North Atlantic Treaty Organization, “The Hague Summit declaration”, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2025/06/25/the-hague-summit-declaration, 25 Haziran 2025. [2] Karl Marx, “Grundrisse”, Sol Yayınları, s.59. [3] Cem Devrim Yaylalı, “Turkey begins 2026 with defense-spending numbers trending up”, https://www.defensenews.com/global/europe/2026/01/08/turkey-begins-2026-with-defense-spending-numbers-trending-up/, 8 Ocak 2026 [4] Nurhan Yentürk, “Sosyal Yardımlardan Güvenliğe Türkiye’nin Kamu Harcamaları 2006-2017”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2018. [5] İsmet Akça ve Barış Alp Özden, “Türkiye Savunma Sanayiinin Ekonomi-Politik Haritası”, tr.boell.org/sites/default/files/2022-04/I.Akca_B.Ozden_Turkiye_Savunma_Sanayiinin_Ekonomi-Politik_Haritasi.pdf, Yurttaşlık Derneği, 2021; İsmet Akça, “Türkiye’de Askeri-İktisadi Yapı: Durum, Sorunlar, Çözümler”, tesev.org.tr/wp-content/uploads/rapor_Güvenlik-Sektörü-Siyasa-Raporu-2-Türkiyede-Askeri-İktisadi-Yapı-Durum-Sorunlar-ve-Çözümler-24-Haz.-10.pdf, TESEV Yayınları, 2010. [6] Stockholm International Peace Research Institute, “The SIPRI Top 100 arms-producing and military services companies in the world”, The SIPRI Top 100 arms-producing and military services companies in the world, 2024 | SIPRI, 2024. [7] Dilek Akansu, “Çocukların Aç Kaldığı Bir Ülke ve Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği”, Çocukların Aç Kaldığı Bir Ülke ve Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği - #ayrım, 19 Kasım 2025. [8] Türkiye İşçi Partisi, “HEP: Halk için Ekonomi Paketi”, tip.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/Halk-icin-Ekonomi-Paketi.pdf.




