Dolmabahçe’de “Gölge Güç”: Kırmızı Halıdan Gazze’ye BlackRock Gerçeği

İzel Sezer10 Nisan 2026

Erdoğan’ın geçen hafta Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde ağırladığı Larry Fink ismi, sıradan bir ziyaretçiden çok daha fazlasını temsil ediyor. Dünyanın en büyük varlık yönetim fonu BlackRock’ın CEO’su olan Fink karşısında, Hazine ve Maliye Bakanı’ndan Merkez Bankası Başkanı’na kadar devlet ricalinin büyük bölümünün adeta tekmil vermesi, alışılmışın dışında bir tablo oluşturdu. Saray’ın sermaye gruplarına ilgisi bilinse de, devletin tüm zirvesinin tek bir isme sunum yapması, iktidarın dahi standartlarını aşan bir durumdu.

TRİLYON DOLARLARIN GÖLGESİNDEKİ GÜÇ: VARLIK YÖNETİMİ NEDİR?

BlackRock gibi yapıları anlamak için “varlık yönetim şirketi” kavramını iyi tanımak gerekiyor. Bunlar klasik anlamda bir banka değildir; emeklilik fonlarından merkez bankalarına kadar geniş bir yelpazedeki devasa birikimleri tek bir havuzda yönetirler. Trilyonlarca doları yöneten bu devler, dünyanın dört bir yanındaki hisselere, tahvillere ve enerji hatlarına yatırım yaparak “paradan para kazanmayı” hedefler. Ancak bu finansal büyüklük, aynı zamanda küresel şirketlerin yönetim kurullarına ve ülkelerin ekonomik politikalarına müdahale edebilme gücünü de beraberinde getirir.

Bu devasa sermaye, sadece bir yatırım aracı değil; aynı zamanda siyasi krizleri tetikleyen bir sopadır. Bir devletin iç siyasetini veya istihdamını sarsabilecek stratejik kararlar, bu “seçilmemiş güçlerin” ellerinde şekillenir. Bazen de maksimum getiri hırsı, dünyanın bir ucundaki savaşı finanse ederken oluşan çelişkileri yeni kârlar ile dengeleme yoluna gider.

GAZZE’YE YAĞAN BOMBALARIN ARKASINDAKİ FİNANSÖR

Mesele etik değerlere geldiğinde BlackRock’ın profili oldukça tartışmalıdır. Şirket; İsrail ordusunun Gazze’de kullandığı F-35 uçaklarını, mühimmatları ve güdüm sistemlerini üreten Lockheed Martin, Boeing ve RTX gibi silah devlerinin en büyük hissedarları arasındadır. Ayrıca şirket, İsrail’in stratejik enerji altyapısına bağladığı milyarlarca dolarla, bölge ekonomisinde aktif bir oyuncu konumundadır.

Buradaki en büyük ironi ise, her fırsatta Filistin halkının yanında olduğunu iddia eden Erdoğan’ın, İsrail ordusuna silah tedarik eden bu yapının başındaki ismi, Larry Fink’i Dolmabahçe’de kırmızı halılarla karşılamasıdır.

“KELEPİR” VARLIKLAR VE ENERJİ HAMLESİ

Fink’in en üst düzeyde ağırlanmasının temelinde yatan gerçek, Türkiye’nin içinden geçtiği döviz krizi olabilir. Belli ki “IMF’yi gönderdik” diye övünen Saray Rejimi, bugün kapıyı BlackRock gibi küresel fonlara sonuna kadar açmış durumda. BlackRock artık sadece borsada kağıt alan bir şirket değil; limanlardan elektrik şebekelerine kadar fiziksel altyapıya göz dikmiş bir dev olarak karşımızda duruyor.

Türkiye’nin 2035 yılına kadar hedeflediği 100 milyar dolarlık enerji dönüşümü, BlackRock gibi yapılar için iştah kabartan bir alan. Devletin paraya sıkıştığı bu dönemde, ülkenin en kritik enerji altyapılarının ve rüzgar ihalelerinin uzun vadeli imtiyazlarla, deyim yerindeyse “kelepir” fiyatlara bu fonlara devredilmesi ise masadaki en güçlü ihtimal.

EGEMENLİĞİN DEVRİ VE “ANİ DURMA” TEHLİKESİ

Bu tarz fonların bir ülkeye girişi, genellikle o ülkenin kendi hukukundan ve yargı egemenliğinden feragat etmesiyle başlar. Nitekim geçmişteki Kamu-Özel İş birliği projelerinde, Türk mahkemeleri yerine Londra tahkiminin yetkili kılınması bunun en somut örneği.

2021 yılına dönelim; AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kanal İstanbul” açılışı sayılan Sazlıdere Köprüsü’nün temel atma töreninde, “Projeye dahil olacak şirketlere ödeme yapmayacağız” çıkışı yapan muhalefete, “Söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla alırlar” demişti. İşte o “söke söke alırlar” sözü, aslında egemenliğin sermayeye ne kadar kaptırıldığının bir itirafı niteliğinde.

Tarih, bu devasa fonların bir gecede nasıl yıkım getirdiğinin kanıtlarıyla dolu. 1997 Asya krizi ve 2001 Türkiye krizinde gördük ki, sermayenin “ani durma” ile bir ülkeden hızla kaçması geride on binlerce kapanan kepenk ve milyonlarca işsiz bırakıyor. Bugün tek başına Türkiye ekonomisinin 10 katı büyüklüğünde bir varlığı yöneten BlackRock’ın olası bir siyasi krizde sermaye silahını çekmesi, ülke ekonomisinin anahtarını New York’taki bir gökdelene teslim etmek değilse nedir?

SICAK PARAYA BAĞIMLI SAHTE BAHAR BİZE NE GETİRECEK?

Dolmabahçe’deki bu kare, bir “istikrar ve güven” tablosu değil; aksine Türkiye’nin finansal boyunduruğa teslimiyetinin belgesidir. Mehmet Şimşek’in yürüttüğü yüksek faiz politikası ise bu küresel sermaye baronlarına ülkenin kaynaklarını transfer etme garantisinden ibarettir.

İsrail ordusunun mühimmatçılarını fonlayan bu yapı, Türkiye’de yatırımlarını artırdığında basit bir yatırımcı olmayacak; hukuki ve siyasi iskeleti kendi çıkarlarına göre şekillendiren bir güç odağına dönüşecektir. Üretim yerine sıcak paraya bağımlı bu sahte bahar, kaçınılmaz olarak daha derin bir ekonomik kışa gebedir.

Dolmabahçe’de “Gölge Güç”: Kırmızı Halıdan Gazze’ye BlackRock Gerçeği
0:00 / 0:00