“Dünyayı dolaşıyor Lenin!”

Berfin Aksoy23 Nisan 2026

Ekim 1917, Smolni Sarayı’nın büyük salonu işçi ve asker kalabalığıyla doluydu. Aurora Kruvazörü’nün topları, eski düzenin ölüm fermanını çoktan ilan etmişti. Artık söz, tarihin akışını değiştirecek iradeye aitti. Başkan kürsüye yaklaştı: “Şimdi Yoldaş Lenin, Kongre’ye hitap edecek.”

Lenin kürsüye çıktığında salonda kısa bir duraksama oldu. Onu ilk kez görenler şaşkınlıkla birbirine baktı: kısa boylu, tıknaz; üzerinde boyuna göre uzun duran eski bir pantolon. Albert R. Williams ve diğer yabancı gazeteciler, hayal kırıklığına uğramışlardı. İngiliz muhabir Julius West fısıldadı: “Kılık kıyafetine biraz özenmiş olsaydı, onu bir burjuva valisi ya da küçük bir Fransız şehrinin bankeri sanırdınız.” Yanındaki adam ekledi: “Evet, hayli büyük bir görev için hayli küçük bir adam.” İşte şanlı Ekim Devrimi, bu “küçük” adamın ağzından dünyaya ilan edilecekti.[i]

“Dünyayı dolaşıyor Lenin.
Ne sınırlar kapatabilir yolunu,
ne kışlalar, ne barikatlar;
ne de dikenli tel kanatabilir kolunu.

Güneş ufka bir yara izi gibi ağar,

Geceyle şafak arasında

Bir kızıl yıldız doğar.”[ii]

Vladimir İlyiç Lenin, 22 Nisan 1870’te Simbirsk’te doğdu. Bugün, doğumunun 156. yılında, onun yaşamını anmak; bıraktığı mirası anlamanın bir gereğidir. Bu mirasın köklerini anlamak için de çocukluk yıllarını hatırlamak gerekir. Lenin’in çocukluğu, Çarlık Rusyası’nın baskıcı atmosferinde geçti. Buna rağmen ailesinden aldığı dürüstlük, çalışkanlık ve halkın ihtiyaçlarına duyarlılık, karakterinin temelini oluşturdu. Babası İlya Nikolayeviç Ulyanov, işine tutkuyla bağlı bir eğitimciydi. Öğretmenlikten halk okulları müfettişliğine uzanan bir kariyer izledi. Yoksul bir aileden gelmiş, eğitimle yükselmiş, Kazan Üniversitesi’ni bitirmişti. Mesleği gereği sürekli yollardaydı: çamurlu sonbahar yollarında, buzlu kış günlerinde en uzak köylere gidiyor; okullar açıyor, öğretmenlere destek oluyordu. Annesi Maria Aleksandrovna Ulyanova ise çok yönlü ve disiplinli bir kadındı. Birçok dil biliyor, müzikle ilgileniyordu. Kalabalık bir ailede büyümüş, eğitimini tamamlayamamış ve bunun eksikliğini hep hissetmişti. Daha sonra kendi çabasıyla öğretmenlik sınavlarını dışarıdan vererek geçti; ancak bir okulda görev alamadı. Hayatı çocuklarının eğitimi ve ev işleriyle sınırlı kalsa da gücünden ve kararlılığından ödün vermedi.

Ulyanov ailesinin bu görece huzurlu düzeni, 1886’da aniden çöktü. İlya’nın beklenmedik ölümüyle sarsılan aile, bir yıl sonra daha başka bir felaketle karşı karşıya kaldı.

Bu felaket, Lenin’in ağabeyi Aleksandr Ulyanov’un, henüz yirmi bir yaşındayken Çar’a yönelik bir suikast girişimi nedeniyle idam edilmesiydi. Bu olay, Lenin’in hayatında yalnızca bir kayıp değil aynı zamanda politik bir kırılma da yarattı. Tüm acısına rağmen mezuniyet sınavlarına girdi ve altın madalyayla mezun oldu Lenin. Ardından Kazan Üniversitesi’nin hukuk fakültesine kaydoldu. Ancak üniversite yılları uzun sürmedi. Öğrenci hareketlerine katılması nedeniyle kısa süre içinde üniversiteden atıldı ve Kazan’dan sürüldü. Bu sürgün, onun için bir kopuş değil, düşünsel bir yoğunlaşma dönemine dönüştü. Çernışevski, Herzen, Karl Marx ve Friedrich Engels’in yazılarıyla, eserleriyle ilgilenmesi, düşünce dünyasında yeni bir yön açtı. Dağınık öfkesi, giderek bilinçli bir dünya görüşüne dönüşmeye başladı. Kazan’dan kovulup Kokuşkino’ya gönderildiğinde şunları söyledi: “Bir duvar var; ama yıkılmak üzere.”[iii]

Bu dönüşüm, 1890’lı yıllarda somut bir pratiğe evrildi. Lenin, devrimci çevrelerde daha aktif bir rol üstlenerek işçilerle doğrudan temas kurdu, toplantılar düzenledi. 1895’te “İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği”nin kuruluşunda yer aldı. Ancak bu faaliyetleri uzun sürmedi; aynı yıl tutuklandı ve ardından Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Sibirya’da geçen yıllar, bu arayışın, dönüşümün derinleştiği yıllar oldu. Kitaplar, notlar ve bitmek bilmeyen sorular arasında Rusya’nın toplumsal yapısını çözümledi. Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi[iv], bu yoğunlaşmanın ürünüydü. Aynı sürgün, ona yalnızca bir eser değil, bir yoldaş da kazandırdı: Nadejda Krupskaya. Şuşenskoye’de kurulan bu bağ, yalnızca kişisel değil aynı zamanda siyasal bir ortaklıktı.

Münih’ten Londra’ya, Cenevre’ye uzanan hat üzerinde durmadan hareket etti Lenin, “dünyayı dolaştı”; yazdı, örgütledi. Iskra ile düşünceyi örgütledi, Ne Yapmalı? ile yönü belirledi. Bu uzun “hazırlık” dönemi, o gün geldiğinde “dünyayı sarsacak”tı.

“Şu andan itibaren Rusya tarihinde yeni bir dönem başlıyor ve bu üçüncü Rusya devrimi, nihai olarak sosyalizmin zaferiyle sonuçlanmak zorundadır.”

Nihayet 1917’nin Nisan ayında Petrograd’a döndüğünde istasyonda onu bekleyen kalabalık, bir kahramanı karşılar gibiydi. “Binlerce Petrogradlı işçi ve asker istasyonun önünü ve çevre sokakları doldurmuştu. Kalabalık, sonsuz sayıda bayrağın oluşturduğu bir deniz gibi dalgalanıyordu. Bayrakların çoğunda “Lenin’i selamlıyoruz” yazıyordu.” Ancak Lenin, bu coşkunun gerisindeki belirsizliği hemen gördü. Aynı günlerde kaleme aldığı Nisan Tezleri, devrimin yönünü kökten değiştirecek bir müdahaleydi: savaşın sona ermesi, toprağın köylülere verilmesi ve tüm iktidarın Sovyetlere devredilmesi. Bu tezler, kendi parti çevrelerinde bile tartışma yarattı; aceleci bulanlar, gerçekçi olmadığını söyleyenler oldu. Geri adım atmadı Lenin, önce yönü belirledi sonra ise o yönü örgütledi.

Aynı yılın Ekim ayında, Kışlık Saray düştüğünde salonu dolduran alkışlar eşliğinde kürsüye çıktı. Elinin bir hareketiyle susturdu kalabalığı:

“Yoldaşlar! Şimdi artık sosyalizmi kurmaya başlıyoruz.”

Bu zafer aynı zamanda ayakta kalma ve yeniden kurma mücadelesinin de başlangıcıydı.
İç savaş, kıtlık ve dış müdahaleler kısa sürede ülkeyi sardı. Brest-Litovsk’ta imzalanan ağır barış, parti içinde tartışmalara yol açtı. 1918’de düzenlenen suikastta vücuduna isabet eden kurşunlardan biri çıkarılamadı. Buna rağmen yaşamında değişen pek az şey vardı. Bu kesintisiz mücadele, zamanla bedenini zorlamaya başladı. Mayıs 1922’de geçirdiği ilk felçle birlikte konuşmakta zorlanıyor, sağ tarafı zaman zaman onu yarı yolda bırakıyordu. Gorki’deki köy evine çekildi ancak mücadelenin dışında kalmayı kabul etmiyordu. Bu nedenle günlük gelişmeleri yakından izlemeye devam etti. Nadejda Krupskaya her gün gazeteleri okuyor, o dikkatle dinliyor, sorular soruyordu. Parti konferanslarının kararlarını tek tek öğrenmek istiyordu. Bir an bile kopmak istemiyordu bu mücadeleden. 1923’e gelindiğinde artık büyük ölçüde çalışamaz hâle gelmişti. Yine de çevresindekilerin anlattığına göre, son ana kadar o tanıdık iradeyi korudu.

21 Ocak 1924’te, elli üç yaşında hayatını kaybetti Lenin. “Doktor raporunda, aşırı zihinsel yorgunluk nedeniyle kafatasında güçlü bir skleroz oluştuğu yazmaktaydı. Ölüm nedeni, beyin kanamasıydı.” Ardından Moskova’ya akan insan selinin sonu görünmedi. Fabrikalardan, köylerden, cephelerden gelenler… Kimisi günlerce yürümüştü. “Haber, bir taşocağı patlamasının kulakları sağır eden gürlemesiyle yankılanmamıştı, bir keman telinin kopuşu gibi alçak sesli bir tınıyla duyulmuştu.”[v]

Maksim Gorki, Lenin’in ölümünün ardından şunları yazdı:

“Üzerindeki nefret bulutu, adının çevresindeki yalan ve iftira bulutu daha da kararsa bile fark etmez, çünkü aklını yitiren dünyanın boğucu karanlığı içinde Lenin’in kaldırdığı meşaleyi söndürebilecek güç yoktur. Ve dünyada sonsuza dek belleklere kazınmayı gerçekten hak etmiş başka bir insan daha yoktur. Vladimir Lenin öldü. Onun aklının ve iradesinin mirasçıları yaşıyor. Yaşıyor ve dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimsenin, hiçbir zaman çalışmadığı kadar büyük bir başarıyla çalışıyorlar. (Temmuz 1930)”

Yalnızca yoldaşları değil, karşıtları da onun “büyüklüğünü” teslim etmek zorunda kaldı. Romain Rolland, Bolşevizme mesafesine rağmen şu itirafta bulunuyordu:

“Lenin’in en sıkı hayranlarından biriyim. Günümüz Avrupa’sında daha büyük bir kişilik tanımıyorum. Onun iradesi, insanoğlunun çaresiz kaldığı kaotik okyanusta öyle bir dev dalga oluşturdu ki bunu izleyen etkiler uzunca bir süre kaybolmayacak, o, fırtınaya karşı koymak için denize indirdiği gemi tüm yelkenleri şişmiş halde, yeni bir dünyaya doğru yol alıyor. (Şubat 1924)”

Onun ardından söylenenler gösteriyor ki, Lenin’in gösterdiği yön tartışılmaya, izlenmeye ve yeniden kurulmaya devam edecek. İyi ki “devindirdin yıldızları ve vurdun mührü ekmek kararlarına”. “Teşekkürler sana Lenin, ekmeğimiz ve umudumuz için!”[vi]

[i] Albert R. Williams, “Lenin’in Kişiliği ve Çalışması: İlk Lenin İzlenimim”, Gregori Zlobin ve Evgeni Vitkovski (haz.), Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin, Yordam Kitap, s. 67.
[ii] Langston Hughes, “Lenin”, Gregori Zlobin ve Evgeni Vitkovski (haz.), Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin, Yordam Kitap, s. 5.
[iii] Lenin, Kazan Valisi’nin talimatı üzerine tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Cezaevine götürülürken, Lenin ile ona eşlik eden polis komiseri arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Komiser, nasihat verir gibi, “Ne diye ayaklanıyorsunuz ki oğlum? Önünüzde bir duvar var görmüyor musunuz?” dedi. Genç adam ise korkusuzca şu yanıtı verdi: “Evet, bir duvar var, ama yıkılmak üzere olan bir duvar; çarpıyorsun ve yıkılıyor!” (P. N. Pospelov (yön.) ve diğerleri, Lenin: Biyografi, çev. Gönül Özen Sezer, Yordam Kitap, İstanbul 2025, s. 29.)
[iv] Lenin, Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi başlıklı klasikleşmiş çalışmasına cezaevinde başlamış, sürgündeyken tamamlamıştır. (P. N. Pospelov (yön.) ve diğerleri, Lenin: Biyografi, çev. Gönül Özen Sezer, Yordam Kitap, İstanbul 2025, s. 36.)
[v] Miroslav Krleža, “Lenin’in Ölümü”, Gregori Zlobin ve Evgeni Vitkovski (haz.), Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin, Yordam Kitap, s. 156.
[vi] Pablo Neruda, Şili, “Lenin’e Dizeler”, Gregori Zlobin ve Evgeni Vitkovski (haz.), Yazarların ve Sanatçıların Gözüyle Lenin, Yordam Kitap, s. 243.
“Dünyayı dolaşıyor Lenin!”
0:00 / 0:00