Akbelen Direnişçisi Esra Işık’a
Bursa’dan Ankara’ya giderken yol kenarında bir manzara: Önde bir asfalt tesisi, arkasında kazılmış bir dağ, onun da üzerinde yanmış bir orman. Üçü aynı kadrajda. Bu görüntü bir felaketin ardından ortaya çıkmış rastlantısal bir kesit değil; tersine, Türkiye’de doğa ile kurulan ilişkinin yoğunlaşmış bir özeti. Yol açılır, dağ kazılır, taş asfalt ve betona dönüşür. Bu döngü her seferinde yeniden kurulur. Yangın bu döngüde dışsal bir kaza değil, çoğu zaman onunla uyumlu bir eşik anıdır.
2025 Temmuzunun son haftasında Bursa Gürsu/Kestel sınırında çıkan ve uzun süre kontrol altına alınamayan yangın [1], Avrupa Komisyonu’nun orman yangını izleme sistemi EFFIS verilerine göre 1357 hektarlık bir alanı kül etti; bunun yaklaşık 690 hektarı iğne yapraklı ormandan, 370 hektarı makilik alandan oluşuyordu [2]. Yangın, burada bir başlangıç noktası değil; önceden planlanmış bir dönüşümün tam ortasında gerçekleşen bir olay. Yangından dokuz ay önce, zaten taş ocakları, otoyol ve toplu konut projeleriyle yağmalanmış orman alanının [3] hemen kuzeydoğusunda, Dışkaya Mahallesi sınırlarındaki 161000 metrekarelik orman arazisine kalker ocağı açmak için Yıldırım Belediyesi’nin yaptığı başvuruda Bursa Valiliği “ÇED gerekli değildir” kararı vermişti [4]. Söz konusu ocaktan çıkarılacak kalkerin belediyeye ait asfalt üretim tesislerinde işleneceği, yol yapımı ve altyapı projelerinde kullanılacağı belirtiliyordu. Yangın öncesi ve sonrasına ait Sentinel-2 uydu görüntüleri karşılaştırıldığında, maden ruhsatı sahasının yanık alanla mekânsal olarak iç içe geçtiği açıkça görülüyor [5].

Bahsettiğimiz bu yangın ve her yangın mevsiminde haberlerin önemli bir kısmını işgal eden orman yangınları beklenmedik olaylar mıdır? Hayır. Türkiye, Akdeniz havzasında, dünyanın en yüksek yangın riskine sahip bölgelerinden birinde yer alıyor. Bu koşullarda evrimleşen Akdeniz ekosistemleri yangına dirençlidir; yangın sonrası yenilenme bu ekosistemin olağan işleyişidir. Hatta Ege ve Akdeniz kıyılarına hâkim olan Kızılçam (Pinus brutia) için yangın bir felaket değil, yaşam döngüsünün bir parçasıdır [6]. Yanmış bir orman ölü bir alan değildir: tohumlar toprakta bekler, köklerde yaşam sürer, ekosistem kendini yeniler. Türkiye ormanlarının yarısından fazlası yangına hassas bölgede yer alıyor; Ege ve Akdeniz kıyıları birinci derece hassas bölgeler [7]. İklim değişikliğiyle birlikte bu tablonun daha da ağırlaşacağı öngörülüyor: mevcut projeksiyonlar 2050 ve 2100 senaryolarında Türkiye genelinde yangın riskinin ve sezon uzunluğunun belirgin biçimde artacağını gösteriyor [8]. Kısacası, yangın bu coğrafyada beklendik bir olaydır. Asıl soru, bu beklendik olayın neden felaket ölçeğine ulaştığı ve ardından ne yapıldığıdır.
Bu sorunun yanıtına dair önemli bir çerçeve, 2021 yangınlarının ardından Science dergisinde yayımlanan bir mektupta ortaya konmuştur. Çalışma, Orman Genel Müdürlüğü’nün yangın sonrası ölü ağaçları keserek, ağır makine kullanarak, yeni yollar açarak ve teraslama yaparak doğal yenilenme sürecini engellediğini göstermektedir. Araştırmacılara göre bu müdahaleler ekolojik bir zorunluluktan değil, ekonomik bir tercihten kaynaklanmaktadır [9]. Ormanlar bu yaklaşımda korunması gereken ekosistemler olarak değil, işlenebilir hammadde alanları olarak ele alınmaktadır. Ekosistem kendini yenileyebilecekken, devlet onu yeniden biçimlendirmektedir. Bu tablo ne yenidir ne de tesadüfidir; kapitalist üretim tarzı yalnızca doğayı metalaştırmakla kalmaz, aynı zamanda onu koruyacak kamusal kapasiteyi de geliştirmeyi engeller: yangın söndürme gibi kritik bir işlev piyasadan hizmet alımına bırakılır, kapasite devlette değil kiralık uçaklarda aranır. Bu aşınmanın sonuçları ise yangınların ölçeğinde ve kontrol edilebilirliğinde açıkça görülmektedir. Bu sürecin en çarpıcı kesitlerinden biri 2021 yılıydı. Türkiye için EFFIS izleme tarihinin en yıkıcı sezonu olan o yıl 139500 hektar alan yandı [10]; Manavgat başta olmak üzere Akdeniz kıyıları boyunca haftalar süren yangınlar kontrol altına alınamadı [11]. 2025’in ilk on ayında ise OGM verilerine göre 81420 hektar alan yangınlardan etkilendi [12]. Bu veriler, yangınların tekil istisnalar değil, giderek yoğunlaşan ve yönetilmesi zorlaşan bir eğilimin parçası olduğunu göstermektedir.
Manavgat yangınının ardından, Türk Hava Kurumu’nun uçaklarının neden kullanılmadığı, devletin yangın önleme ve söndürme kapasitesi geniş kesimlerce sorgulanmaya başladı. 2019’dan itibaren kayyumla yönetilen THK, kurumsal yetkinliğini yitirmiş haldeydi. Ama havadan söndürmedeki yetersizlikte asıl mesele THK’nın krizinden öte neoliberal kamu yönetimi anlayışıdır. Buna göre, kalıcı bir devlet altyapısı kurmak yerine dışarıdan hizmet almak maliyet etkin bir çözümdür. Türkiye yangın söndürmeyi bu mantıkla kurguladı; yangına havadan müdahaleyi ihtiyaç halinde satın alınacak bir hizmet olarak gördü. Türkiye’ye kıyasla kısıtlı kaynaklara sahip Hırvatistan 1994’ten bu yana hava kuvvetlerine bağlı kendi filosunu işletip [13] orman yangınlarıyla mücadelede tüm havzada başarılı işlere imza atarken [14], Türkiye bu anlayışla onlarca yıl geçirdi. Üst üste sıcaklık rekorlarının kırıldığı, yüz binlerce hektarlık ormanlık alanın kül olduğu yılların ardından Tarım Bakanı’nın “milli filoya geçiş” duyurusu ancak 2025’te geldi [12]. Yine de ‘milli filoya geçiş’ kararı orman ekosistemlerinin korunmasında belirleyici olmayacaktır; sorunun kaynağı altyapıda değil, devletin ormanı ne olarak gördüğündedir.
Türkiye’de orman ekosistemleri üzerindeki en önemli baskı yangınlar değil, yasamadır. Yani ormanlık alanların maden, enerji, yol gibi projelere kurban edilmesi için yangın çıkmasına gerek yok; yasa değişiklikleriyle üstün kamu yararı gibi tartışmaya açık nedenlerle ormanlar talana açılabilir. Buna rağmen, yangınların orman alanlarının talanına etkisi daima güncel bir soru. Ancak asıl soru ormanların ve diğer ekosistemlerin talanının yolunun neden bu kadar açık olduğu. Cevap ormanın metalaştırılmasında yatıyor. Kapitalist üretim mantığında orman ve üzerinde bulunduğu toprak korunacak bir ekosistem değil, ağaçlar ve altındaki madenlerle, henüz işlenmemiş bir kaynak yığınıdır [15]. Bu mantık Türkiye’ye özgü değil ama Türkiye’de bu yağma belediyeden merkezi hükümete, kamu kurumundan özel şirkete kadar işbirliği içinde sistematik bir biçimde uygulanıyor. Madencilik ruhsatları, enerji yatırımları, “ÇED gerekli değildir” kararları birbirini izliyor. Bursa örneği bu tablonun çarpıcı bir versiyonu: ruhsat sahibi özel bir şirket değil, belediyenin kendisi. Devletin kendi kurumu ormanı hammaddeye dönüştürüyor; aynı devlet yangından sonra “doğal afet” diyor. Yanmış orman (en iyi ihtimalle) ekolojik direncini henüz yitirmemişken, idari olarak üretim için hazır hale getiriliyor: zarar görmüş ağaçların kütüklerinin ekonomiye kazandırılması, teraslama, yeniden dikim.
Nisan 2026, Bursa Çevre Yolu, Temmuz 2025’te yanan yamaçlar hâlâ çıplak. Yıldırım Belediyesi’nin kalker ocağı ilk kazmanın vurulacağı günü bekliyor; konu uzun zamandır kamuoyu gündeminde değil. Yangın mevsimi iki ay sonra başlıyor. Türkiye’de ormanlık alanların talana açılması genellikle yaz aylarında gündeme gelir. Alevler söndüğünde tartışma da sönümlenir. Oysa yangını mümkün kılan koşullar –maden/enerji ruhsatları, “ÇED gerekli değildir” kararları, önleme ve söndürmede zayıflatılmış kurumsal kapasite, yangın sonrası dönüşümü kolaylaştıran mevzuat– varlığını sürdürür. Ertesi yıl, benzer bir coğrafyada, benzer bir felaket yeniden yaşanır. Bu döngü doğanın değil, belirli bir üretim ve yönetim biçiminin içinde işler. Bu döngüyü kırmak daha fazla yangın söndürme uçağıyla mümkün değil; ormanı hammadde olarak gören, önleme ve söndürmede kurumsal kapasiteyi piyasaya devreden, yangın sonrasını dönüşüm fırsatı olarak değerlendiren düzenle hesaplaşmayı gerektiriyor. Akbelen’de linyite karşı, İkizdere’de taş ocağına karşı, Türkiye’nin dört bir yanında maden ve enerji yatırımlarına karşı yaşam alanları için direnenler bunu çoktan biliyor: ormanın tek tehdidi ateş değil.
Referanslar
[1] T24 Haber Merkezi (2025, 27/07) Bursa’daki orman yangınlarında 2. gün | Başkanlardan "Tankerleri doldurun" çağrısı: "Bursa en uzun gecelerinden birini yaşıyor, sert bir rüzgarla karşı karşıyayız". T24. alındığı adres: https://t24.com.tr/gundem/bursa-da-orman-yangini-3-ilcede-480-hane-bosaltildi-bin-765-kisi-tahliye-edildi,1252044 son erişim tarihi: 10/04/2026 [2] EFFIS Current Situation Viewer (2025) Single File Report. ID: 275635 alındığı adres: https://forest-fire.emergency.copernicus.eu/apps/effis_current_situation/ son erişim tarihi: 11/04/2026 [3] Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün internet üzerinden çalışan Parsel Sorgulama uygulamasında Bursa’nın Gürsu ilçesindeki Dışkaya 2949 ada 1136 parsel, 2922 ada 315 parsel, İğdırköyü 1032 ve 1033 parseller “Devlet Ormanı”, Dışkayaköyü 2949 ada 1083 parsel “Kızılcıklı devlet ormanı”; Kestel Ağlaşan ada 111 parsel 72; ada 101 parsel 4, ada 116 parsel 9 “Orman” olarak gösteriliyor adres: https://parselsorgu.tkgm.gov.tr son erişim tarihi: 11/04/2026 [4] Karaduman İ. (2024, 16/10) Bursa Yıldırım Belediyesi'nin ormanda açacağı maden hakkında flaş karar! Bursa Hakimiyet. alındığı adres: https://www.bursahakimiyet.com.tr/bursa/bursa-yildirim-belediyesi-nin-ormanda-acacagi-maden-hakkinda-flas-karar-1338654 son erişim tarihi: 11/04/2026 [5] Copernicus Browser üzerinden bölgenin farklı tarihlerdeki uydu fotoğraflarına ulaşmak ve üzerinde analizler yapmak mümkün. Adres: link.dataspace.copernicus.eu/ocrl son erişim tarihi: 11/04/2026 [6] Keeley, J. E. (2012). Ecology and evolution of pine life histories. Annals of Forest Science, 69(4), 445–453. https://doi.org/10.1007/s13595-012-0201-8 [7] Daşdemir, İ., Aydın, F., & Ertuğrul, M. (2021). Factors Affecting the Behavior of Large Forest Fires in Turkey. Environmental Management, 67(1), 162–175. https://doi.org/10.1007/s00267-020-01389-z [8] Ertugrul, M., Varol, T., Ozel, H. B., Cetin, M., & Sevik, H. (2021). Influence of climatic factor of changes in forest fire danger and fire season length in Turkey. Environmental Monitoring and Assessment, 193(1), 28. https://doi.org/10.1007/s10661-020-08800-6 [9] Tavsanoglu, Ç., & Pausas, J. G. (2022). Turkish postfire action overlooks biodiversity. Science, 375(6579), 391–391. https://doi.org/10.1126/science.abn5645 [10] Sedano, F., San-Miguel-Ayanz, J., Broglia, M., Durrant, T., Boca, R. et al., Forest Fires in Europe, Middle East and North Africa 2024, Publications Office of the European Union, Luxembourg, 2025. JRC14409 [11] Ekberzade, B., Görüm, T., Karabacak, F., Akay, S. S., & Şen, Ö. L. (2025). Up in flames: The human factor behind a megafire in Mediterranean Türkiye. Npj Natural Hazards, 2(1), 65. https://doi.org/10.1038/s44304-025-00120-4 [12] T24 Haber Servisi (2025, 16/11) Bakan Yumaklı, orman yangınlarında kullanılan uçak envanterini ve son 10 aylık bilançoyu açıkladı, milli filoya geçiş kararını duyurdu. T24. Adres: https://t24.com.tr/index.php/gundem/bakan-yumakli-orman-yanginlarinda-kullanilan-ucak-envanterini-ve-son-10-aylik-bilancoyu-acikladi-milli-filoya-gecis-kararini-duyurdu,1276505 son erişim tarihi: 10/04/2026 [13] CTIF - The International Association of Fire & Rescue Services (2023) 855th Firefighting Squadron Croatian Air Force. Sunum adresi: https://ctif.org/sites/default/files/2023-06/Prezentacija%20PPE%20eng0523R.pdf son erişim tarihi: 10/04/2026 [14] AvioRadar (2025, 26/08) Croatian firefighting pilots tackled 69 wildfires and intervened in four countries. AvioRadar. Adres: https://avioradar.net/en/croatian-firefighting-pilots-tackled-69-wildfires-and-intervened-in-four-countries/ son erişim tarihi: 11/04/2026 [15] Foster, J. B. (1999). Marx's Theory of Metabolic Rift: Classical Foundations for Environmental Sociology. American Journal of Sociology, 105(2), 366–405. https://doi.org/10.1086/210315




