Sosyal medya algoritmanız uygun bulduysa siz de görmüşsünüzdür, şu sıralar internetin görece sessiz ve derin köşelerinde, toplamda 4 milyondan fazla kişiye ulaşmış bir taban hareketi demleniyor. QuitGPT [1] [GPT’yi bırak] adını taşıyan bu hareket, adından da anlaşılabileceği üzere ChatGPT’ye, yani dünyanın en popüler “üretken yapay zekâ” markasına karşı boykot örgütlemeyi hedefliyor. Biraz bu çağrıların nereden doğduğuna, gerçekçi olup olmadığına bakalım istiyorum.
ChatGPT’yle ilgili sorun ne?
Bu altbaşlıktaki soruyu yanıtlamadan önce yapay zekâ ürünleriyle ilgili hâlihazırda bildiğimiz birkaç meseleyi hatırlamakta fayda var. Şirketlerin kontrolsüzce genişleyen veri merkezleri [2] yüzünden çevreye ve iklime verdiği zararlar [3], ya da büyük dil modellerinin insanların bilişsel, dilsel, davranışsal fonksiyonlarına karşı oluşturduğu tehdit [4] sanıyorum hepimizin malumuydu, ancak “dehşet yönetimi kuramı” (ölümden korkuyoruz, bu dehşetle başa çıkmak için stratejiler geliştiriyoruz) misali “mesele etmemeye” çalışıyorduk. Bunlara yapay zekâ şirketlerinin sosyal medya platformlarına benzer reklam modellerine geçme planları [5] eklendi (ChatGPT’nin paralı versiyonunda reklam da olmayacakmış, kalp emojisi), belki orada da sosyal medyayı nasıl kullanmaya devam ediyorsak ChatGPT’gilleri de benzer şekilde, yakına yakına (“Arkadaşlarla ayakkabıdan bahsediyorduk, gitti karşıma ayakkabı reklamı çıkardı!”) kullanmaya devam edeceğimizi varsaydık. Ancak ChatGPT’nin yaptıkları bunlarla sınırlı değil ve gözardı edilebilecek sınırları da çoktan aştı.
ChatGPT’yi 2022’de piyasaya süren OpenAI, 2015’te kâr amacı gütmeyen bir şirket olarak kurulmuştu. Kuruluş felsefesini “insanlığın iyiliğine çalışmak” olarak açıklıyordu. Özellikle belirli bir ölçeğin üzerindeki sermayeden söz ediyorsak, bu ifadenin oksimoron niteliğinde olduğunun ya farkında değillerdi, ya da insanlığı böyle kandırabileceklerini düşünüyorlardı. Şirket yıllar içinde bu soyut “iyilik” çizgisinden epey somut adımlarla saptı.
Her şeyden önce canımız asistanımız ChatGPT’nin ardında yoğun bir işçi sömürüsü [6] var. Yapay zekânın insandan tamamen bağımsız süreçlerle çalıştığını varsayabiliriz, ancak verinin kontrol edilmesi ve düzeltilmesi aşamalarında ihtiyaç duyulan “tık işçiliği” ve “içerik moderatörlüğü” gibi işler, farklı çeşitlerde işçi sömürüsüne alan açıyor. Tık işçileri genellikle Güney Asya ya da Latin Amerika ülkelerinde yaşayıp saatlik ortalama 2 dolar kazanan [7] tekil internet kullanıcılarıyken, içerik moderatörleri çağrı merkezlerini andıran hedeflerin ve yoğun gözetim pratiklerinin olduğu ortamlarda çalışıyor.
Geçtiğimiz hafta The New Yorker’da yayımlanan bir yazı [8], OpenAI CEO’su Sam Altman hakkında yıllardır süregelen bazı iddiaların kapsamlı bir derlemesini sunuyordu. Eski ve yeni OpenAI çalışanları ve kurul üyeleri, Altman’ın Silikon Vadisi’ndeki arkadaşları ve rakipleri gibi isimlerden oluşan toplam yüzden fazla kişiyle röportaj yapan Ronan Farrow ve Andrew Marantz, “Geleceğimizi kontrol edecek kişi Sam Altman olabilir. Peki, ona güvenebilir miyiz?” diye soruyordu. Nihayetinde Altman’ın bir dediğinin diğerini tutmadığına, doğruyu isteği doğrultusunda eğip büktüğüne, birilerini istediğine ikna etmek için elinden gelen her şeyi yaptığına, dünya liderleriyle irkiltici işler çevirdiğine dair bir profil çıkarmışlardı. Bana sorarsanız, CEO denince gözde canlanması gereken zaten aşağı yukarı böyle bir figürdü, dolayısıyla ortaya çıkarılanlar [9] QuitGPT gibi bir hareketin doğmasına, bu yazının yazılmasına yetmeyebilirdi. Ancak birkaç aydır farklı kaynaklardan çıkan haberler, OpenAI’ın çok daha tehlikeli işlere bulaştığını gözler önüne seriyordu.
Trump yönetimi, geçtiğimiz aylarda yapay zekâ şirketlerinden tüm teknolojik bilgi ve becerilerini sorgusuz sualsiz hükümetin hizmetine sunmaları talep etti. OpenAI –örneğin Claude adlı yapay zekâ modelini çıkaran Anthropic’in aksine[10] – bu talebe boyun eğen şirketlerden biri oldu [11]. Yani şu an OpenAI’ın elinden çıkan tüm teknolojiler, ABD ordusu ve Pentagon’un emrine amade. Bir diğer deyişle, son aylarda Venezuela ve İran’da somutlaşan Epsteinci emperyalist koalisyonun saldırıları, OpenAI tarafından sağlanan silahlaştırılmış otonom yapay zekâ teknolojisiyle ve kitlesel gözetim araçlarıyla destekleniyor. ABD’deki göçmenleri insanlık dışı muameleler sonucu sınır dışı etmek üzere kurulan ICE biriminin gerçekleştirdiği baskınları yapacak personelin işe alımlarında da OpenAI’ın ürettiği tarama araçları kullanılıyor [12].
Boykot gerçekçi bir hedef mi?
Geçen yıl 19 Mart sürecinin ardından örgütlenen boykotlardan –belki de sosyal medyadaki “Sırbistan’da nasıl yaptılar?” paylaşımlarından– hatırlarsınız ki bu işin başarılı olması dar kapsamlı ve uygulanabilir olmasına bağlı. Büyük dil modellerinden yalnızca birini hedefe koyan QuitGPT, bu koşulları fazlasıyla sağlıyor.
Neticede kimse kimseye üretken yapay zekâyı tamamen bırakmayı telkin etmiyor, bu yazının derdi de o değil. QuitGPT de ChatGPT’ye alternatifler [13] öneriyor önermesine, ama hareketin esas hedefi örgütlü hareket ederek dünyanın en büyük şirketlerinin bile “yola getirilebileceğine” dair mesaj vermek. Tabii mesajlarını, vurgularını okuduğumuzda, meselenin Trump’ın şahsıyla kurulan ilişki gibi dar bir yerden ele alındığını görebiliyoruz. Yani ABD’de herhangi başka bir başkan olsa, “iyi” çokuluslu şirketler ile “iyi” kapitalist devletler arasındaki ilişkiden başlı başına rahatsız olduklarına işaret eden bir ifade yok. Dolayısıyla buradan ilkesel anlamda bir eksiklik tespit etmek mümkün. Ancak bu sayfalarda “kara düzen” diye adlandırılan [14] ittifakın en başat aktörüyle kurulan bu ilişki, ChatGPT boykotunu her halükârda gerekli kılıyor.
Peki, gelelim işin “Biz becerebilir miyiz?” kısmına. Kimi zaman boykotu dillendirmek kolay, uygulaması zor olabiliyor. Yaklaşık iki ay önce düzenlenen Berlin Film Festivali etrafında dönen tartışmaları [15] hatırlayalım. Hâlihazırda devam eden bir boykot çağrısı varken Emin Alper gibi sinemacıların festivale katılması, –güçlü mesajlar içeren konuşmalarla dahi olsa– oradaki yapıyı meşrulaştırması eleştirilmişti. Şahsen bu eleştirilere katıldığımı söylemekte sakınca görmüyorum [16].
Tüm bu tartışmalar devam ederken, sosyal medyada yapılan bir paylaşım dikkatimi çekmişti. Maalesef tekrar bulamadım, o yüzden doğrudan referans veremiyorum, ama “Daha X’i bile boykot edemeyen insanlar, festivale katılan sinemacılara kızıyor,” gibi bir sitemde bulunuyordu. Bunu bir whataboutism, yani “X diyorsun, ama Y’ye neden ses çıkarmıyorsun?” örneği olarak kestirip atmak mümkün, ancak ikisini birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Whataboutism belirli bir konuya karşı ideolojik hassasiyet dillendiren herkesin tutarsızlık argümanıyla alt edilebileceğini zanneden tembel bir fikir yürütme biçimi. Berlinale boykotunu X ile karşılaştırmak ise ikiyüzlülüğümüzü teşhir etmekte daha mahir, dolayısıyla daha makul bir karşı argüman.
Lafı biraz dağıtacağım, ama ikiyüzlülüğün teşhirinin hukuken de geçerli bir argüman olabileceğini anlatmak adına uzmanı olduğum İngiliz medya hukukundan örnek vereyim. 1990’lardan ve 2000’lerin ilk yıllarına kadar uzanan süreçte Britanya’daki hakim kültürel atmosferi ünlülerle, popüler kültür ürünleriyle, paparaziler ve uzun odaklı objektiflerle tanımlayabiliriz. O günden bu yana verilen kararlarla oluşan içtihat ise kamusal figürlerin dahi mahremiyet hakkını iyiden iyiye korumaya başladı. Şu an bu hakkın gazeteciler tarafından ihlal edilmesi için kamu yararının çok yüksek olması gerekiyor. İkiyüzlülüğün teşhiri de kamu yararının yüksek görüldüğü hâllerden biri. Örneğin 2001’de süpermodel Naomi Campbell’ın “adsız narkotik” programından çekilen fotoğraflarının yayımlanması, normal şartlarda Campbell’ın mahremiyetinin ihlali anlamına gelebilirdi. Ancak mahkeme tarafından makul bulundu, çünkü Campbell’ın kamuya açık platformlar aracılığıyla diğer süpermodellerinin uyuşturucu kullanımını defalarca eleştirdiği biliniyordu. Yani “bu kişi aynen eleştirdiği gibi davranıyor,” teşhiri, mahremiyet hakkının önünde görülmüştü.
Esas konumuza dönelim. Her ne kadar Berlinale’ye karşı örgütlenen boykotu desteklesem (elbette buna festival ve oradaki filmler hakkında yazıp çizmemek de dahil) de en makul bulduğum karşı argüman Berlinale – X karşılaştırması olmuştu (neticede Sırbistan’daki boykottan edindiğimiz pratik bilgileri de X’ten okumuştuk). Daha önce bu sayfalarda X’i de boykot etmek gerektiğine –ama istediğimiz sosyal medya peyzajına ulaşmanın “yeni X’e geçmek” kadar basit olmadığına– dair yazı yazmış [17] biri olarak söyleyeyim, Twitter’dan evrimleşen X’i terk etmemenin sosyalist sol açısından anlaşılır sebepleri olabileceğinin farkındayım. İnsanlar şu veya bu sebeple oradaysa, orası bir mücadele alanıdır (duvara bakıyorlarsa, duvara yazmak gerekir). Dolayısıyla kendi mücadele alanlarımızı yaratmaya, mücadeleyi X ya da Y sosyal medya platformuyla sınırlamamanın yollarını bulmaya çalışırken, buranın geçici olarak kullanılması makul bir zemine oturabilir.
Yeni bir ‘Manhattan Project’e engel olmak
QuitGPT’nin talebi burada ayrışıyor. Her şeyden önce üyeliğiniz varsa iptal etmek, uygulamanız varsa silmek, hesabınız varsa deaktive etmek 10 saniyelik iş (Para ödemiyorsanız bile son ikisini yapmak önemli, çünkü hâlihazırda yaptığınız konuşmalar teknolojinin gelişiminde kullanılmaya devam ediyor). Alternatifleri en az ChatGPT kadar iyi, hatta belki daha da iyi. Neticede bugün “Yapay zekâyı tümden reddedelim,” gibi bir çıkışın gerçekçi olmadığı aşikâr (ikinci paragrafta bahsettiğim dehşet yönetimi kuramını “ölümlülük paradoksuna benzer bir kavram vardı, neydi o?” sorusuyla yaptığım Claude aramasına borçluyum). Ancak acilen geri dönülmesi gerekecek kadar yanlış bir yola sapmış bir şirket böylelikle dize getirilebilirse (ChatGPT’nin piyasadaki gücü azalıyor[18], OpenAI ise kazandığının yaklaşık üç katını kaybediyor [19] ) , hem diğer teknoloji devlerine büyük bir mesaj verilecek hem de taban örgütlenmesinin değeri bir kez daha hatırlanacak.
Geçen gün sohbet ettiğimiz bir arkadaşım, nükleer silahların tarihte kullanıldığı iki örneğe de ABD imza atmışken, nükleer tehdit bahanesiyle emperyalist müdahalelerini meşrulaştırmaya çalışanın da ABD olması arasındaki çelişkiyi hatırlattı. Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım araştırmada da OpenAI’ın ABD’nin 1942’de başlattığı nükleer silah programı Manhattan Project’i açıktan örnek aldığını öğrendim. Sam Altman, tüm yatırımcıları “Biz yapalım ki onlara engel olalım [20],” refleksiyle ikna etmişti.
Manhattan Project kapsamında üretilen nükleer silahların insanlığa ne getirdiği ortada. Bu projeden ilham alan OpenAI’ın yarattığı teknolojinin de askeri kullanıma açılması, jeopolitik rekabet aracına dönüşmesi, dolayısıyla insanlığa tehdit hâline gelmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Bu tehdide karşı örgütlenen direnişin ilk adımları da belki 10 saniye süren bir tıkla atılacak.
[1] https://quitgpt.org/ [2] https://www.notus.org/technology/data-centers-ai-energy-lobbying-donald-trump-congress [3] https://www.lse.ac.uk/granthaminstitute/explainers/what-direct-risks-does-ai-pose-to-the-climate-and-environment/ [4] https://www.media.mit.edu/publications/your-brain-on-chatgpt/ [5] https://www.cnbc.com/2026/01/16/open-ai-chatgpt-ads-us.html [6] https://jacobin.com/2025/07/altman-openai-artificial-intelligence-labor-environment-deepseek [7] https://sites.uab.edu/humanrights/2025/10/23/economy-and-exploitation-the-ai-industrys-unjust-labor-practices/ [8] https://www.newyorker.com/magazine/2026/04/13/sam-altman-may-control-our-future-can-he-be-trusted [9] Geçtiğimiz günlerde Altman’ın kız kardeşi, çocukken abisinin kendisine tecavüz ettiğini belirtti. Farrow ve Marantz bu iddiayı doğrulayamadıklarını söylüyor, ancak beyanı ciddiye almak adına burada da değinmek önemli. [10] https://www.newyorker.com/news/annals-of-inquiry/the-pentagon-went-to-war-with-anthropic-whats-really-at-stake [11] Anthropic’in burada görece omurgalı bir duruş sergilediğinden bahsedebiliriz. Ama nihayetinde Anthropic ya da Google DeepMind gibi şirketler için kurulabilecek en olumlu cümle "en azından OpenAI/ChatGPT ya da Grok/xAI değiller" olur. [12] https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/mar/04/quit-chatgpt-subscription-boycott-silicon-valley [13] https://www.theguardian.com/technology/2026/feb/26/how-to-replace-amazon-google-x-meta-apple-alternatives [14] https://www.ayrim.org/guncel/kara-duzen-partisi-ile-nasil-mucadele-edilir/ [15] https://fasikul.altyazi.net/seyir-defteri/berlinale-2026-boykot-siyaset-sinema/ [16] Konuyla ilgili Onur Özgen’in yazısını öneririm. [17] Aradan çok da zaman geçmedi, ama bugün baktığımda bu yazıda sosyal medyaya yanlış bir işlev yüklediğimi düşünüyorum. Bu da başka bir yazının konusu olsun. [18] https://techcrunch.com/2025/12/05/chatgpts-user-growth-has-slowed-report-finds/ [19] https://fortune.com/2025/11/12/openai-cash-burn-rate-annual-losses-2028-profitable-2030-financial-documents/ [20] Farrow ve Marantz’ın hazırladığı yazıda da yapay zekânın "kötü ellere düşmesinden", özellikle de Çin’in bu rekabette öne geçmesinden duyulan korku bol bol dillendiriliyor.




