3 Nisan’da bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulan “Savaşa ve NATO’ya hayır” çağrısı, Türkiye’de yaklaşan NATO zirvesi ve derinleşen emperyalist savaş politikalarına karşı farklı toplumsal kesimlerden yükselen ortak bir itirazın ifadesi olarak öne çıktı. Sanatçılardan akademisyenlere, sendikacılardan gazetecilere uzanan geniş bir imza bileşimiyle şekillenen bu kampanya, savaş karşıtı mücadelenin toplumsallaştırılması yönünde bir çağrı niteliği taşıyor. Bu dosyada yer verdiğimiz söyleşide, çağrının imzacıları arasında bulunan Hakkı Özdal ve İlke Bereketli ile söz konusu inisiyatifin ortaya çıkışını, politik anlamını ve önüne koyduğu mücadele hattını konuştuk.
Söyleşi: İsmet Akça
Savaşa ve NATO’ya hayır inisiyatifi nedir? Nasıl ortaya çıktı, kimlerden oluşuyor, talepleri neler?
Hakkı Özdal: Savaşa ve NATO’ya hayır inisiyatifi, sanatçı, yazar, akademisyen, gazeteci, sendikacı, işçi ve meslek sahibi insanlardan oluşan bir grup yurttaşın, temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO zirvesine ve başta ABD-İsrail olmak üzere emperyalistler ve işbirlikçilerinin bölgemizde ve dünyada çıkardıkları savaşlarla döktüğü kana karşı ortak mücadele ilanı ve çağrısıdır. Birbirini mücadele içinde tanımış ve bu sayede hızla bir araya gelmiş ilk çağrıcılar olarak, bu iradeyi 3 Nisan günü İstanbul’da bir basın toplantısı ile duyurduk.
Üç temel talebi öncelikle dile getiriyoruz:
- Ülkemizden İsrail’e yapılan her türlü sevkiyat durdurulmalı, Türkiye Gazze ‘Barış’ Kurulunda yer almamalıdır.
- Temmuz’da Türkiye’de gerçekleşecek NATO zirvesi bir savaş toplantısıdır. Bu zirve iptal edilmeli; başta Trump olmak üzere savaş çıkartan ve destekleyen hiçbir emperyalist güç ve aktör ülkemizde boy gösterememelidir. Trump’ın özel elçisi ve bölgedeki savaş lordu Tom Barrack derhal sınır dışı edilmelidir.
- Ülkemizdeki NATO/ABD üsleri kapatılmalı, emperyalist askeri ve siyasi merkezler dağıtılmalıdır.
Bu inisiyatif bugün hangi ihtiyaca karşılık geliyor ve neler yapmayı planlıyor?
İlke Bereketli: Savaşa ve NATO’ya hayır diyen ilk 81 çağrıcı olarak bizler yalnızca alışılagelmiş bir imza kampanyası yürütmek için bir araya gelmiyoruz. Bugün emperyalist saldırganlık hızla yükselirken bir açıklamayla tarafımızı ortaya koymak elbette önemli ancak yeterli değil. Bölgemizi kan gölüne çeviren, Gazze’de soykırım suçu işleyen, tüm dünyayı tehdit eden devasa savaş örgütünü durdurabilmek için savaş karşıtlarının bir araya gelmesi, örgütlenmesi ihtiyacı önümüzde duruyor.
Aslında bu ülkenin kurucu kodlarında anti-emperyalizm var, bu mücadelenin yaygın bir zemini olduğunu da biliyoruz; ancak bu zemin harekete geçmediği takdirde dönüştürücü bir güç de olamayacaktır. Anti-emperyalist mücadele yalnızca sosyalistlerin, devrimcilerin işi değil, toplumsallaşarak büyüyen bir mücadele olmalı. Bu yalnızca savaş-barış meselesi de değil, aynı zamanda bir ekmek kavgası bizim için. NATO’nun emriyle savaş bütçesi GSMH’nin %5’ine çıkartılırken çocukların bir öğün ücretsiz yemeğe erişmesi için bütçe ayrılamıyorsa, memleketin çocukları okula aç gidiyorsa bu dava hepimizin davası olmalıdır.
Bu doğrultuda “Savaşa ve NATO’ya Hayır” diyenler olarak öncelikle çağrımızı en geniş kesimdeki yeni imzacılara, savaşa karşı avukatlara, öğretmenlere, hekimlere vb. ulaştıracağız. Ardından Nisan ayı içerisinde çağrıcılarla bir araya geleceğimiz bir forum düzenlemeyi planlıyoruz. Forumda bu inisiyatifin kendine bir yol haritası çıkarmasını ve Temmuz’daki NATO zirvesine kadar taleplerini halkımızla buluşturmasını hedefliyoruz.
Temmuz’da Türkiye’de gerçekleşecek NATO zirvesi, bölgede devam eden emperyalist ve siyonist savaş saldırganlığı sürerken ne ifade ediyor?
Hakkı Özdal: Bu zirve, yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve politik bir saldırı örgütü olan NATO’nun üst düzey organizasyonudur. Emperyalizmin ve ona müzahir Siyonist aygıtın yeni saldırı ve savaş planları, dünya genelinde işçi sınıfı ve halk kitleleri başta olmak üzere tüm uluslara daha fazla yoksulluğu, daha fazla baskıyı dayatacak politikalar olarak burada üretilecektir. Yurdumuz böyle bir toplantıya ev sahipliği yapmamalıdır. Bu katiller, yakın zamanda tüm güney ve doğu komşularımızı kana bulamışken ve hâlihazırda kan dökmeye devam ederken Ankara’da toplanmayı planlıyor. Zirveye ev sahipliği, Türkiye egemen sınıfları ve onların siyasal iktidarının sözde tarafsızlık söylemlerinin maskesini indiriyor ve bu suçlara ortak olmakta beis görmediklerini ortaya koyuyor. Fakat halkın onuru, bu zirveye karşı çıkmayı, onu engellemeyi gerektiriyor.
İlke Bereketli: Orta Doğu’nun sınır komşusu olarak bu zirvenin Türkiye’de yapılması, aynı zamanda ülkemizin ve bölgenin tüm halklarına bir meydan okumak, hatta halklarla dalga geçmek demek. NATO bu zirveyle “Filistin’deki soykırımı görmezden gelirim, İran’da 170 kız çocuğunun bombalanmasına ses çıkarmam ama gelir burnunuzun dibinde güç gösterimi yaparım” demiş oluyor. Bu pervasızlığa izin vermememiz gerekiyor.
Bu zirvenin bir başka anlamı da şu: Son günlerde Boğaz’da NATO’ya bağlı yeni bir komutanlık kurulması gibi gündemleri takip ediyoruz. Türkiye 74 yıldır NATO üyesi ve hâlihazırda çok sayıda NATO üssünü barındırıyor; ancak Temmuz’daki zirveyi bu yeni gelişmelerle birlikte okuduğumuzda Türkiye’nin yakın dönemde batıda Rusya-Ukrayna, doğuda İran-Lübnan-Filistin saldırılarının karargâhı olarak kullanılacağını öngörebiliriz. Ülkemizin savaşın merkezi hâline getirilmesi kabul edilemez. Tüm bunlara karşı durabilmek için savaş aygıtını topraklarında istemeyenlerin seslerini bir araya getirmesi şart.
Kimileri NATO’nun savaşlarla dolu bir dünya ve bölgede Türkiye için bir güvenlik şemsiyesi olduğunu iddia ediyor. Ne dersiniz?
Hakkı Özdal: Türkiye, Adnan Menderes yönetiminde iken NATO’ya girmek için bile bedel olarak 900 askerinin canını verdi. NATO, üsleri ve silahlarıyla Türkiye için bir güvenlik şemsiyesi değil, bilakis güvenlik riski yaratan bir faktördür. İkinci Dünya Savaşı sonrası SSCB’ye karşı kurulan bu askeri-kapitalist enternasyonal; işçi sınıfı, köylüler ve geniş anlamda tüm emekçilerin çıkarları ile olduğu gibi Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla da çatışma halindedir. NATO, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin güvenliğini teminat altına almak üzere, bizim gibi ülkelerin insanlarını, topraklarını sarf malzemesi olarak gören sinsi bir düşmandır. Yurdumuzu ve halkımızı, bize ait olmayan haksız ve kirli savaşların tarafı hâline getirmektedir.
İlke Bereketli: NATO’nun bir güvenlik şemsiyesi olduğu bir aldatmacadan ibaret. NATO, askeri amaçlarla kurulmuş bir örgüt gibi görünse de hemen hemen eş zamanlı olarak kurulan çok önemli iki uluslararası yapı — 1945’te kurulan Dünya Bankası ile 1947’de kurulan IMF — ve yine 1947’de uygulamaya konan Truman Doktrini ve Marshall Planı ile birlikte değerlendirildiğinde bir resmin bütününü tamamlıyorlar. Şunu hiç unutmamamız lazım: NATO, uluslararası sermayenin çok işlevli bir aygıtıdır. Dolayısıyla, birincil görevi olan sermayenin çıkarı için bugüne kadar savaşlar da çıkarmıştır, darbeler de yaptırmıştır; kontrgerilla, gladio gibi gayrinizami araçları kullanarak sayısız devrimciyi, ilericiyi, yurtseveri de katletmiştir. Bugünlerde İran’dan gönderildiği iddia edilen füzelerin NATO güçlerince etkisiz hâle getirildiğine dair haberler bu güvenlik algısınıköpürtüyor elbette; ama mesele o füzelerin nasıl imha edildiğini değil, neden ve kim tarafından ateşlendiğini sorgulamakta. Kim savaş istiyor, kim daha çok silah satmak istiyor, kim kaostan fayda sağlamak istiyor? Dünyaya yıkım ve istikrarsızlıktan başka bir şey getirmeyen bu yapının birlikte anılması gereken en son sözcük güvenlik olmalı.
Bu çağrının arkasında, farklı alanlardan gelen fakat aynı tarihsel sorumlulukta buluşan isimler yer alıyor. Çağrı metnine imza veren isimler:
Erinç Yeldan iktisatçı
Adnan Özyalçıner yazar, Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı
Ahmet Karagöz KESK eş genel başkanı
Ahmet Ümit yazar
Atilla Özsever gazeteci, yazar
Ayfer Koçak KESK eş başkanı
Ayşegül Devecioğlu yazar
Ayşenur Arslan gazeteci
Bahadır Altan emekli askeri pilot
Bahadır Özgür gazeteci
Barış Atay oyuncu, yönetmen
Barış Pehlivan gazeteci
Barış Terkoğlu gazeteci
Buket Uzuner yazar
Canol Kocagöz karikatürist
Cengiz Arın emekli akademisyen
Ceren Sözeri akademisyen, gazeteci
Dengin Ceyhan müzisyen
Deniz Gülşen DİSK Sosyal-İş genel sekreteri
Deniz Salmanlı Haber-Sen 5 No şube başkanı
Dilek Yılmaz yazar
Dilek Yüksel DİSK TÜMKA-İş genel başkanı
Elçin Gizem Tarhan müzisyen
Ercüment Kalkan Bilişim-Sen genel başkanı
Fatih Özakoğlu Müzik-Sen başkanı
Fatih Polat gazeteci
Fehim Taştekin gazeteci
Fırat Fıstık gazeteci
Furkan Karabay gazeteci
Gençay Gürsoy hekim
Gökhan Durmuş TGS başkanı
Gül Erdost sosyal hizmet uzmanı
Hakan Güneş akademisyen, siyaset bilimci
Hakan Tahmaz Barış Vakfı başkanı
Hakkı Özdal gazeteci
İlhan Ağırnaş DİSK Sosyal-İş genel başkanı
İlkay Akkaya müzisyen
İlke Bereketli akademisyen
İrfan Değirmenci gazeteci
İzel Sezer gazeteci
İzzettin Önder akademisyen, iktisatçı
Jülide Kural oyuncu
Kansu Yıldırım akademisyen
Kemal Aytaç Türkiye Barolar Birliği YK üyesi, hukukçu
Kenan Öztürk TÜMTİS başkanı
Kutlu Özmakinacı müzisyen
Kuvvet Lordoğlu akademisyen
Latife Tekin yazar
Levent Tüzel hukukçu
Mehmet Fatih Kayagil ADAMDER başkanı
Mehmet Türkmen BİRTEK-SEN başkanı
Merdan Yanardağ gazeteci
Meryem Göktepe Tüm Bel-Sen şube başkanı
Mustafa Közşair Türkiye Yazarlar Sendikası 2. başkanı
Nazım Alpman gazeteci
Necdet Saraç gazeteci, yazar
Nur Sürer oyuncu
Olcay Özak DİSK Gıda-İş başkanı
Onur Öncü gazeteci
Orhan Alkaya yönetmen
Orhan Aydın oyuncu
Osman Çaklı gazeteci
Ozan Çoban müzisyen
Özgün Çoban oyuncu
Özkan Atar DİSK BMİS başkanı
Pınar Yıldırım oyuncu
Rahşan Anter aktivist
Raşit Tükel hekim
Sema Kaygusuz yazar
Semih Gümüş yazar, yayıncı
Suavi müzisyen
Sunay Akın yazar
Şeyma Afacan akademisyen
Şivan Kırmızıçiçek Petrol-İş şube başkanı
Şule Aydın gazeteci
Şükrü Erbaş şair, yazar
Timur Soykan gazeteci
Turgut Dedeoğlu DİSK Basın-İş başkanı
Yavuz Önen insan hakları aktivisti
Yücel Demirer siyaset bilimci
Yusuf Küçük DİSK Güvenlik-Sen genel başkanı




