Anayasa Mahkemesinin Yoksulluk Nafakası Kararı Kim için? Kime Karşı?

L. Nalan Ermiş12 Haziran 2026

Saray rejimi, kadın hareketinin yıllardır sürdürdüğü mücadelelerle elde ettiği hak ve imkanlara el uzatmaya devam ediyor. Sırada yoksulluk nafakası var. Geçtiğimiz hafta, Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasına ilişkin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Bu iptal kararı ve peşi sıra Adalet Bakanlığınca Meclise sunulacağı dile getirilen yasal düzenleme hazırlığı, devletin tüm organlarının kimi görüp duyduğunu ve kimin karşısında konumlandığını tercih ettiğine dair iyi bir gösterge.

Yürütülen tartışmalarda yoksulluk nafakasına yönelik saldırılar “erkek mağduriyeti” üzerinden meşrulaştırılmaya çabalanıyor. “Kadınlar bir gün evli kalsa bile ömür boyu nafaka alıyor” ortak paydasında varlığı şaibeli, yokluğu kesin hikayeler yazılıp çiziliyor uzunca zamandır. En kötüsü münferit hayat olaylarından yola çıkılıp kadınların sistematik hale gelen hakikatleri gizleniyor ve kadınlar düşmanlaştırılıyor.

Üstelik bu söylemin hukuki dayandığı da yok. Her şeyden evvel Türk Medeni Kanununun 176. maddesi yoksulluk nafakası koşullarının değişmesi halinde nafakanın her zaman kaldırılabileceğini yahut değiştirilebileceğini düzenliyor. Yani iptal kararına konu 175. Maddede yer alan “süresiz olarak” ibaresi, nafakanın hiçbir şekilde sona ermeyeceği anlamına gelmiyor ya da uygulamada bu şekilde yorumlanmıyor. Ayrıca nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ya da tarafların sosyal ekonomik durumunu değişmesi gibi durumlarda nafakanın kaldırılması da değiştirilmesi de mümkün. Öte yandan yoksulluk nafakası yalnızca kadınlara tanınmış bir hak değil. Kanun, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen taraf lehine nafakaya hükmedilebileceğini düzenliyor. Yani gerekli koşullar oluştuğunda erkekler de yoksulluk nafakası alabiliyor.

Tartışmaların “erkek mağduriyeti” söylemi etrafında şekillenmesiyle esas mesele yani patriyarkal toplum düzeninde kadının evlilikle birlikte sistematik biçimde nasıl yoksullaştığı ve dolayısıyla neden kadının nafaka aldığı (almak zorunda kaldığı) görünmez kılınıyor. Patriyarkal toplum düzeninde kadının evlenmesinin ardından kendisinden beklenen -hepimizin hafızasına kazınmış o ikonik replikle- “evinin kadını, çocuklarının anası” olması. Yeniden üretim ve işleri, çocuk bakımı, varsa yaşlı ve hasta bakımı tümüyle kadınların sırtında. Dahası bu işlerin hiçbiri emek olarak görülmüyor ve “kadınlık görevi, annelik vazifesi, eş olmanın gereği” diye nitelendiriliyor. Bu kabul, kadının ücretli emek sahasına dahil olması/olmak istemesi durumunda bambaşka açmazları beraberinde getiriyor.

Hatırlayalım, çok yakın bir tarihe kadar, kadın çalışmak istediğinde önce eşinden izin almak zorundaydı. Bu zorunluluğu düzenleyen yasa maddesi kadın hareketinin mücadelesi sonucunda yine bir Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildi. Şu an yürürlükteki Türk Medeni Kanunu’nda böylesi bir düzenleme yok. Kadınların çalışmasının önünde eşin izni bağlamında hukuki engel bulunmuyor. Hukuk mücadelesi anlamında kayda değer olan bu kazanım patiyarkal ilişkileri tek başına ortadan kaldırmaya yeterli değil elbette. Toplumsal dönüşüm gerekiyor ki tam da bu yüzden hala eşi engel olduğu veyahut çalışmasını istemediği için çalışamayan, evlendiği için işten ayrılan, hatta kimi zaman işten ayrılma koşulunu yerine getirerek evlenebilen kadınlar var.

Bir diğer mesele ise kadınların ücretli emek sahasına girmesi halinde kayıt dışı/güvencesiz, yarı zamanlı ya da esnek çalışma biçimlerine mahkûm edilmeleri. Ev içi bakım yükümlülüklerini yerine getirebilmek için kadınların ya çalışma yaşamından tamamen çekildiklerini ya da bu güvencesiz çalışma biçimlerine yöneldiklerini görüyoruz. Patriyarkal, kapitalist düzenin yarattığı bu durum, sermayenin kadın emeğini ucuz işgücü olarak görmesinin de bir başka kılıfı oluyor ayrıca. Düzenli ve kesintisiz gelir, sosyal güvence imkânı, şayet yapılabiliyorsa birikim/mülkiyet ise tamamen erkeğin güdümünde oluyor çoğu kez.

Tüm bu eşitsizlik, evlilik son bulduğunda barınma kriziyle, güvencesizlikle, çocuk bakımının tek başına üstlenilmesiyle derinleşen kadın yoksulluğunu da beraberinde getiriyor. Yoksulluk nafakası tam bu noktada devreye giriyor. Patriyarkal toplum düzeninde kadınlara yüklenen ev içi emek, yeniden üretim emeği ve bakım emeğinin karşılıksız bırakılmasının yarattığı sonuçları bir ölçüde hafifletmek. Bir ölçüde derken eril yargı pratiklerine değinmeden geçmemek gerekir. “Erkek mağduriyeti” yaygarası koparılıyor koparılmasına da mahkemelerce hükmedilen nafaka miktarları çoğu zaman insan aklıyla alay eden türden. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 yılında hazırladığı Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu’ndaki veriler de durumun vahametini ortaya koyuyor [1];

2024 yılında

  • yüzde 36’sı en fazla aylık 500-TL,
  • yüzde 69’u en fazla aylık 1.000-TL,
  • yüzde 14’ü 1.001-1.500-TL
  • yüzde 11’i 1.501-2.000-TL
  • yüzde 6’sı 2.501-TL ve üzeri tutarında.

Aynı raporda 2024 yılının nafaka miktarı ortalaması 1.179,40 TL. Anılan yılda net asgari ücret ise 17.002 TL. Başka bir ifadeyle 2024 yılının ortalama yoksulluk nafakası miktarı aynı yıla ait asgari ücretin yüzde 7’sine dahi ulaşamıyor. Ki rapor mahkemeler tarafından bu miktarlarda hükmedilen nafakaların yüzde 44’ünün ödemediğini de kaydetmiş.

Rapor nafakanın tahsil edilememe sebeplerine de yer vermiş ki en yaygın sebeplere baktığımızda erkeğin nafaka ödememek için kayıt dışı çalışması, kadını cezalandırmak istemesi, nafaka ödemezsem geri döner düşüncesiyle hareket etmesi ya da kadının şiddet görmekten korkması gibi sebepler karşımıza çıkıyor. Yani kadın yoksulluğunun sonuçlarını hafifletmek için öngörülen bu mekanizma, erkek şiddeti yüzünden fiili olarak zaten işlemiyor çoğu kez.

Az önce eşin izni meselesinde ifade ettiğim gibi elbette hukuki kazanımlar tek başına patriyarkal toplumsal ilişkileri ortadan kaldırmaya yetmiyor. Ancak bu hukuki güvencelerin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor; aksine bu güvenceler toplumsal dönüşüm için yürütülen mücadelenin zeminini güçlendiriyor. Yoksulluk nafakasına dair yasal düzenlemedeki “süresiz olarak” ibaresinin iptali kararını veren Anayasa Mahkemesi ve karara uygun yasal düzenlemelere dair hazırlıkları olduğunu dile getiren Adalet Bakanlığı, bu zemine ve en temelde kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesine saldırırken sermayeye hizmet ediyor.

Unutmamak gerekiyor ki ev içi emek, yeniden üretim ve bakım emeği kapitalist üretim ilişkilerinden bağımsız değil. Zira, kapitalist üretimin devamlılığı sadece işçinin ücretli işteki emeği ile sağlanmıyor. O işçinin ertesi gün yeniden çalışabilir hale gelmesi karnının doymasından, bakım ihtiyacının karşılanmasından geçiyor. Bu ihtiyaçları ne emeğin üzerine çöken sermaye karşılar ne de sermayeyle iş tutan devlet. Kadınlar boşanamasın ki hem kadın bedeni ve emeği aile içinde denetim altında tutulsun hem de sermayenin ihtiyaç duyduğu karşılıksız emek kesintisiz biçimde sürsün. Erkekler ve sermaye kazanmaya devam etsin.

Saray Rejimi’nin varmak istediği yer tam da burası değil mi?

[1] https://www.kadindayanismavakfi.org.tr/wp-content/uploads/2024/10/2024-Yoksulluk-Nafakasi-Arastirmasi-uzun-versiyon.pdf
Anayasa Mahkemesinin Yoksulluk Nafakası Kararı Kim için? Kime Karşı?
0:00 / 0:00