Göçmen Yasası Kılığında Çalışma Yasası Referandumu: İsviçre’de Aşırı Sağın Ucuz-Emek Mühendisliği

Caner Ercan17 Haziran 2026

İsviçre adı dünya siyasetinde çoğu zaman iki konu ile birlikte anılır: Tarafsızlık ve Referandumlar. İlginçtir ki ikisi de oluşturmakta mahir oldukları algıdan zıt sonuçlar doğurur. Tarafsızlık, çağrıştırdığı pasifizm ve masumiyetle örtüşmez; özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda İsviçre’nin ‘tarafsızlığı’, Nazi Almanya’sıyla sürdürülen ticaret, yağmalanmış altının aklanması ve Yahudi mültecilerin sınırdan geri çevrilmesi (‘Das Boot ist voll‘) gibi pratikleri içermiştir.[1]  Referandumlar ise yurttaşların yılda birkaç kez sandık başına gidip yerel ya da federal yasaları, bütçeleri oyladığı bir yarı-doğrudan demokrasi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu referandumlar 50’lerin sonunda erkeklere “Kadınlara seçme hakkı verilsin mi?” gibi sorular sorup hayır sonucuyla öneriyi birden fazla kez rafa kaldırmasıyla demokrasi ve seçimler arasındaki ilişkiyi tartışmak için verimli alan sunmuştur.[2] Geçtiğimiz yıllardaki örneklerde eşcinsel evliliği, babalık izni, asgari ücret gibi konulardaki ilerici yasaların ilk kez referandum yoluyla kabul edilmesi bile demokrasi ve seçim ilişkisine dair çelişkilerin üstünü örtememektedir. Geçtiğimiz hafta, 14 Haziran Pazar günü  “Keine 10-Millionen-Schweiz” (“10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır”) adlı bir başka kritik referandum sandığa gitti:[3] “Sürdürülebilirlik” adına sunulan bu tasarı aslında, başta göçmenler olmak üzere ülkedeki tüm emekçileri hedef alan büyük bir siyasi kurnazlıktı… Aslında, göç yasası kılığına sokulmuş bir çalışma yasasıydı bu.

İsviçre’nin aşırı sağ geleneğinin temsilcisi: SVP

Girişimin sahibi Schweizerische Volkspartei (İsviçre Halk Partisi – SVP) adlı aşırı sağ parti. Avrupa’nın kalanında yükselen ırkçı, ayrımcı, yeni dalga faşizan partiler son yıllarda ancak seçmen tabanlarını yayıp sistemin kenarındaki konumlarından siyasette daha merkezi ve etkili konumlarına gelirken, SVP çeyrek asırdır ulusal mecliste birinciliği elinde tutan, son seçimde de oyların %28’ini alıp açık ara birinci parti olarak ulusal mecliste en çok sandalyeye sahip konumda bulunan bir parti.[4] Diğer bir deyişle aşırı sağ İsviçre siyasetinde istisna değil, normun ta kendisi birkaç on yıldır.

Küçük bir köylü-esnaf partisinden birinciliğe yükselişi, 90’lı yıllarda ‘Überfremdung‘ (yabancı istilası) korkusunu işleyip yüzyıla yayılmış aşırı sağ geleneğin bugünkü taşıyıcısı haline gelmesiyle mümkün oldu. Popülist politikalarında uzun yıllar kendisini “sıradan İsviçreli”nin, “çalışan halkın” sözcüsü olarak sunarken geçtiğimiz dönem “biz çalışanların partisi değiliz” (Wir sind nicht die Arbeitnehmenden-Partei) sözü ile özünü açığa vermiş, belki de artık ikircikliliğe gereksinim duymadığını göstermiş oldu.[4] SVP, sermayenin, işverenin, büyük servet sahibinin partisidir; emekçiyi yalnızca öfkesini harlayıp yönlendireceği (sıklıkla göçmene karşı) bir kitle tabanı olarak görür. İşte tam da bu aslında gündemdeki “10 milyon” girişiminin asıl amacını çözmenin anahtarı olarak karşımızda durmaktadır.

Önergenin vitrini: “10 milyon”, göçmen, korku kataloğu

Özü “İsviçre’nin daimî ikamet nüfusu 2050’den önce 10 milyonu geçmemeli.” şeklinde olan tasarı eğer nüfus 9,5 milyona ulaşırsa (mevcut nüfus 9.14M[5]) hükümeti önlem almaya zorluyordu. Kampanyasının merkezine toplumda herkesin ortaklaşa şikayetçi olacağı meseleleri yerleştiriyor tasarı: yüksek kiralar, işsizlik, kalabalık trenler, trafik, betonlaşan manzaralar, artan suç, ulaşılamaz hâle gelen sağlık sistemi, düşen eğitim kalitesi… Toplumun farklı kesimlerini bir şekilde kapsayabilen bu meseleleri tek bir torbaya doldurup günah keçisi olarak da göçmenleri hedefe koyuyor.

Aşırı sağın klasik bir tekniği bu: Dağınık hoşnutsuzlukları toplayıp tek bir noktaya (günümüzde sıklıkla yabancılara) yıkmak egemenlerin oldukça işine gelen bir yöntem. Halbuki sorunların kökenine baktığımızda resim bambaşka. İsviçre, kişi başına gelirde ve refah göstergelerinde dünyanın zirvesinde gösterilen bir ülke; ama aynı zamanda gelir ve özellikle servet eşitsizliğinde de zirveyi zorluyor. Örneğin kira krizinin sebebi göç değil, gayrimenkul spekülasyonudur, içinde yaşayacak sıradan insanlar için değil yatırım olarak satın alacak ultra-zenginler için konut inşasıdır. Zira sağlık, eğitim, toplu taşıma gibi alanlarda kaynakların kısıtlanması altta yatan etmen olarak durmakta. Bu hakikate rağmen kampanyanın etkisi o kadar yüksekti ki, anketler uzun süre referandumda kabul edilebileceğini gösteriyordu. Siyasi partilerin ve sendikaların uzun mücadelesi sonucunda neyse ki sandıktan “Hayır” çıktı.[6]

Girişimin soyağacı

Bu girişimi anlamak için tarihe kısa bir bakış şart, çünkü İsviçre’nin yabancı karşıtlığı siyasi geleneği oldukça eski. Überfremdung teriminin kullanımı 19.yy sonu 20.yy başına kadar gitmekte. Daha yakın tarih içerisinde güncel referandum bu uzun soyağacının en yeni halkası olarak değerlendirilebilir. Bu korkunun en ünlü patlaması 1970’teki Schwarzenbach Girişimi’dir:[7]  Bu girişim, her kantondaki yabancı nüfus oranını %10 ile sınırlamayı, (günümüzde ülke çapında oran yaklaşık %275) bunun için de yaklaşık 300 bin insanı sınır dışı etmeyi öngörüyordu, ve %46 “evet”le, kıl payı reddedildi. Ancak ülkenin neredeyse yarısının bu fikre ne kadar yakın durduğunu da göstermişti. Bu damarın hiç kurumadığı 2000lerin başında da görülmüştü. Avrupa ekonomik alanına katılmanın reddedildiği referandumda ana karşıt söylemlerden birisi olan göçmen karşıtlığı tutmuştu.[8] Bugün yine bu referandumun gündeme gelmesinin arka planında bu “Avrupa şüpheci” tutumu izleri görülmektedir. Zira bu öneri kabul edilseydi eşik değer olan 9.5 milyon nüfus aşıldığında, hükümetin serbest dolaşım anlaşmasını feshi zorunluluğu, AB ile imzalanmış ikili anlaşma paketi riske atılacaktı.[9]

1990’ların başında Avrupa Ekonomik Birliği’ne katılmayı referandumda İsviçre reddetmiş olsa da, sermayenin AB’den kopuk kalması düşünülemeyeceğinden ekonomik ilişkileri düzenlemek ve ortak pazara dahil olmak adına ilişkilerini sektörel iki taraflı düzenledi. Çoklu alanları kapsayan paketler halinde düzenlenen bu anlaşmaların bir özelliği birisinin iptalinin hepsini düşüreceği giyotin hükmü (Guillotine clause) ile birbirlerine hukuken bağlanmış oluşlarıdır.[10] Bu yüzden “10 milyon” düzenlemesinin geçmesi zincir etki ile AB ile serbest dolaşım anlaşmasından çıkılmasına ve dolayısıyla tarımdan kara/hava taşımacılığına, bilimsel araştırmalara kadar birçok alanı kapsayan “Bilateral I” olarak adlandırılan altı antlaşmalık paketin hepsisin düşmesine sebep olabilecekti. Bunun ötesinde 2010 yılında kabul edilmiş olan referandumda belli suçları işleyen göçmenlerin doğrudan sınır dışı edilmesi yasası[11] ile bugün Trump ABD’sinde ICE’ın sıkça kullanılan göçmen avını “suçlu göçmenleri yakalıyoruz” şeklinde gerekçelendirmesi oldukça önemli bir benzerliği ortaya koyuyor. 2014’te “Kitlesel Göç Karşıtı yasa” (Gegen Masseneinwanderung) %50,3 ile kabul edildi ve göçe kota getirilmesini istedi. Aynı yıl, bu kez “ekolojik” bir kisveyle gelen EcoPop girişimi sağ popülizmin güncel bir örneğini oluşturdu. Nüfus artışını çevre sorunlarının asıl kaynağı ilan eden öneri %74 ile reddedildi.[12] Bugünkü “10 milyon” girişimi işte bu soyağacının en yeni halkası: Schwarzenbach’ın göçmen düşmanlığını EcoPop’un yeşil maskesiyle birleştiriyor. Önergeye iliştirilen “Nachhaltigkeitsinitiative” (Sürdürülebilirlik Girişimi) adı tam da bu maskeye denk düşüyor; bu yüzden öneri “eko-faşist” olarak da adlandırılmakta.[13]

Göçmen düşmanlığı = emek düşmanlığı

Önerinin asıl amacı içeriğine yakın bakıldığında ortaya çıkıyor: Girişimin asıl hedefi göçmen sayısı değil, göçmenlerin ve onlarla birlikte tüm işçilerin haklarıydı.

Birincil hedefe konulmuş olan ” koruyucu yan önlemler” (flankierende Massnahmen, FlaM) adlı sistem, serbest dolaşım kapsamında İsviçre’ye AB ülkelerinden kısa süreli çalışmaya gelen işçilerin buradaki işçilerle aynı hak, koşul ve ücret almasını sağlamayı hedefliyordu. Bu uygulama çoğunlukla Almanya ve Doğu Avrupa’dan gelen inşaat gibi proje bazlı alanlarda çalışan işçiler ile genellikle İtalya’dan gelen mevsimlik tarım işçilerini içeriyordu. Girişimin hedefi bu eşit işe eşit ücret ilkesine dayalı sistemi çöpe atıp güvencesizliği, düşük ücreti standart hâle getirmekti. Bu hedef de çok gizli olmayıp, SVP’nin parti programına bile eklemiş olduğu bir konu.

Sağın popülist kandırmacasıyla öne sürdüğü “göçmenlerin ülkenin sorunu olduğu” iddiasının garabeti bir yana, bu referandum kabul edilseydi sermaye, göçmen işçileri daha düşük ücretle ve daha güvencesiz çalıştırma imkânı bulabilecekti. Hâlen yürürlükte olan koruyucu önlemler ile denetlenen firmaların yaklaşık üçte birinde ücret ihlali bulunduğu göz önüne alındığında; bu önlemler kaldırılsaydı İsviçre’deki bütün işçi sınıfının hakları için büyük bir baskıya yol açacaktı. Sendikalar bu durumu çok güzel formüle ediyor: “SVP’nin istediği daha az insan değil, daha az haklı insandır”.[14] Ayrıca yasa girişiminin önerdiği “daha az göçmen” hedefinin aksine daha fazla göçmen işçinin geleceğini görmek zor değil. Ancak sağın ideal göçmen, dolayısıyla ideal işçi tanımına uygun olarak güvencesiz ve düşük ücretli olduğu sürece bunu bir sorun olarak görmediklerini düşündürüyor.

Tanıdık Örüntü: Yedek Ordu ve Günah Keçisi

Buraya kadar anlatılan, aslında çok tanıdık bir örüntünün İsviçre’ye özgü biçimi. Aşırı sağın göçmen düşmanlığı iki işi bir arada görür. Birincisi, bir dikkat dağıtma ve öfke yönlendirme aygıtıdır: Emekçinin yüksek kiraya, güvencesizliğe, çöken kamu hizmetlerine duyduğu haklı öfkeyi, bu sorunların asıl müsebbibi olan sermayeden ve mülk sahibinden alıp en savunmasız hedefe yanı başındaki göçmen işçiye yöneltir. İkincisi ise Marx’ın tanımladığı “yedek sanayi ordusu”.[15] Kapitalizm, çalışanları hizada tutmak için kapı dışında bekleyen, her an işe alınıp atılabilen bir yedek işgücüne muhtaçtır; bu yedek, ücretleri baskılamanın kaldıracıdır. Göçmen emeği çoğu zaman tam da bu işlevi görür.

Bugün bu mantığın en çıplak kanıtını İtalya veriyor. Giorgia Meloni’nin hükümeti bir göçmen karşıtı diskurla gelip uygulamada en göze batacak hamlelerden geri durmazken (Akdeniz’de abluka, Arnavutluk’ta gözaltı merkezleri) aynı anda, ülkenin en geniş yasal işçi göçü programını yürürlüğe koydu. Decreto flussi adlı sistem ile büyük kısmı mevsimlik tarıma ve turizme kanalize işçilerin gelmesi sağlanıp; kalıcı statü almaları baskılanarak işçileri sürekli bir düzensizlik ve güvencesizlik kıskacında tutuyor. Yine Türkiye’de göçmenlere karşı büyük nefret pompalanıp yine benzer sorunlar olan konaklama, sağlık, iş, güvenlik konularındaki tüm şikayetlerin günah keçisini sığınmacılar ilan edip sonrasında işyerlerinde oldukça güvencesiz çalıştırıldığı, iş cinayetlerinin kurbanı oldukları görüldü. Hatta alın terini ve kanını emmekle yetinmeyen sermayenin mülteci işçilerin organlarını bile çalacak kadar insanlıktan çıktığına şahit olduk.[16]

Karşı-politika ve sınıf hattı

Göçmen karşıtı sağ politikalara karşı mücadelede yapılan bazı hatalara da dikkat çekmek gerekiyor. Başta ABD olmak üzere batıda yükselen göçmen karşıtı politikalarda özellikle merkez-liberal kesimin göçmenlerin “aslında önemli insanlar” olduğunu anlatmak üzerinden kurdukları karşı-politika oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Burada göçmenlerin “sistemin işlemesi” için gerekli olduğu, onlar olmazsa hasadın yapılamayacağı, evlerin inşa edilemeyeceği, hastanelerde doktor hemşire olamayacağı, temizliğin aksayacağı, bilimsel araştırmaların sekteye uğrayacağı gibi gerekçeler sunulmakta. Bu yaklaşımlar iyi niyetli olsa da iki açıdan yanlıştır. Birincisi, insani olarak saçmadır: Bir insanın ülkede kalma hakkını, onun sisteme sağladığı faydaya, ürettiği artı değere bağlamak insanı bir emek girdisine, bir üretim faktörüne indirgemektir. İnsanın değeri yaptığı işten gelmez. İkincisi, ve politik olarak daha önemlisi ise şudur: aşırı sağın asıl derdi göçmenin varlığı değildir. Daha ucuz ve daha güvencesiz olduğu sürece, sağın daha fazla göçmenle hiçbir sorunu yoktur, hatta onu tercih eder. “Faydalı göçmen” savunması, tam da sağın istediği zemine, insanın faydası üzerinden pazarlık edilen zemine teslim olur. Bu açıdan hem insana hem emeğe hem de göçmenlere yönelik algıya oldukça zarar verecek bu gibi tehlikeli yaklaşımlara mücadele hatlarında yer vermemek, kavgayı daha başlamadan kaybetmemek adına oldukça önemlidir. Bu sebeple mücadeleyi her zaman doğrudan sınıf temelli, emekçileri bir araya getiren yerden kurmak önemlidir.

İtiraf etmek gerek ki, yasanın çok katmanlılığı; asıl gerekçelerini çok başarılı gizleyip, halkın öfkesini hem yanlış yönlendirme hem de sonrasında onu kullanma, ve ekoloji gibi masum kılıklara bürünebilme konusundaki mahareti politik bir manipülasyon “başarısı” olarak etkileyici. Politik mücadeleyi verirken sağın bu tip oyunlarını iyi görmek, alttaki niyetleri ortaya çıkarıp emek ve sınıf mücadelesini, sağın bize dayattığı ‘kaç göçmen yeterli?’ sorusunu reddederek yeniden kurmak gerekiyor. Sandıktan çıkan ‘Hayır’ bir başlangıçtır; asıl mücadele, göçmen ve yerli emekçiyi aynı safta birleştiren ortak cephede verilecek.

Kaynakça
[1] https://www.swissinfo.ch/eng/politics/jewish-refugee-policy_-the-boat-is-full-75-years-later/43531288
[2] https://www.swissinfo.ch/eng/demographics/universal-suffrage_swiss-women-having-their-say-since-1971/41965588
[3] https://www.admin.ch/de/nachhaltigkeitsinitiative
[4] https://www.blick.ch/politik/svp-aussage-sorgt-fuer-wirbel-streit-um-bueezer-eskaliert-wir-sind-nicht-die-arbeitnehmenden-partei-id21894226.html
[5] https://www.bfs.admin.ch/bfs/de/home/statistiken/bevoelkerung/stand-entwicklung.assetdetail.36461506.html
[6] https://www.20min.ch/story/abstimmungs-umfrage-10-millionen-initiative-zivilschutz-knappes-nein-103575755
[7] https://blog.nationalmuseum.ch/en/2020/06/schwarzenbach-initiative/ 
[8] https://www.swissinfo.ch/eng/politics/the-vote-on-european-membership-that-ignited-the-swiss-people-s-party/48100652
[9] https://www.swissinfo.ch/eng/various/universities-warn-against-svp-initiative-against-switzerlands-10-million-strong-population/91139198
[10] https://www.europa.eda.admin.ch/en/bilateral-agreements-1-1999
[11] https://www.theguardian.com/world/2010/nov/28/swiss-vote-deportation-foreigners-crime
[12] https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/switzerland-votes-on-tax-and-migration-billionaires-nationalists
[13] https://juso.ch/de/standpunkte/migration/nein-zur-okofaschistischen-initiative-der-svp-keine-10-millionen-schweiz/
[14] https://unia.ch/de/schwerpunkte/nein-zur-chaos-initiative
[15] Karl Marx, Kapital, Cilt I
[16] https://www.evrensel.net/haber/551572/nourtani-cinayeti-davasinda-karar-istinafa-tasindi-bobrek-eksikligi-ve-organ-ticareti-iddiasi
Göçmen Yasası Kılığında Çalışma Yasası Referandumu: İsviçre’de Aşırı Sağın Ucuz-Emek Mühendisliği
0:00 / 0:00