Küba’da Reform: Tehlikeler ve Endişeler

Deniz Yaşayan4 Temmuz 2026

 

“Vexilla regis prodeunt inferni

verso di noi; però dinanzi mira.”[i]

Uluslararası kapitalizmin karşı-devrim saldırıları Latin Amerika ve Karayipler’de mevzi kazanmayı sürdürüyor. Peru ve Kolombiya’da devlet başkanlığı/cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı liderler ipi göğüslerken 40 günü aşkın süredir sokaklarda bir diğer aşırı sağcı iktidara karşı protestolarını sürdüren Bolivyalılar ise polis şiddeti ve OHAL tehdidi altında. Ve ABD, İran’la girdiği savaşta yaşadığı stratejik hezimetin sonuçlarını telafi etmekle uğraştığı bugünlerde Avrupa, Rusya ve Çin’e karşı yürüttüğü farklı düzeylerdeki saldırganlığının dozunu düşürmek zorunda kalsa da elini bu kıtadan bir santim bile çekmiş değil. Küba’ya askeri müdahale tehditleri ve yaptırım terörü olanca hızıyla sürüyor. Çin’den gelen cılız tepkiler dışında tüm dünyanın izlediği, uluslararası hukuku katleden bu baskı politikası karşısında başta enerji krizi olmak üzere birçok problemle baş başa kalan Küba ise tehditlere karşı geri adım atmamakla birlikte ekonomik sorunlarını çözmek için alternatif siyasetlere yöneliyor gibi görünüyor. Bu doğrultuda son olarak Halk İktidarı Ulusal Meclisi 176 maddelik bir reform paketini onayladı ve bu paket, Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından Küba Devrimi’nin lideri ve eski Devlet Başkanı Fidel Castro’nun 1991’de ilan ettiği Özel Dönem tedbirlerinden sonra alınan en büyük yapılanma kararı olarak dikkatleri üzerine çekti. Birçok Batılı medya organı paketi “Küba sosyalist ekonomiden vazgeçiyor, özel mülkiyete açılıyor” başlığıyla bir karşı-propaganda fırsatı olarak değerlendirirken ve psikolojik savaşı sürdürürken paket kuşkusuz sol içinde de birçok dostça endişelere yol açmış durumda.

Bu durumda öncelikle paketin içeriğini incelemek gerekiyor. Bununla birlikte, kısa bir not olarak da Marx’ın o dönemin eleştirel literatürünü belirtmek için “komünizm” kavramıyla birlikte kullandığı Kutsal Aile dışındaki metinlerinde hemen hemen hiç tercih etmediği[ii] “sosyalizm” kavramını ve sanki durağan bir ekonomik varış noktasını ifade ediyormuşçasına “Sosyalizmden dönülüyor” endişesinin sakıncalarını ve Alman İdeolojisi’ndeki meşhur tanımla “Mevcut düzeni kaldıran gerçek hareket” komünizme gidişin tek, şabloncu, belirli bir şema altında olmadığı notunu da burada düşmek gerekiyor.

Paketin içeriğine geçmeden bir not daha eklemekte fayda var. Devrimin savunulması, kirli pazarlıklara girmeme ve gerçeğin bütünsel bilimi Marksizme bağlılıkları noktasında Küba Komünist Partisi (PCC) güveni hak eden bir örgüt. PCC, söz konusu reform paketinin piyasa ekonomisine dönüş olmadığını ve bir ideolojik geri çekilme yaşanmayacağını ısrarla belirtiyor ancak gerçeklik niyetlerin ötesindedir ve paketin Küba’da kapitalizme kapı araladığı açık. Yine de PCC, örneğin Çin Komünist Partisi’den farklı olarak 91’den beri piyasa ekonomisine verilen bu tavizleri her zaman “geçici” olarak nitelendirmiş ve “Küba’ya özgü sosyalizm” gibi özel markalamalardan kaçınmıştır. Bunlar önemli. 

Reformun İçeriği

Reform ilk olarak yıllardır PCC’nin hantallığından bizzat kendisinin de şikâyet ettiği devlet mülkiyetindeki sosyalist işletmeleri hedef alıyor.[iii] Reformla, devlet şirketlerinin karar alma ve yönetim özerkliğinin genişletileceği, fiyat belirleme ve kâr kullanımında bunlara daha fazla yetki verileceği belirtiliyor. Reformla, stratejik sektörlerde çoğunluk hissedarının devlet olarak kalacağının altı çizilirken, merkezi maaş skalasının kaldırılması planlanıyor. Bu, stratejik sektörlerdeki “devlet mülkiyeti” vurgusuyla “Ortodoks” ekonomi-politik hassasiyetin hâlâ gözetildiğini gösteriyor. Bununla birlikte işletme özerkliği açılımı şimdilik nasıl işleyeceği müphem olan, tehlikeli bir durumu işaret ediyor. Açıkçası seçilen bu “özerklik” kavramı Yugoslav modelini de hatırlatıyor.[iv]

Reformla, devlet dışı ekonomik aktörlerin ekonomideki rolünün önemli ölçüde genişletileceği, tüm KOBİ başvurularının sonuçlandırılacağı, şu an kadar uygulanan “bir özel işletmede çalışabilecek maksimum 100 çalışan” sınırının tamamen kaldırılması, bir kişinin birden fazla özel şirkete ortak olabilmesi ve tarım sektöründe ilk kez KOBİ’lerin kurulmasına izin verilmesi de mümkün hâle geliyor. Bu açık ki bireysel kapitalistliğin önünü açan bir gelişme. Teknik detaylara bu yazıda girmek mümkün değil ancak hâlihazırda uygulanan 100 çalışanlı özel işletme modelinin yarattığı meta-piyasa ekonomisiyle mantıksal sonucuna vardığını söylemek mümkün. Devlet işletmelerinin stratejik önemlerinin süreceği belirtilirken devlet dışı aktörler için alınan bu kararların devletin ekonomi kontrolü üzerinde çok büyük bir problem teşkil edeceği ortada. Bunlar orta ve uzun vadede Küba’da devletle ve Parti’yle ilişkisini tümden koparmamış muhalif seslerin gittikçe radikalleşmesine, gelişecek sermaye sınıfının bu muhalefetle ilişkilenmesine yol açacak. Çin’den farklı olarak Küba’da çok sıkı Parti kontrolü ve devletin stratejik sektörlerdeki güçlü varlığı bunu dengelemekte zorlanabilir çünkü ülkenin kaynaksızlığı ve ekonomisinin zayıflığı bunu güçleştiriyor.

Küba’nın 61’deki dönüşüm kararından beri kurtulamadığı ikili para birimi ve döviz geliri sıkıntılarıyla ilgili de reform bazı tedbirler öngörüyor. Merkez Bankası denetiminde faaliyet gösterecek özel bankaların kurulması bunların en radikali ve tehlikelisi. Mikro kredi sağlayan özel finans kuruluşlarının oluşturulması, özel döviz bürolarının kurulması, dijital döviz piyasaları ve döviz müzayede sistemlerinin geliştirilmesi ve bazı sektörlerde kısmi dolarizasyon hedeflerin arasında. Vergi sisteminde devlet dışı aktörlere tanınan bazı “kolaylaştırmalar” da var.

DYY ve Şirket Ortaklıkları

Reformun bir diğer problemli maddesi Küba’nın devlet ve özel şirketlerine doğrudan yabancı yatırımcılara (DYY) tanınan izin ve yabancı şirketlerin hisse satın alabilmesine olanak verilmesi. Burada asıl hedefin Latin Amerikalı ve özellikle de Avrupalı şirketler olduğu tahmin edilebilir. Reformla şirketler arası ortaklıklara izin verilecek, özel şirketler ve kooperatiflerin ticaretteki devlet tekelini aşıp doğrudan ithalat ve ihracat yapmasının da önü açılacak ki bunlar Yugoslav modelini andıran diğer “özerklik” hamleleri. Özellikle devlet şirketlerine DYY’lerin önünün açılacak olması ve hisselerinin pazara açılması oldukça ilginç hamleler ve sürecin nasıl ilerleyeceğini dikkatle takip etmek gerekiyor. Ve duygusallıktan uzak durulduğunda görülebilir ki bu madde, uluslararası kapitalizmin Küba’da bugüne kadar uyguladığı abluka terörünün en somut başarısı, çünkü hukuken adım atamadığı topraklara girmesi, “sınırları” kaldırması demek. Hükümet, bu gelişmelere karşın söz konusu şirketlerdeki işçi haklarının ve sosyal güvencelerin korunacağının altını çiziyor.

Verilen tüm tavizler şüphesiz “planlama” ilkesine de dokunacak. Reformla, ekonomik planlama sisteminde, merkezi kaynak dağıtımına dayalı “Ortodoks” model yerine “finansal planlama” sistemine geçilmesi ve piyasa mekanizmalarının “etkin” kullanılmasından söz ediliyor. Bu, Çin’in kalkınma temelli, ana ekonomik eğilimleri belirlemekle yetinen stratejik ve esnek planlarında gördüğümüz modeli andırıyor ve önceki adımların bir diğer mantıksal sonucu. Nitekim üretimin büyük kısmı artık -şu ana kadar devlet dışı aktörler olarak andığımız- Küba kapitalistleri tarafından gerçekleştirilecek. Belki “olumlu” sayılabilecek noktalar ise kapitalist sektörün tıpkı Çin’de uygulandığı gibi Parti tarafından çizilen kalkınma planlarına dahil edileceğinin altının çizilmesi ve enerji, gıda ve dövizde tam devlet planının sürecek olması.

Reformla atılan bu “geri” adımlar işçi sınıfının asgari ücretlerinin artırılması, kamu çalışanlarının yarısından fazlasını kapsayan maaş düzenlemesi, emeklilik hesaplamalarının güncellenmesi, gençler ve kadınlara istihdam teşvikleri, uzaktan çalışmanın önünün açılması, kapitalist sektör çalışanı olup da işsiz kalanlara geçici gelir desteği sağlanması gibi önlemlerle dengelenmek isteniyor.

Enerji Krizi

Reformla, Küba kapitalistlerinin ve DYY’nin -stratejik sektörlerin başını çeken- enerji sektörüne katılımına izin verilecek ve bu kısmi özelleştirme hamlesi yenilenebilir enerji projelerine yatırımların teşvik edilmesi ve bu sektörlerde vergi avantajlarının uygulanmasıyla desteklenecek. Çin’in yenilenebilir enerji sektörlerindeki tartışmasız küresel liderliği, özellikle devlet işletmelerinin uluslararası enerji piyasalarına erişiminin kolaylaştırılması ve enerji dönüşümü için kredi mekanizmalarının oluşturulması adımlarıyla birlikte düşünüldüğünde PCC’nin Pekin’le çeşitli ortaklıkları gündemine aldığını düşündürüyor.

Son olarak tarım sektörüne bakalım ve sonlandıralım.

Küba, Sovyet tipi “kapitalizmden sosyalizme geçiş” el kitabını bireysel üreticilerin Rusya ve Doğu Avrupa’daki kadar yaygın olmaması ve plantasyon işçileri, topraksız ya da küçük toprak sahibi köylülerin kırsal nüfusun çoğunluğu teşkil etmesi nedeniyle beklenenden hızlı ve sorunsuz tamamlamıştı.[v] Bununla birlikte intifa hakkı zaman zaman -gelişen kapitalist sınıf ilişkileri nedeniyle- tartışılıyordu. Bununla ilgili Küba, 20 yıl olan intifa hakkını 25 yıla çıkarmıştı. Reformla, toprak mülkiyetini elinde bulunduran devlet, bu intifa hakkını “süresiz” olarak güncelliyor. Yine, kent merkezli kapitalistlerin doğrudan ithalat ve ihracat yapmasına olanak tanındığı gibi tarım üreticilerine de bu “hak” tanınıyor. Üreticiler ve alıcılar arasında doğrudan sözleşmelere izin veriliyor, finansman sağlamak üzere özel bir tarım bankasının kurulması planlanıyor.[vi]

Reform l’impuissance mise en action[vii] olarak özetlenebilir. Bununla birlikte PCC’nin tarihsel olarak ilkeli ve onurlu duruşu, spesifik olarak da Çin Komünist Partisi’yle son zamanlarda gelişen iş birliği, atılacak adımların “kontrolsüz” olmadığı, birçok tehlike barındırmasına ve açık bir geri çekilme olmasına karşın kesinlikle bir “çöküş” ya da Küba Anayasası’nda açıkça belirtilen “komünizm” hedefinden bir “vazgeçiş” anlamına gelmediğini söylememize olanak tanıyor.

Yine de Kübalı devrimcileri çok zorlu ve şiddetli bir mücadele bekliyor.

[i] Dante’nin “Cehennem hükümdarının sancakları ilerliyor, bu yüzden önüne dikkatle bak!” anlamındaki dizeleri. İlahi Komedya, Cehennem, 34. Kanto’nun girişinde yer alır.
[ii] Gotha Programının Eleştirisi’nde geçen komünizmin ilk aşamasının “sosyalizm” olarak formüle edilmesi ve farklı bir üretim biçimi olarak şablonlaştırılması tartışmalı bir konudur. Bu konuda Gelenek’te Haluk Yurtsever’in özetlediği görüşlere bakılabilir. https://gelenek.org/proletarya-iktidari-ve-devletsizlige-gecis-problemi/
[iii] Bu konuda Che’nin yakın gözlemlerini aktardığı, şikayetlerini sıraladığı, Sovyet tipi devlet mülkiyetinin yaratıcılık ve üretim konusundaki problemlerini sorguladığı ve çözüm yolları ararken zaman zaman da tıkandığı “Sosyalizm ve İnsan” makalesi güncelliğini koruyor.
[iv] Alpaslan Işıklı’nın Yugoslavya’da işletmelerin sosyalist yönetim modellerini incelediği ve Sovyetler Birliği’yle karşılaştırdığı “Kuramlar Boyunca Özyönetim ve Yugoslavya Modeli” tezi, Yugoslav tipi sosyalist mülkiyet için aydınlatıcı bir çalışma olarak önerilir.
[v] Geçiş sürecine dair kapsamlı raporlar ve istatistikler için çok önemli bir çalışma olan Charles Bettelheim’ın Küba İktisadının Planlaştırılması kitabına bakılabilir.
[vi] Reform, sosyal yardımlar, sübvansiyon sistemi ve günümüzün popüler başlıkları dijitalleşme ve yapay zekaya dair de çeşitli düzenlemelerle son buluyor. Kapsam dışında olduklarından bunlara değinilmedi ancak ilgilisi maddelere Küba hükümetinin resmi medya organının sitesinden ulaşabilir: https://www.tribuna.cu/cuba/2026-06-26/descargue-en-pdf-las-176-transformaciones-economicas-y-sociales
[vii] “Eyleme konulmuş güçsüzlük” anlamındaki ifade.
Küba’da Reform: Tehlikeler ve Endişeler
0:00 / 0:00