Ceuta’da, 2026 Temmuz sonunda, küresel kapitalizmin distopik bir göç/göçmen kırımı yaşandı. İspanya devleti, Ceuta’ya 72 bin civarında göçmenin giriş yaptığını açıkladı. Önceki en büyük vaka, Mayıs 2021’de ve sadece 2 gün içinde 8 bin kişinin sınırı geçmesiydi. 31 Temmuz’da 70 bin kişinin Fas’a “geri döndüğü” ifade edildi. Her ne kadar İspanya bu geri dönüşleri “gönüllü” olarak sunsa da gerçek olan zorla “geri itme”ydi. İspanyol adli tıp birimleri 80 cenazeyi teslim aldığını açıklasa da Fas İnsan Hakları Derneği (AMDH) 141 ölüm kaydetti. Ayrıca İspanyol tıbbi ve adli kaynakları, 14 yaşın altındaki kız çocuklarının cinsel saldırı şüphesiyle Ceuta’daki hastanede tedavi gördüğünü ve bu konuda soruşturmaların açıldığını bildirdi.
Peki, insanlar neden kitlesel göçe başvurmak zorunda kaldı? Yaklaşık 37 milyonluk Fas’ta sosyal güvenliğe kayıtlı insan sayısı sadece 2,2 milyon kişi. 15-24 yaş arası gençlerde işsizlik oranı yüzde 27,2 seviyesinde. Bu kesimde işgücünün eksik kullanımı yüzde 45,3 seviyesinde. Vize ret oranları oldukça yüksek olduğu için Avrupa’ya yasal yollardan çalışma amaçlı gidişler yok denecek kadar az. İspanya Yüksek Mahkemesi, 8 Temmuz’da kamuoyuna duyurulan kararında, Ceuta ve Melilla sınırlarındaki tel örgülerde uygulanan hızlı ret prosedürünün, bu bölgelere doğru yüzerken denizde yakalanan kişilere uygulanamayacağına hükmetti. Aslında bu karar, İspanya’nın geri gönderme rejimini iptal etmedi. Buna rağmen sosyal medyada sınırların açıldığına dair bir söylenti yayıldı. Göçmen kaçakçıları ve şebekeler de bu işin içinde vardı. Böylece pompalanan sahte umut, kolluğun sert müdahalesiyle kitlesel trajediye dönüştü.
Neo kolonyalizmin devraldığı kara miras
Avrupa’nın 400 yıllık “medeni inşa” süreci Afrikalı köle ticareti üzerinden sağlandı. Ceuta ve Melilla Kuzey Afrika kıyısında yer alan, Fas’ın kuzey ucunda sömürge döneminden kalma bir İspanyol bölgesi (anklavı) ve bugün Avrupa Birliği’nin Afrika ile kara sınırının bulunduğu iki yerdir. Afrika kıtasında yer alan, 20 ve 10 kilometrekarelik iki küçük alan; sömürge döneminden beri İspanya’nın elinde ve bugün AB’nin Afrika ile tek kara sınırını oluşturuyor. Üstelik bu iki yerde yaşayanlar da AB vizesine tabiler.
Avrupa ile Afrika arasındaki ilişki belki tarihsel olarak değişti ama ilişkinin asimetriği değişmedi. Para, enva-ı çeşit mal ve Avrupa vatandaşları sınırdan geçerken, Afrikalı emek ancak AB’nin ihtiyaç duyduğu kadar geçebiliyor. AB’nin neo kolonyal göç politikası bir filtreleme/eleme mekanizması olarak çalışıyor. Ayrıca Kuzey Afrika ülkeler, güvenlik ve fon desteğiyle “AB’nin mülteci deposu” haline getiriliyor. Ceuta’daki göçmen kırımını eski sömürgecilik ile yeni sömürgecilik arasında el değiştiren kara bir miras olarak kaydetmek gerekiyor.
Haziran 2026’dan beri yürürlükte olan AB Yeni Göç ve İltica Paktı ise dışlama ve filtrelemenin tuzu biberi oldu. Ceuta’da olduğu gibi sınırlara çekilen teller, denize örülen bariyerler, uygulanan şiddet ve kitlesel ölümler artacak görünüyor. Cebelitarık Boğazı kapandıkça göç rotası güneye ve batıya, Atlantik’e, Kanarya Adaları’na doğru kayıyor. Buralar deniz üzerindeki en ölümcül rotalar. Frontex benzeri müdahaleler ise tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Dolayısıyla, kitlesel ölümler sadece Ceuta’da değil, Ceuta gibi yerlerden “geri itilen” mültecilerin yola çıktığı açık denizlerde katlanarak devam ediyor. Açık denizlerde boğulanlardan çoğu zaman haber bile alınamıyor.
Sınıfsal arka plan
İspanya’da en büyük göç nüfusunun Afrika’dan gelenler olduğu düşünülür. Oysa İspanya’ya Latin Amerika’dan gelen göçmenler esas ağırlığı oluşturur. İspanya’da Latin göçmen/göçmen kökenli oranı yüzde 48’ler civarındadır. Zira dil faktörü belirleyici unsurlardan biri. Afrika’dan İspanya’ya gelen göç oranı ise yüzde 17’ler civarındadır. Afrikalı en yüksek göç nüfusunu Faslılar oluşturur. İspanya’da Fas doğumlu 1 milyon kadar kişi yaşar. Bu da Afrika’da doğup İspanya’da yaşayanların yüzde 72’sine tekabül eder.
Afrika kökenli göçmenler, İspanya’da çalışan tüm işçilerin toplamda yalnızca yüzde 3’ünü oluşturur. Bunlar daha çok tarım sektöründeler ve işgücü nüfusunun yüzde 15’ini oluştururlar. Melilla sakinlerinin yüzde 21’i, Ceuta sakinlerinin ise yüzde 11’i Fas doğumludur. Dolayısıyla İspanya burjuvazisi ucuz işgücü açığını göçmen transferiyle sağlarken Afrika göçüne bariyer örer. Nitelikli iş gücü başta olmak üzere işgücü açığını daha çok Latin Amerika ve alt Avrupa ülkelerinden sağlar. Öte yandan Latin göçmenler İspanyol emekçilere göre yüzde 37, Afrikalı göçmenler ise yüzde 34 daha az ücret alır. Pedro Sanchez’in 500 bin göçmene oturum ve çalışma izni tanıması ise daha çok Afrika dışından gelenleri kapsar.
Ceuta olaylarıyla birlikte İspanya ve AB’nin aşırı sağ partileri Pedro Shancez’e hücum ettiler. Onu mültecilere/göçmenlere kucak açmakla suçladılar. Ayrıca Fas devletinin göçmen kaçakçısı yapılarla eş güdüm halinde insanları sınırı geçmeye teşvik ettikleri basında yer aldı. Pedro Sanchez yönetimi Filistin’e destek tutumundan dolayı cezalandırılıyor mu tartışmaları buna eklendi. İsrail yönetiminin Fas devletine zımni olarak arka çıkması da bu kanıyı güçlendirdi. Fakat bütün bu tartışmalar içinde gözden kaçan gerçeklik aslında göçün sınıfsal arka planı.
İspanya’da yaşayan göçmen/mülteci nüfus 9 milyonu aşmış durumda. Pandemi döneminde kesinti olsa da göç devam etti. Pandemi sonrası ise yıllık ortalama göçmen girişi sayısı 600 bine ulaştı. Göç transferi Pedro Sanchez’le başlamadı, önceki hükümetler döneminde de vardı. Burjuvazinin sistematik göçmen emeği transferi düzen partileri arasında “partiler üstü” bir strateji olarak benimsendi. Avrupa aşırı sağının tersine İspanya’da burjuva siyasetin göç politikası “göçün örtük liberalleşmesi” yönünde oldu. Pedro Shancez’le finale ulaşan “Göçmen dostu İspanya” vaazları da bu ihtiyaçtan doğdu.
Nitekim İspanya’da çalışan nüfusunun yüzde 23’ünü göçmenler oluşturuyor. Ocak 2024 ile Mart 2025 arasında yaratılan yeni işlerin yüzde 90 kadarı göçmenler tarafından dolduruldu. Gelinen yerde, sektörler büyük ölçüde göçmen işgücüne yaslandı, kar marjı yükseldi. Ev hizmetlerinde çalışanların yüzde 72’si, otelcilik sektöründe çalışanların ise yüzde 45’i göçmen emekçilerle domine edildi.
İspanya, birkaç yıldır dünyanın en düşük doğurganlık oranına sahip ülkeleri arasında. Verilerde doğurganlık oranı 1,12’ye düşmüş durumda. Eğer göç olmasaydı nüfus 40 milyonun altında kalacaktı. İspanya sermayesi ve egemen siyaset, ucuz ve güvencesiz işgücü açığı göçmenlerle doldurdu. Nihayetinde yabancı doğumlu nüfus oranı yüzde 18’e ulaştı. Gelinen yerde 25-49 yaş aralığında çalışan her 100 emekçinin 38’i göçmen işçi. Bu süreçte mümkün olduğunca nitelikli işgücü transferine ağırlık verildi. Beraberinde sendikalar ve işçi sınıfı göçmen işçilerle rekabete ve düşük ücrete zorlandı. Fakat beklenen eğitimli göçmen işgücü oranı tam sağlanmış değil. Ev hizmetleri sektöründe çalışanların yüzde 71’i kadın ve düşük gelirli ülkelerden geliyor. Bunların yüzde 53’si Latin Amerikalı kadınlar. Göçmen işgücüne bağımlı sektörler sıralamasında ikincilik yüzde 45’le otelcilik sektöründe. İnşaat yüzde 32’le tarım yüzde 31’le idari ve yardımcı hizmetler ise yüzde 28’le otelcilik sektörünü takip ediyor. Ulaşım, ‘diğer hizmetler’, perakende ve gayrimenkul faaliyetlerinde de düşük gelirli ülkelerden gelen çalışan nüfus göze çarpıyor. Bunların toplam oranı yüzde 20’ler civarında. Göçmenlerin en az temsil edildiği yerler eğitim ve kamu yönetimi, savunma ve sosyal güvenlik sektörleri. Buralarda ırk ve vatandaşlığa göre göçmen/göçmen kökenliler muazzam bir ayrımcılık ve filtreleme uygulanıyor.
Gerek nitelikli işgücü ihtiyacı gerekse kültürel uyum sorunları nedeniyle Faslıların dışlandığı çok açık. Örneğin Kraliyet Enstitüsü raporlarında şu türden notlar görmek mümkün: “Göçmen kökenli gençler ve ergenler arasında eğitimden ayrılma oranları çok yüksek olup, yerli İspanyollara göre üç kat daha fazladır; bu durum onların mesleki ve sosyal entegrasyonları için zorlukların habercisidir”. Faslılarda bu durumun daha yoğun olduğuna dikkat çekiliyor. Kadınların işgücüne katılımında en düşük kesim Faslılar olduğu için buradan gelen göç kollarına her zaman soğuk bakılıyor.
Liberal göç yönetimi ve sosyalistler
Bir kıtanın (Afrika) veya bir ülke halkının (Faslılar) dışlandığı bu ayrımcı göç politikası ne kadar sol ya da sosyalist olabilir? Yerli göçmen demeden tüm uluslardan emekçilerin sendikalı/örgütlü haklarını savunmayan bir hükümet partisi ne kadar sosyalist olabilir? Pedro Sanchez ve onun partisi, liberal burjuva göç politikasından öte bir yol izlemiyor. Bu yüzden liberal sol, aşırı sağın karşısında panzehir olamıyor. Ona giydirilen “sosyalist” gömlek de sahte bir popülizmden öte anlam taşımıyor. Sınıf mücadelesinin önemli sahalarından biri olan göç politikası siyasetin turnusol kâğıdı olmaya devam ediyor.
Gazze katliamı üzerine Filistin halkının yanında duran İspanya devlet başkanı Pedro Sanchez uluslararası demokratik kamuoyunun desteğini gördü. Pedro Sanchez’in liderlik ettiği Sosyalist Parti hükümette bulunuyor. Sanchez aynı zamanda Sosyalist Enternasyonal’e de başkanlık ediyor. Bugünkü Sosyalist Enternasyonal her ne kadar sosyal demokrat bir platform olsa da Pedro Sanchez’in Gazze konusundaki tutumu ilerici olarak görülebilir. Fakat Ceuta’daki göçmen katliamı sonrasında yaptığı açıklamalar tıpkı Avrupa’nın aşırı sağcı liderleri gibi onun da mültecilere karşı adı konmamış bir savaş başlattığını gösteriyor. Adeta Victor Orban matruşkasından Pedro Sanchez çıkıyor. Filistin konusunda Almanya vb AB’nin öncü ülkeleriyle ters düşmeyi göze alan Pedro Sanchez, mesele göç politikaları ve Ceuta katliamına gelince Mertz, Meloni ya da Macron’dan geri kalmıyor. Çünkü göçmen düşmanlığı konusunda onun “Anayasası” diğerlerinden farklı değil. Bu “Anayasanın” adı ise; AB Yeni Göç ve İltica Paktı. Yani evrensel göç ve iltica haklarını hiçe sayan, göçmen düşmanlığı için akıl almaz paralar toplayan, mültecileri kitlesel olarak deport etmeyi tasarlayan pakt. Öyle ki, Ceuta olaylarının ardından Pedro Sanchez hızını alamadı ve X hesabından şöyle bir açıklama yaptı:
“Frontex’ göre 2021 ve 2026 yılları arasında düzensiz girişlerin sayısı: İtalya üzerinden: 478.600, Batı Balkanlar üzerinden: 340.600, Yunanistan üzerinden: 259.800, İspanya üzerinden: 259.800, Doğu sınırlarından: 48.000… Bölme zamanı değil, güçlü ve birleşik bir AB inşa etmeye devam etme zamanı.”
Bu paylaşımı yaparken Pedro Sanchez AB devletlerine göçmen geçişlerine karşı dayanışma ve empati çağrısı yapmayı da ihmal etmedi. Pedro Sanchez’in aslında bir kolluk gücü olarak Frontex’i göreve çağırıyor. Yani Ege ve Akdeniz’de ya da Avrupa kara sınırlarında sayısız suça bulaşmış o güvenlik mekanizmasına güveniyor. Shancez’in yaptığı dayanışma çağrısı ne yazık ki sadece mültecilerle savaşmak için! Bu uğurda daha çok fon toplamak, daha çok hukuk dışılığa sarılmak, daha fütursuz saldırmak için AB’nin kolektif dayanışmasını öne çıkarıyor.
Sonuç olarak; Ceuta’da yaşanan insanlık dışı olaylar, sadece İspanya solunu değil enternasyonalizm kaygısı olan tüm dünya sosyalistlerini doğrudan ilgilendiriyor. Kapitalist bir distopya olarak Ceuta ve İspanya’da Sanchez’in İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE)’nin üzerine oturduğu örtük göç liberalizasyonu, solu içerden çürüten veya teslim alan bir bela olarak bir kenara not edilmeyi hak ediyor.
KAYNAKÇA
-
https://www.realinstitutoelcano.org/en/analyses/immigration-and-the-labour-market-in-spain/
-
https://ilketv.com.tr/cuetada-ne-oldu-goc-krizi-ve-sinifsal-arka-plan/
-
https://ilketv.com.tr/ceutada-kayiplarin-akibeti-belirsiz-aileler-yakinlarini-ariyor-kiz-cocuklari-istismar-suphesiyle-tedavi-goruyor/




