Tarık Ziya Ekinci’yi Anarken Demokratik Siyaset, Şiddetsiz Siyaset Ortamı

Can Atalay10 Ağustos 2026

Kürt halk yığınlarının aydınlanması ve Kürt sorununun köklü çözüme kavuşması ancak Türkiye’de ileri boyutlu çağdaş demokrasinin kurulmasıyla gerçekleşebilir. Bu da Kürt hareketinin Türkiye demokrasi hareketiyle bütünleşmesini zorunlu kılıyor.”  

Tarık Ziya Ekinci, 2010 

Sevgili Tarık Ziya Ekinci ağabeyim, 

Aramızdan ayrılışınızın ikinci yıl dönümünde sizi sevgi ve saygıyla anıyorum. Ülkemizde yeni bir dönemi başlatmış tarihsel Türkiye İşçi Partisi’nin çınarlarındansınız. Bizlere mirasınız Bağımsızlık, Demokrasi, Sosyalizm fikriyatınızı ve birikiminizi baş köşede tutuyoruz. Elbette öncelikle günün sorunlarını çözmekle yükümlüyüz. Yüzümüz daima geleceğe dönük. Arkamızdaki birikime ve değerlere sahip çıkarak, onlardan güç alarak yeni sorunlara yeni yanıtlar arıyoruz. 

Sevgili Tarık abi, 

Emin ol. Yaşamını adadığın Kürt Sorunu’nda sorumluluklarımızın bilincindeyiz. O kadar ki içeriği belli olmayan yasa önerilerini bile en baştan önemsiyor, dikkate alıyoruz. Yasası olmayan, sorumlulukları belirlenmemiş “Süreç Komisyonu”na bir adım olabilir diye katılıyoruz. Aylarca üzerine çalıştıkları “Komisyon Raporu”nu yazıldığı anda yok sayıyorlar, şaşırmıyoruz. Yine de süreci ilerletmek için çaba gösteriyoruz. Hapisteki milletvekiline Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen sahip çıkmayan bir Meclis Başkanı “demokrasiyi güçlendiriyoruz” diye ortalarda dolaşıyor. Yine de elimizi uzatıyoruz. 

Kürt Sorunu’nda en öncelikli olan “şiddetin gölgesini, memleketin ve Kürt yurttaşlarımızın demokratik talepleri üzerinden kaldırmak, şiddetsiz bir siyaset ortamı oluşturmak”tır. Hapisteki bir milletvekili olarak Süreç’in demokratikleşmeyle bağlantısının olmamasına karşın —ki durum tam tersinedir— bu temel yaklaşımım nedeniyle yine de önemli görüyorum. 

Televizyonda gazeteci Ozan Gündoğdu’nun formülasyonunu işittim: “Bir barış ve anti-demokratikleşme süreci” diyor. Yerindedir, katılıyorum. “Silahsız, şiddetsiz siyaset umudu”nu önemli buluyor, anti-demokratik sürece karşı itirazlarımızı yineliyorum.  

Olayın gözden kaçırılamayacak insani boyutu da var. Uzunca bir süredir; hapiste, yurt dışında binlerce yurttaş, aile, anne, baba heyecan içinde bekliyor. Bu heyecanı hafifseyemeyiz, umutların kırılmasını düşünemeyiz bile. 

Sevgili Tarık abi,  

Size Anayasa’nın, kurumların ve kuralların hayatiyetini kaybettiği bir ortamda “Kürt Sorunu’nun Demokratik Çözümü” bahsini açsalardı acaba tepkiniz ne olurdu? Yanıtınızı yazının girişine aldım, yine de soruyorum. 

Amasız fakatsız desteklediğimiz “Silahsız Siyaset Süreci” doğrusal bir çizgiyle demokratik bir ülkeye açılmıyor. Açtığı olanaklar önemli, hep dikkatimizde. Ancak bir ucu da yeni oksimoronumuz –bir araya gelemeyecek olan- “katılımcı otoriterliğe” açılıyor. “Benim iktidarımı tartışma sana alan açayım” yönünde yol ve yöntemlerin arandığı aşikâr. Kuruluş sürecini geçtik, kendini “ebediyen” kalıcılaştırma yolunda ilerleyen otoriterlik ülkenin bir bölümünde demokratik toplumsal muhalefetin belini kırmaya çalışırken Demokratik Kürt Hareketi’ni tarafsızlaştırmayı amaçlıyor. 

Kürt Sorunu gibi önemli bir sorunda toplumsal mutabakatı genişleterek ve güçlendirerek ilerlemek gerekmez mi? Eğer demokratik bir ülke hedeflenseydi bu yapılırdı. Konu, iktidarın devamı kurgusu çerçevesine yerleştirildiğinden demokratik katılım mekanizmalarını yaygınlaştırarak Süreç’in toplumsal tabanını genişletmek olanaklıyken kasten dışlayıcı ve açmazda bırakıcı yöntemler izleniyor. Muhalif milletvekilleri için fezlekeler yağdırılırken birlik, beraberlik nutukları atılıyor. İsteniyor ki usul tartışmaları öne çıksın, tepkisel davranılsın ve karşı çıkılsın. Bu yönteme önemle dikkat çekmek isterim. 

Sevgili Tarık abi, 

Bütün bu süreçlerde eğer Demokratik Kürt Hareketi dahil bütün demokratik toplumsal muhalefet; cumhuriyeti demokratikleştirmek, Demokratik Cumhuriyet’e dönüştürmek için dayanışma içinde olmazsa kazanımların kimse için kalıcı olamayacağını tahmin etmek kehanet olmasa gerek.   

Sevgili Tarık abi, 

İstanbul’da üniversite öğrenciliğinizde bir arkadaşınız size Kürtçe bir yayın veriyor. Anılarınızda Kürtçeyi yazılabilir bir dil olarak gördüğünüzde ağladığınızı yazıyorsunuz. Bu üzüntünüz/sevinciniz, Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümünde sorumluluklarımızın ne denli ağır olduğunu hatırlatıyor. 

40 yaşında tarihsel Türkiye İşçi Partisi Diyarbakır Milletvekili oldunuz. Tarihsel Türkiye İşçi Partisi; bir yandan Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar’ın ağzından NATO üslerine atıfla “35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altındadır” diyerek bağımsızlık davasını yükseltiyor, emeğiyle yaşayanların daha iyi çalışma ve yaşama koşulları için mücadele ediyor diğer yandan ilk yıllarında tabu olan Kürt ve Alevi Sorunu üzerine korkusuzca gidiyordu. 

1963’te, Gaziantep’te yaptığı ilk Genel Yönetim Toplantısı’nda “bir büyük meselemiz var: Doğu ve Güney Doğu illerimizde daha çok Kürtçe ve Arapça konuşan ve Alevî mezhebinden milyonlarca vatandaşımız yaşıyor. Bunun doğurduğu çetin meselelerle karşı karşıyayız. Ulusal menfaatlerimize en uygun, en insanca çözüm yollarını bulmak, ihmal edilmeyecek bir yurt vazifesidir” diyordunuz. 

Çözümün iki yönlü olduğu açıklanıyordu. Birincisi,yurttaşlarımıza eşit yurttaş muamelesi yapılmalıdır. Anayasada herkese tanınan hak ve hürriyetler tastamam bu yurttaşlarımıza tanınmalıdır. Daha doğrusu, tanınmış olan bu hak ve hürriyetlerden yararlanmaları sağlanmalıdır”. İkincisi, “Doğu ve Güney Doğu illeri bir mahrumiyet bölgesi olmaktan kurtarılmalıdır. İktisadi kalkınma sağlanmalıdır”. 

Sevgili Tarık abi, 

Dönüp dolaşıp hep aynı noktaya geliyoruz. Demokratik siyaset, bütün halkçı demokratik güçlerin dayanışması ile Cumhuriyetimizin demokratikleştirilmesi ve halkçı-kamucu bir sosyal devlet. 

Sevgili Tarık abi, 

Doğu’da, Kürt Sorunu’nun kamusal alanda demokratik kitlesel dile getirilişinin ilklerinden Doğu Mitingleri hafızalardaki özel yerini hâlâ koruyor. Sizin emeğiniz büyüktür. Mitinglere Behice Boran’la birlikte katıldınız. Sosyalist hareketin Kürt Sorunu ile kitlesel mitinglerde yüzleşmesiyle yeni dönüşümler yaşandı. Behice Boran, somut gözlemleri üzerinden “sınıf sorununun yanına farklı kimliklerden kaynaklanan ezilmişlikleri de koymanın gerektiğini” yazdı. Ki yatay-dikey analiz yöntemi -sınıf ve kimlik, yaşam tarzı … farklılıkları- bugün yaklaşımlarımda baş köşede yer almakta.  

Mitinglerde: “Em tîne, em bırçîne; bêkes û bê xadîne (Susuzuz, Açız: Kimsesiz ve Sahipsiz)”; “Bımre Faşizm (Faşizme Ölüm)”; “Bölücülük Değil Eşitlik İstiyoruz”; “Doğu’ya Kalkınma, Köylüye Toprak, İnsanca Yaşam”; “Bağımsız Türkiye”; “Yaşasın Emek” sloganları yan yanaydı. 

Demokratik, eşit ve özgür bir ülke için yine bu sloganları ve sahiplerini yan yana getirmek bugün bizim omuzlarımızdadır. 

Sevgili Tarık abi, 

Sizi şahsen tanımaktan, aile dostumuz olmanızdan her zaman onur duydum. Milletvekili seçildikten sonra sizi ziyaret etmek, tarihsel birikiminizden ve engin deneyiminizden yararlanmayı çok arzu ediyordum. Konuşacağımız çokça konu vardı. Bir dönem sizlerin onurla taşıdığı “eşitlik ve özgürlük” bayrağının bugün bir ucundan tutanlar ne yapmak istiyor anlatmak ve önerilerinizi almak isterdim. Bize yazılarınızla, kitaplarınızla büyük bir külliyat bıraktınız. Bizim için çok değerliler. Yine de sohbetimizin eksikliğini hep duyacağım. 

Sevgili Tarık abi, 

Sizin 1967’deki ilk Doğu Mitingi’nde, Silvan’da söylediğiniz sözlerle bitirmek söylenenleri toparlamanın en uygun yolu olacak:   

Bugün yurdumuzun doğu ve batı bölgeleri arasında her yönden derin bir uçurum vardır. … Ancak emekçi halkımızın iktidarındadır ki, Doğu, Batı diye, Kürt, Lâz, Çerkez… diye, Sünnî, Alevî… diye bölgeler ve vatandaşlar arasında bir ayrım gözetilmeksizin, bütün emekçi halkımızın, ülkenin neresinde yaşarsa yaşasın, ana dili ve dinî inancı ne olursa olsun memleketimizin bir numaralı yurttaşı olarak şevkli ve inançlı çabasıyla hızlı ve bölgeler arasında dengeli bir kalkınmayı gerçekleştirecek, hak ettiği insanca, insanlık haysiyet ve vakarına yakışır bir yaşama olanağına kavuşacaktır”. 

Davanız bize emanettir. 

4 Mart 2025’te, İmralı’dan “silahsız siyaset” çağrısı üzerine yaptığım açıklamadır. 

Şiddetin Gölgesini, Memleketin ve Kürt Yurttaşlarımızın Demokratik Talepleri Üzerinden Kaldırmak

Şiddetsiz bir siyaset ortamı oluşturmak için” her yurttaşın, her kurumun önemsemesi gereken çok güçlü bir çağrı yapıldı.  

Bir an için Anayasa’nın askıda olduğunu unutalım. 

Bir an için hukukun en dipte, keyfiliğin dorukta olduğunu unutalım. 

Bir an için her türlü demokratik talep gibi Kürt yurttaşlarımızın demokratik taleplerinin demokratik bir ortam olmadan serpilip gelişemeyeceğini, atılan adımların güvenceye kavuşamayacağını, kalıcı olamayacağını da unutalım. 

Şimdi, Kürt Sorununun silahların gölgesi olmadan, şiddetsiz bir ortamda konuşulabilmesi için, “önce barış” diyen, “şiddetsiz bir siyaset ortamı” için yapılan çağrıya dikkat kesilelim. Yakılmaya çalışılan barış ateşinin, her yönden esen sert siyaset fırtınalarıyla sönmemesi için çevresini kuşatalım. Toplumsallaşması için sahip çıkalım. 

Kürt Sorunu üzerinden şiddetin gölgesinin kaldırılması çabaları yeni toplumsal ve siyasal mutabakatlar için bir fırsat olabilir. Bu çabanın karşılığı verilmelidir. Barışçı bir ortamda bütün görüşlerin özgürce kendini ifade edebilmesi, derinlemesine konuşulup tartışılması “fiili durumlar”a, siyasetin hoşgörüsüne bırakılamaz. Önceki yılların “fiili durumlar”ının sonuçlarını yaşamaktayız. Şiddetin siyasetten dışlanması adımları siyasetten gelen demokratik adımlarla karşılık bulmalıdır.  

Sorunun çözümü geniş bir toplumsal mutabakat gerektiriyor. Toplumsal ve siyasal desteği genişletmenin ilk adımı Meclis’i çözüm odağı olarak işlevli kılıp süreci şeffaflaştırmaktır. Acilen, önceki yıllarda yasal güvencelere bağlanmadan atılmış adımların ceremesini yaşayanları özgürleştirmek, Kürt yurttaşlarımızın seçme iradesini yok eden kayyumluk vesayetine son vermektir. 

Her ileri adım önemlidir. Dikkate alınmayı hak eder.  

Ve şimdi başta “unutalım” dediklerimizin hepsini yeniden hatırlayalım. 

Cumhuriyetimizi demokratikleştirmek için; hukukun, yasaların, kurallı, kurumlu bir işleyişin kazanılması için, Kürt yurttaşlarımızın demokratik talepleri için, eşit ve özgür bir Türkiye için yürüyüşümüze devam edelim.  

Ş. Can Atalay 

Seçilmiş Hatay Milletvekili 

Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47 

Tarık Ziya Ekinci’yi Anarken Demokratik Siyaset, Şiddetsiz Siyaset Ortamı
0:00 / 0:00