Bu yazı, Acemoğlu’nun düşünsel güzergâhını inceleyen iki parçalı bir dizinin ilk yazısıdır. İkinci yazı — “Karşı-Güç Var, Karşı-İktidar Yok” — bu güzergâhın neden belirli bir sınırda durduğunu ele alıyor.
***
The Economist, kısa süre önce çağımızın en çok atıf alan iktisatçısı Daron Acemoğlu hakkında alışılmadık sertlikte bir yazı yayımladı: “Dünyanın en etkili iktisatçısı tuhaf biçimde ikna edici değil.” Yazı, Nobel’e temel oluşturan kurumsal iktisat çalışmalarından teknoloji ve yapay zekâ üzerine son dönem tezlerine kadar Acemoğlu’nun akademik çalışmalarını geniş bir cepheden eleştirdi; üslubu ise sıradan bir akademik eleştirinin epey ötesine geçti. Dergi, “bir iktisatçıya birkaç içki verildiğinde” bazılarının bu dev isim hakkındaki gerçek düşüncelerini söylemeye cesaret ettiğini yazdı (The Economist, 2026). Acemoğlu önce yazıyı bir “hit piece” olarak nitelendirdi ve meselenin “daha rahatsız edici bir arka planı” bulunduğunu söyledi (Acemoglu, 2026a); ardından The Economist‘te yayımlanan cevabında eleştirilerin gelişigüzel seçildiğini ve birbirinden kopuk itirazların akademik çalışmalarının güvenilirliği hakkında genel bir kuşku yaratacak biçimde bir araya getirildiğini savundu. Yazının yeni kitabıyla aynı anda yayımlanmasını da dikkat çekici buldu ve kitabın yapay zekâ ekseninde sunulmasını, kitabın asıl mesajını perdeleyen ve tartışmayı The Economist‘in yapay zekâ konusundaki tutumuna çeken “stratejik bir çerçeveleme” olarak değerlendirdi (Acemoglu, 2026e).
Ancak bu polemiğin kendisi burada ikincil bir meseledir. Bizi ilgilendiren, The Economist‘in Acemoğlu’nu neden hedef aldığı değil, Acemoğlu’nun — liberal düzeni savunmak için yola çıkmış bir iktisatçının — otuz yıllık bir araştırma programının sonunda nereye sürüklendiğidir. Ağustos ayında yayımlanan yeni kitabı What Happened to Liberal Democracy? ise bu sürüklenişin şimdilik son durağı gibi görünüyor. Martin Wolf’un Financial Times‘daki değerlendirmesine göre Acemoğlu, liberal demokrasinin bugünkü krizini sanayisizleşme, ücret durgunluğu, ekonomik eşitsizlik, teknolojik gücün yoğunlaşması ve işçi sınıfının siyasal sistem içindeki güç kaybıyla birlikte okuyor; çözüm olarak önerdiği “işçi sınıfı liberalizmi” ise iyi işler, güçlü kamu hizmetleri, düşük eşitsizlik ve sermaye ile siyasal iktidarın aşırı yoğunlaşmasına karşı bir program içeriyor (Wolf, 2026). Steven Poole’un Guardian‘daki değerlendirmesi de benzer bir noktaya işaret ediyor: Acemoğlu, liberalizmin krizini özellikle ilerici liberalizmin işçi sınıfıyla bağını kaybetmesiyle ilişkilendiriyor (Poole, 2026).
Bu yazının iddiası şudur: Acemoğlu’nun düşünsel güzergâhı, kurumsalcı bir çerçeveden güç-merkezli bir çerçeveye doğru gerçek ve izlenebilir bir hareket sergiliyor. Ama bu hareket, tam da en kritik eşikte, yani üretim ilişkilerinin ve burjuva devletinin kendisinin sorgulanması gereken noktada duruyor. Acemoğlu sınıf mücadelesini görüyor, fakat sınıf iktidarı sorusunu sormuyor. Bu tesadüfi bir eksiklik değil, liberalizmin — en iyi niyetli, en analitik keskinliğe sahip versiyonunun bile — yapısal bir sınırıdır.
Kurumlardan Güce: Sınırlı Bir İlerleme
Acemoğlu’nun otuz yılı aşan araştırma programı elbette çok farklı açılardan tartışıldı; burada bu geniş literatürün bir dökümünü çıkarmak yerine, yalnızca izleyeceğimiz düşünsel güzergâhla doğrudan kesişen tartışmalara değineceğiz. Bu güzergâhın başlangıç noktası Why Nations Fail‘dir. Acemoğlu ve James Robinson’ın burada ülkeler arasındaki refah farklarını açıklarken öne çıkardıkları ayrım, kapitalist ve kapitalist olmayan ekonomiler arasında değil, “kapsayıcı” ve “sömürücü” kurumlar arasındadır (Acemoglu ve Robinson, 2012). Bu çerçevenin sınırı baştan bellidir: kapitalist üretim ilişkilerinin kendisini sorgulamadan, kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri ve ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarını kurumların niteliği üzerinden açıklamaya imkân verir. Problem kapitalizm değil, kapitalizmin “yanlış kurumlarla” örgütlenmesidir.
Fakat Acemoğlu’nun sonraki çalışmaları bu çerçeveyi kendi içinden zorlamaya başladı. “Doğru kurumlara” sahip kapitalist demokrasilerin kendi içinde de gelir eşitsizliği derinleşiyor, sendikalar zayıflıyor, işçilerin pazarlık gücü geriliyordu. Aynı liberal-demokratik kurumsal yapıların içinde ekonomik gücün yoğunlaşabilmesi ve emeğin örgütlü gücünün aşınabilmesi, “kapsayıcı kurumlar” kategorisinin tek başına neden yeterli bir açıklama olmadığını giderek daha görünür hale getiriyordu.
Power and Progress‘te Acemoğlu ve Simon Johnson bir adım daha attı: teknolojik ilerlemenin kendi başına ortak refah yaratmadığını, teknolojinin hangi yönde geliştirileceğinin ve üretkenlik kazançlarının kime gideceğinin toplumsal güç ilişkilerine bağlı olduğunu savundular (Acemoglu ve Johnson, 2023). Daha sonraki çalışmalarında, erken Sanayi Devrimi deneyimini inceleyerek, üretkenlik artışının ücretleri kendiliğinden yükseltmediğini, işçilerin bundan pay alabilmesinin onların pazarlık ve siyasal gücüne bağlı olduğunu tarihsel olarak da gösterdiler (Acemoglu ve Johnson, 2024). Bu noktada Acemoğlu’nun kullandığı kavram belirleyicidir: sermayenin gücünü sınırlayabilecek “karşı-güçler” (Acemoglu ve Johnson, 2023).
Bu çerçeve 2024-2026 arasında yapay zekâ tartışmasında somutlaştı. Acemoğlu, mevcut üretkenlik verilerine dayanarak yapay zekânın önümüzdeki on yılda toplam faktör verimliliğine katkısının yaygın “patlama” beklentilerinin aksine %0,55’i geçmeyeceğini tahmin etti (Acemoglu, 2025). Restrepo ile birlikte yazdığı bir başka çalışmada, otomasyonun 1980’den bu yana ABD’deki gruplar arası eşitsizlik artışının %52’sini açıkladığını gösterdi (Acemoglu ve Restrepo, 2026). Şubat 2026’da Autor ve Johnson ile birlikte yayımladığı “Building Pro-Worker Artificial Intelligence” ise bir adım daha ileri gitti: mevcut yapay zekâ gelişiminin otomasyona ve işçi ikamesine odaklanmasının teknolojik bir zorunluluk olmadığını, “pro-worker AI” (İşçiden yana AI) adını verdikleri alternatif bir yönün — insanın uzmanlığını ve yargısını genişleten bir tasarımın — mümkün olduğunu savundular (Acemoglu, Autor ve Johnson, 2026). Haziran 2026’da Dünya Bankası’nda verdiği konuşmada bunu açıkça siyasallaştırdı: mevcut yapay genel zekâ (AGI) vizyonunun özünde bir otomasyon vizyonu olduğunu ve bu yönelimin gelir dağılımını derinden eşitsizleştireceğini söyledi (Acemoglu, 2026b).
Burada durup şunu açıkça söylemek gerekir: Bu, önemli bir kavramsal ilerlemedir ve küçümsenmemelidir. Ortodoks neoklasik iktisadın güç ilişkilerini büyük ölçüde veri alan çerçevesine kıyasla, teknolojik değişmenin yönünü ve bölüşüm sonuçlarını ekonomik ve siyasal güç ilişkileri üzerinden düşünmek önemli bir mesafe anlamına gelir.
Fakat ilerlemenin sınırı da tam burada beliriyor.
Marksist Ayrım: Arızi Sorun mu, Yapısal İlişki mi?
Sermaye-emek çıkar karşıtlığı arızi değil, artı-değer ilişkisine içkindir. Acemoğlu’nun analizinde eksik olan, bu ilişkinin sermaye birikiminin yapısal zorunluluğu olarak kavranmasıdır: sermayenin emek üzerindeki denetimini genişletme baskısı Acemoğlu’nda güç dağılımının bir sonucu olarak belirirken, Marksist düşüncede üretim ilişkisinin yeniden üretimine içkin bir eğilim olarak görülür.
Acemoğlu ise karşı-gücü, bu ilişkiyi aşacak bir siyasal öznenin gücü olarak değil, kapitalizmin yeniden daha dengeli ve kapsayıcı işlemesini sağlayacak düzeltici bir kuvvet olarak düşünüyor. Sınıfsal güç ilişkilerini görüyor, ama onları sınıf çatışmasının nihai siyasal sonucuna — yani üretim araçları üzerindeki mülkiyet ilişkisinin ve dolayısıyla devlet iktidarının sorgulanmasına — kadar takip etmiyor.
Luxemburg’un reform-devrim ayrımı hâlâ geçerlidir (Luxemburg, 1900): Acemoğlu’nun sermayenin gücünü sınırlayabilecek “karşı-gücü” bu ayrımın birinci ucunda durur: Reform kapitalizmin işleyişini iyileştirmek içindir, onu aşmak için değil. Bu, teknik bir eksiklik değil, siyasal bir tercihtir; liberal projenin sınırlarını belirleyen de tam olarak bu tercihtir.
İşçi Sınıfı Sahnede, Ama Hangi Rolde?
Acemoğlu’nun yeni kitabıyla birlikte bu düşünsel hareket doğrudan liberal demokrasi tartışmasının merkezine taşınıyor: “işçi sınıfı liberalizmi”, işçi sınıfını yeniden liberal siyasetin merkezine yerleştirmeyi hedefliyor (Wolf, 2026; Poole, 2026).
Buraya kadar itiraz edilecek çok az şey var. Sınıfın siyasetin merkezine geri çağrılması, tarihsel materyalizmin uzun süredir savunduğu bir konumdur. Asıl ayrılık, işçi sınıfına biçilen rolde başlıyor. Bu anlatıda işçi sınıfı, kapitalist toplum içinde bağımsız çıkarları olan ve bu çıkarlar doğrultusunda iktidar mücadelesi veren bir siyasal özne değil, liberal demokrasinin yeniden kazanması gereken bir toplumsal dayanak olarak beliriyor. Başka bir deyişle: işçi sınıfı burada özne değil, nesnedir — kazanılması, ikna edilmesi, “yeniden bağ kurulması” gereken bir seçmen kitlesidir; kendi tarihsel projesine sahip bir sınıf değil.
Bu fark küçük görünebilir ama siyasal olarak belirleyicidir: Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” işçi sınıfını kazanılması gereken bir taraf olarak kurar; onu aşan bir örgütlenme ve iktidar sorusu formüle etmez.
“Marksist Olmayan” Bir Sınıf: Acemoğlu’nun Kendi Reddi
Bu ayrımı soyut bırakmaya gerek yok. Acemoğlu geçen hafta bunu kendisi açıkça formüle etti. Kitabı üzerine verdiği bir röportajda, sınıfı “Marksist olmayan bir biçimde” siyasete geri getirmek istediğini söyledi ve Marksist sınıf kavramının bugünkü koşullara uymadığını, çünkü sanayi işçi sınıfının işgücü içindeki payının giderek küçüldüğünü belirtti (Acemoglu, 2026c).
Bu ret ilginçtir çünkü gerekçesi ampiriktir, ilkesel değildir: mavi yakalı sanayi işçisinin payının küçülmesi. Oysa Marksist sınıf kavramında belirleyici olan belirli bir meslek grubuna aidiyet değil, üretim ilişkileri içindeki konumdur. Sanayisizleşme klasik fabrika proletaryasının ağırlığını azaltmış olabilir, fakat ücretli emek ilişkisini ortadan kaldırmış değildir. Dolayısıyla sanayi işçisinin sayısal gerilemesi, sınıfı üretim ilişkileri içindeki konum üzerinden tanımlayan yaklaşımı kendiliğinden geçersiz kılmaz. Acemoğlu’nun başka açıklamalarında emek gelirine bağımlılığı sermaye gelirinden ayırarak daha ilişkisel bir sınıf tarifine yaklaştığını da not etmek gerekir (Acemoglu, 2026d); bu farklı formülasyonların Marksist sınıf kavramıyla nerede kesişip nerede ayrıldığı ise başka bir tartışmanın konusu. Buradaki daha sınırlı iddiamız şu: Acemoğlu’nun reddettiği “Marksist sınıf”, Marksist sınıf kavramının kendisinden çok, onu 20. yüzyılın sanayi işçisiyle özdeşleştiren dar bir yorum gibi görünmektedir.
Bu itirazın kendisi elbette yeni değil. Power and Progress üzerine değerlendirmesinde Dean Baker, Acemoğlu ve Johnson’ın eleştiriyi yeterince ileri götürmediğine işaret etmişti (Baker, 2023). Michael Roberts aynı sorunu daha yapısal bir düzeyde formüle etti: şirketleri emek tasarrufu sağlayan teknolojiye yönelten şey yalnızca bir “otomasyon ideolojisi” değil, kapitalist üretimin kâr zorunluluğuydu; teknoloji üzerindeki sermaye mülkiyetine dokunmadan bu yönelimin kalıcı olarak değişmesi de beklenemezdi (Roberts, 2023). Ingrid Harvold Kvangraven ise yakın zamanda bu eleştiriyi küresel üretim düzeyine taşıdı: “işçiden yana AI” gibi ulusal çözümler, teknolojik tercihlerin kârlılık baskıları ve küresel iş bölümü içinde şekillendiğini gözden kaçırma riski taşıyordu (Kvangraven, 2025). Dolayısıyla Acemoğlu’nun teknoloji analizinin kapitalizmin yapısal dinamiklerine kadar gitmediği eleştirisi yeni değildir. Burada bizi ilgilendiren, Acemoğlu’nun son dönemde bu itirazın tam karşısına sınıfı, örgütlü emeği ve “işçiden yana AI”ı koymuş olmasıdır. Asıl soru da buradan doğuyor: sınıfı yeniden analize çağırmak, sınıf ilişkisini analiz etmekle aynı şey midir?
Acemoğlu’nun sınıfa dönüşünün önemi de tam burada yatıyor. Kurumların niteliğinden teknolojinin yönüne, oradan örgütlü emeğin gücüne uzanan düşünsel güzergâh, liberalizmin krizini açıklamak için sınıfı yeniden analizin merkezine taşımış durumda. Bu, küçümsenecek bir mesafe değil. Fakat sınıfın yeniden görünür hale gelmesi, sınıf ilişkisinin kendisinin açıklanması anlamına gelmiyor. Acemoğlu’nun vardığı yer bu nedenle yalnızca nereden uzaklaştığını değil, nerede durduğunu da gösteriyor.
Kaynakça Acemoglu, Daron (@DAcemogluMIT). 2026a. "I am not happy about the Economist's article, which feels like a hit piece..." X, 18 Ağustos 2026. Acemoglu, Daron. 2025. "The Simple Macroeconomics of AI." Economic Policy 40 (121): 13–58. Acemoglu, Daron. 2026b. "The Good Jobs Imperative in the Age of AI." Keynote address (sunum slaytları), Annual Bank Conference on Development Economics (ABCDE), World Bank, Haziran 2026. thedocs.worldbank.org üzerinden erişildi. Acemoglu, Daron. 2026c. Ruth Ben-Ghiat ile röportaj. "Pro-Worker AI, Working-Class Liberalism: Nobel Laureate Economist Daron Acemoglu on Democracy's Future." Lucid (Substack), 16 Ağustos 2026. Acemoglu, Daron. 2026d. Tyler Cowen ile röportaj. "Daron Acemoglu on Liberalism, Automation, and the Educated Elite." Conversations with Tyler, Bölüm 286. Acemoglu, Daron. 2026e. "Daron Acemoglu Responds to Our Criticism of His Work." Letters, The Economist, 21 Ağustos 2026. Acemoglu, Daron ve Simon Johnson. 2023. Power and Progress: Our Thousand-Year Struggle Over Technology and Prosperity. New York: PublicAffairs. Acemoglu, Daron ve Simon Johnson. 2024. "Learning from Ricardo and Thompson: Machinery and Labor in the Early Industrial Revolution, and in the Age of AI." NBER Working Paper No. 32416. National Bureau of Economic Research. Acemoglu, Daron, David Autor ve Simon Johnson. 2026. "Building Pro-Worker Artificial Intelligence." NBER Working Paper No. 34854. National Bureau of Economic Research. Acemoglu, Daron ve James A. Robinson. 2012. Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty. New York: Crown Business. Acemoglu, Daron ve Pascual Restrepo. 2026. "Automation and Rent Dissipation: Implications for Wages, Inequality, and Productivity." Quarterly Journal of Economics 141 (2): 1521–1579. Baker, Dean. 2023. "We Can Do Better with a Thousand Years: Review of Power and Progress, by Daron Acemoglu and Simon Johnson." Center for Economic and Policy Research (CEPR), 24 Mayıs 2023. Kvangraven, Ingrid Harvold. 2025. "The Economist's Blind Spot." Letter to the Editor, Financial Times, 28 Aralık 2025. Luxemburg, Rosa. 1900. Sosyal Reform mu, Devrim mi? Poole, Steven. 2026. "What Happened to Liberal Democracy? by Daron Acemoglu Review – How to Fix the System." The Guardian, 7 Ağustos 2026. Roberts, Michael. 2023. "Power and Progress." The Next Recession (blog), 28 Kasım 2023. The Economist. 2026. "The World's Most Influential Economist Is Oddly Unconvincing." 17 Ağustos 2026. Wolf, Martin. 2026. "Is It Too Late to Save Liberal Democracy?" Financial Times, 12 Ağustos 2026.




