O Güzel İnsanlar, Atları ve Ahbapları

Erkan Yıldız31 Temmuz 2026

Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, Haluk Levent’in şöhreti ve girişimleri etrafında örgütlenen Ahbap Derneği’ne yönelik bir operasyon düzenlendi. Operasyonun hukuki mahiyetini değerlendirmek bu yazının konusu değil. Kaldı ki Türkiye’de böyle geniş çaplı operasyonların bütünüyle hukuki perspektifle değerlendirilmesinin pek bir imkânı da kalmadı. Ancak Levent’in kamuoyuna Twitter hesabı aracılığıyla yaptığı açıklamadan anlaşılıyor ki soruşturma konusu edilen usulsüzlük iddiaları büsbütün asılsız değil. Bu operasyon, Türkiye’de yardım derneklerine karşı düzenlenen ve yankı uyandıran ilk operasyon da değil üstelik. Fakat bir yönüyle diğer örneklerden ayrışıyor: Bundan önce Yunus Emre Enstitüsü, Deniz Feneri ve Kimse Yok Mu örneklerinde gördüğümüzün aksine, bu sefer inanç ve iyi niyetleri istismar edilenler dindar vatandaşlar değil. 

Ahbap Derneği, bugün deprem sürecinde yürüttüğü faaliyetler üzerinden tartışılıyor olsa da esasen 2018 sonrası aksayan temel kamu hizmetlerinin ikamesini yerine getirmek fonksiyonuyla ülke gündemine girmişti. Temel sağlık hakkına erişemeyen, engeliyle yaşamına devam etmesi için hayati önemdeki ekipmanlarını karşılayamayan, kamuoyunun tahammül sınırlarını zorlayacak barınma imkânsızlıkları ile sosyal medyaya düşen yüzlerce yurttaş, bir Twitter ihbar hattı vasıtasıyla Haluk Levent’e iletiliyor; Levent de yüksek takipçili hesabı vasıtasıyla yardım çağrısında bulunuyor, çoğunlukla adı bangır bangır ilan edilen bir patronun kahramanlığıyla bu seferberlik sonlanıyordu. Her biri aslında sosyal devlet işlevinin yerine getirilmesine dair bir eksikliğe işaret eden bu örnekler, bu vakaları  kamuoyuna duyuran Haluk Levent’in muhalif bir tutum içerisinde olduğu algısını yarattı. Her ne kadar Levent faaliyetlerini ısrarla kamu kuruluşları, valilik ve bakanlıkların taşra teşkilatlarıyla entegre yürüttüğünü vurgulasa da kimseyi muhalif olmadığına inandıramadı. Bu sürecin nihayetinde, çok değil, bu işlerden daha birkaç yıl önce adı en basit ticari faaliyetlerde bile güvenilmez kabul edilmesine sebep olacak suçlara karışan Levent, derneğin derdine derman olduğu ihtiyaç sahipleri sayesinde ülkenin en güvenilir insanlarından biri hâline geldi. Bu fırsatın farkına varan Levent, o dönemde muhalif kamuoyunun takdirini kazanan isimlerle kabineler oluşturup sağı solu olmayan, yardımsever ve teknokrat bir Türkiye hayalini dile getiriyordu. 2023 seçimlerine giderken oluşan “Biz Erdoğancılar hariç kocaman bir aileyiz” atmosferinin de etkisiyle Haluk Levent, Erdoğan’sız bir Türkiye’nin ne kadar dayanışmacı ve duyarlı bir yer olacağının sembolüne dönüştürüldü. Tam da seçim atmosferine girilecekken yaşadığımız 6 Şubat depremi felaketinin ardından, başta çadır satma cürmü olmak üzere adı birçok güven kırıcı skandala karışan Kızılay’a desteklerini emanet etmek istemeyen muhalif vatandaşlar, Haluk Levent ve derneğine sarıldı. Derneğinin imajının ve bu imaja yönelen güvenin devletin ihmallerini ifşa etme riski taşıdığını fark eden Levent, emanet edilen yardımları, bu yardımların sahiplerinin iradesi hilafına yine Kızılay’a bağışlayarak bu riski savuşturmaya gayret etti. Yine de muhalif yurttaşları muhalif bir adalet savaşçısı olmadığına ikna edemedi. Bugün ana akım medyanın tüm imkânları seferber edilerek gündem edilen soruşturma, biraz da 2023 senesinde oluşan acziyet görünümünün rövanşı olsa gerek. 

Yukarıda söz ettiğimiz soruşturma başladığında, iktidarın çıkarına bir ajanda ile hareket edildiği endişesiyle muhalif vatandaşlar bir savunma refleksi geliştirdi ve Levent’in açıklamalarını coşkuyla paylaştı. Soruşturma sürecinde bütünüyle dayanaksız kalacağını fark eden Levent, bu refleksi can simidi saymış olacak ki Süleyman Soylu’ya dair ifadelerinin tutanağa geçirilmemesi hususunu kamuoyuna açıkladı. Gerçekten de bu taktik kısmen karşılık buldu. Popüler muhalif gazeteciler, neredeyse tüm siyasi davalarda karşımıza çıkan bu ihlali soruşturmanın esası gibi aktarıp açıklamayı yaygınlaştırdı. Belki de konu edilen usulsüzlükler biraz daha, tabirimi hoşgörün, kılıfına uydurulabilseymiş Haluk Levent dava süresince bu mahalleden olmanın ayrıcalıklarından faydalanmaya devam edebilirmiş. Heyhat… “Biz elbette sütten çıkmış ak kaşık misali iyi insanlarız, bu operasyon da Erdoğan bunu sindiremedi diye yapılıyor.” inancını birkaç gün sonra yine Haluk Levent’in bir açıklaması paramparça etti. Levent, artık âdet edildiği üzere iktidara yakın gazeteciler vasıtasıyla kamuoyuna açıklanan mali verilere bir açıklama getirme zorunluluğu hissetti ve bahis bağımlılığı ile yardım derneğinden borç alması hususu başta olmak üzere pek çok isnadı kabul etti. Oluşan büyük hayal kırıklığını daha da besleme fırsatı görülünce iddia makamı, muhalif bilinen, yüksek tanınırlıklı neredeyse tüm gazeteci ve sanatçıları konuya dair ifade vermek üzere davet etti. Ruşen Çakır’a sorulan sorulardan anlıyoruz ki teknik olarak ifade işlemi biçiminde gerçekleşen bu ritüeller daha ziyade halk adına hesap sorma, günahlarıyla yüzleştirme formatına bürünmüş. Devlete değil de kendi ünlüsüne güvenenleri cezalandırma kampanyası yeterli görülmemiş olacak ki Kızılay ve eski başkanına ilişkin bir iade-i itibar kampanyası da eş zamanlı olarak yürütüldü. Bu kampanyanın ne kadar başarılı olduğu tartışılır; fakat Haluk Levent ve Ahbap başlığında oluşan hayal kırıklığının niteliği ve boyutları tartışılmaz. 2023 senesinde Erdoğan’ın karşısına ülkenin yarısı olarak bir blok hâlinde dikilen milyonlar, 2026 senesine gelindiğinde o gün adayları olan siyasetçinin saraya teslim ve asker olduğu, ülkenin en güvenilir insanı kabul ettikleri kişinin dolandırıcı çıktığı, temsilcilerine ve kendilerine duydukları inancın akla yatkın en ufak bir temeli kalmadığı bir tabloyla yüz yüze bırakıldı. Kavramak gerçekten zor: Biz bu ülkenin aydınlık yüzü, kötülere karşı kenetlenmiş iyi insanları değil miydik? Nasıl bu hâle geldik? Sahi, öyle miydik? 

Bu işin miladını 2017 referandumundan alacaksak Türkiye’de siyaset aşağı yukarı dokuz yıldır yüzde 51’i almaktan ibaret. Türkiye büyük bir ülke; bu kadar insanı tek bir ortak amaç etrafında birleştiğine ikna etmek kolay bir şey değil. Bir taraf için bunun bir kestirme yolu var: Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ı iktidarda tutmak, her bir kesim için başka bir anlam taşısa da etrafında birleşmek için yeterince basit ve pratik bir amaç. Muhalefet için iş bu kadar basit değil. Her şeyden önce bir program etrafında birleşmiş, somutlanabilen bir Türkiye hedefi edinmiş bir siyasi partinin seçmenlerinden bahsetmiyoruz. Ülke siyasetinin en sağından en soluna, o veya bu sebeple Erdoğan’dan memnun olmayan herkesin tek ortak paydada buluşturulması gibi imkânsız bir görevden söz ediyoruz. 2018’de bu soruna pratik bir çözüm arandı: Muhalifse her siyasi temsilin bir adayla seçime girmesinin desteklenmesi, bu adaylardan ikinci tura kalanın muhalefetin adayı olması planlandı. Seçim ilk turda bitince bu formül iflas etti. Yaklaşık dokuz ay sonra yerel seçimlerde büyükşehirlerin muhalefet tarafından kazanılması, bu zaferlerin açık veya örtülü belli ittifaklar sayesinde elde edilmesi ülke muhalefeti için başka bir yol çizdi. Tek bir adayda uzlaşılacak, Erdoğan’ı yenmek dışında ne dert varsa Erdoğan sonrasına bırakılacaktı. Yüksek siyasette kabul gören bu formül, elbette tabanda da bir ittifak mühendisliği gerektiriyordu. “Her şey çok güzel olacak.” sloganıyla ete kemiğe bürünen bu ruh; zamanı, kitleleri, kültürleri, gündelik hayata dair tesadüfleri, tutulan millî takımlardan iyi akşamlar dileme biçimine, hayata dair ne varsa her şeyi tek bir kriter ile ikiye böldü: Erdoğancılık ve anti-Erdoğancılık endeksinde hangi sonucu verdiği kriteri… 

Yardım meleği Haluk Levent, hayatlarımıza aşağı yukarı tam bu atmosferin hâkim olmaya başladığı günlerde girdi. ‘Bir biz var, bir de onlar var’ politikası aradığı kahramanını bulmuştu. Artık muhalefetin de Erdoğancılar kadar basit ve anlaşılır bir ayrımı vardı: Biz, barakada yaşayan yaşlıların, tekerlekli sandalye bulamayan engellilerin, SMA’lı bebeklerin çaresiz ailelerinin yardımına koşan iyi insanlardık; onlar ise bu çaresiz zavallıları kaderine terk eden kötü insanlardı. Biz muhalifler, iş insanlarımızla, bursunun son kuruşunu Haluk abisine yollayan gençlerimizle, yardımına koştuğumuz zavallılar ve onların yardımına koşan pek zavallı olmayanlarımızla bir aile; onlar ise kararmış ve kurumuş yürekleri, gökten ayet inse değişmez fikirleri, bizim yardımına koştuklarımızı kaderine terk eden sadist ruhları ile bir aile… 

Bu coşku ve gürültü arasından sesini duyurmaya çalışan, Haluk Levent’e böyle tereddütsüzce güvenmenin kötü sonuçları olabileceğini vurgulayanlar da yok değildi. Onların itirazları da zamanın ruhuna uygun bir biçimde ihanet kabul edildi. Elbette seçimlerin kaybedilmesi de bu iyi insanlar ittifakında en ufak bir sorgulamaya neden olmadı. Bugün şakayla karışık tekrar edilen “Aday doğruydu, halk yanlıştı.” sözü gayet ciddi bir muhalif uzlaşı olarak benimsendi. Haluk Levent’in tutuklanması ve hakkında yürütülen soruşturma hiç şüphesiz iktidarın politik operasyonlarına alet ediliyor. Fakat dolaylı bir faydası olduğunu, en azından böyle bir fırsat doğduğunu da kabul etmek gerekir: Anti-Erdoğancılar ilk kez bu ülkenin üstün ve iyi insanlar topluluğu olmayabileceklerini düşünmeye hak kazanıyor. Böyle bir tartışma açılabilecekse cürmümüzce katkımızı verelim: Bu ülkede yaşayan vatandaşlar arasından Erdoğan’a muhalif olanlar elbette Erdoğan’a oy verenlerden daha iyi, daha ahlaklı, daha vatansever, daha vicdanlı ve mutlak suretle daha rasyonel değiller. Bu insanları Erdoğan’a karşı bir araya getiren sebepler çok çeşitli ve hiçbiri doğuştan altın bir kalbe sahip olmalarıyla alakalı değil. Dahası, bu insanların bu yalana inandırılmaları kısa vadeli bir politik fayda da sağlamadı. İnsanlar komşularını ikna etme sorumluluğundan kurtuldu, başarısız olan siyasetçileri sorgulama motivasyonundansa halkı lanetleme kolaycılığına sarıldı, kendisi gibi yoksullara nefret büyütürken kendi safında olup seçim kaybetme hırsıyla parmak sallaya sallaya “Aç kalacaksınız!” naraları atan patronlarla zehirli bir duygu ortaklığı geliştirdi. Sınıfsal tüm ayrımların silikleştirilmesi nihayetinde seküler-muhafazakâr nüfus sayımına dönüştürülen seçimler kaybedildi ve bu tablonun mimarı olan siyasetçiler, siyaset uzmanı akademisyenler asla hesap vermedi. Hesabı yanlış taraftan sorma hatası elbette bugüne de bir bakiye bıraktı. 

2023 Mayıs seçimleri öncesinde oluşturulan muhalif uzlaşının bugünkü izdüşümü başka bir yazının konusu. Fakat yaratılmaya çalışılan yeni uzlaşı ile Haluk Levent’i Türkiye’nin en güvenilir insanı yapan yaklaşım arasındaki ortaklığı burada vurgulamak gerek. Bir kez daha, yoksul-zengin olmamıza, işçi-patron olmamıza bakılmadan, yalnızca Erdoğan’ı bu ülkenin başında istemeyen insanlar toplamı olarak eşitleniyoruz. Bir kez daha, bugün muhalif olma erdemine sahip insanların hepsi yan yana gelirse seçim kazanacağız inancı etrafında bir araya getiriliyoruz. Bir kez daha, sütten çıkmış ak kaşık olduğumuza, başımıza ne geliyorsa iyiliğimizden geldiğine inandırılıyor, inançsızlık göstermezsek kahramanlarımız tarafından aydınlık günlere taşınacağımız masalıyla uyutuluyoruz. Dahası, bu sefer bu masalları anlatanlar önümüzdeki seçimlerde Erdoğan’ı mağlup etme ihtimalleri olmadığını açık açık ifade etmekten geri de durmuyorlar. Ne acı ki 2023 seçimleri bize, kimi için ölüm kalım meselesi olan bir seçimin kimileri için hayatta pek bir şey değiştirmediğini öğretti. Oy verdiği adaya son umutlarını bağlayan öğrenci kardeşimiz canına kıyarken oy verdiği aday istikbalini saray avlusunda arıyor. O gün karar verici pozisyonda bulunan pek çok siyasetçi bugün kendini değişimin simgesi olarak pazarlarken geleceksizliğin dibine batmış gençler kaybedilen seçimin bedelini ödüyor.  

Hiç şüpheniz olmasın, bir seçim daha kaybedilirse kaybeden siyasetçiler hayatına aynen devam edecek ve umudunu onlara bağlayanlar kaybedilen seçimin bedelini ödeyecek. Biz iyi doğmuş aydınlık yürekler değiliz ama muhalif vatandaşların ezici çoğunluğunu bir araya getiren bir ortaklık var: Yaşamını emeğinden başkasıyla kazanamamak. Ne ilginçtir ki bu ortaklık muhalif vatandaşlar ile sınırlı kalmayıp karşı mahalleye de taşıyor. Ülkede, ülkenin iki yarısı arasında nüfus sayımından ibaret siyasetin sonunu getirebilecek bu ortaklık siyasette esaslı bir ayrım hâline getirilmediği sürece Haluk Levent’in yaşattığı hüsranların tekrarı kaçınılmaz. 

O Güzel İnsanlar, Atları ve Ahbapları
0:00 / 0:00

İLGİLİ İÇERİKLER