Orta Vadeli Program 2027–2029: Hayali Hedefler, Boş Sözler ve Emekçinin Ödediği Bedeller

Hasan Cömert20 Eylül 2026
1. Hayali Hedefler

OVP’lerde açıklanan hedeflerle gerçekleşmeler arasındaki fark artık sıradan bir tahmin hatası sayılamayacak kadar büyük. 2026 enflasyonu önce yüzde 9,7 olarak öngörüldü. Sonra yüzde 16’ya çıkarıldı. Yeni OVP ile yüzde 28,4 bekleniyor. 2027 için daha geçen yıl yüzde 9 deniyordu; şimdi yüzde 21. Tek haneli enflasyon hedefi de 2029’a ertelendi.

Tutmayan hedefler doğru dürüst açıklanmadan, bir şey olmamış gibi dosyalardaki rakamlar değiştiriliyor ve aynı vaatler farklı tarihler için yeniden önümüze konuluyor. OVP bu haliyle hayali hedefler, ertelenmiş vaatler ve temenniler listesi gibi durmaktadır.

Üstelik hedefler kâğıt üzerinde kalırken, ücret artışları için hedeflenen enflasyon dikkate alınıyor; harcamalar ise pazardaki fiyatlara göre yapılıyor. Bu gerçek ortadayken emekçilerin aynı hikâyeye bir kez daha inanması bekleniyor.

2. Boş Sözler

OVP 88 sayfa. Refahın toplumun geneline yayılması, verimliliğin artırılması, beşerî sermayenin güçlendirilmesi, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması, ekonomik dayanıklılığın artırılması gibi hedeflerle dolu.

Bir ekonomik programın değeri bu amaçları sıralamasından değil, bunlara nasıl ulaşacağını göstermesinden gelir. Hangi araç kullanılacak? Kaynak nereden gelecek? Kim ne yapacak? Hangi somut sonuç alınacak? OVP birçok yerde bu soruları cevaplamak yerine niyet ve temenniler sıralıyor.

Daha çarpıcısı, 88 sayfalık belgenin kendisi ilk yıl uygulanacak politika ve tedbirlerin ayrıntılarının 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda açıklanacağını söylüyor. Yani üç yıllık “yol haritası”, daha ilk yılın somut tedbirlerini başka bir belgeye bırakıyor.

3. Refah Masalı

OVP “kalıcı refah artışı” ve daha dengeli bir gelir dağılımından söz ediyor. Programın refahı anlatırken öne çıkardığı rakamlar ise 2,2 trilyon doları aşan milli gelir, yaklaşık 25 bin dolar kişi başına gelir ve 2,1 milyon ilave istihdam.

Ama kişi başına ortalama gelirin yükselmesi, emekçinin ya da emeklinin daha iyi yaşayacağı anlamına gelmez. Reel ücretlerin son yıllardaki kaybının nasıl telafi edileceği belli değil. Gelirin emek ile sermaye arasında nasıl paylaşılacağına dair bir hedef yok. Yoksulluğu azaltacak güçlü bir yeniden dağıtım programı da yok. OVP esas olarak enflasyon düşerse, ekonomi büyürse ve istihdam artarsa refahın da topluma yayılacağını varsayıyor.

Bir de yaklaşık 25 bin dolarlık kişi başına gelir hedefi var. Bu hedef kur patikasına fazlasıyla bağlı. Kur enflasyonun gerisinde kaldığında, ücretler ve diğer gelirler reel olarak gerilese bile dolar cinsinden kişi başına gelir hızla yükselebilir. Böyle bir rakam ne gerçek refahı ne de yaratılan gelirin kimlere gittiğini gösterir.

4. İşgücü Var, Emekçi Yok

OVP’de “işgücü” kelimesi ve türevleri 66 kez geçiyor. İşgücünün becerilerinin geliştirilmesi, mesleki eğitim, esnek çalışma, yeniden beceri kazandırma ve insanların ekonominin ihtiyaçlarına uyarlanması uzun uzun anlatılıyor.

Hatta program “çalışmanın fazileti ve üretmenin toplumsal değeri”nin okul müfredatına yansıtılacağını söylüyor. Buna karşılık ücretlilerin son yıllardaki kayıpları, reel ücretlerin ne olacağı ve asgari ücret programda yer bulamıyor. Ekonominin önümüzdeki üç yılını şekillendirme iddiasındaki 88 sayfalık metin “işçi”, “emekçi”, “ücret”, “asgari ücret” ve “reel ücret” ifadelerini bir kez bile kullanmıyor.

5. Halkın Kemeri Sıkılıyor

OVP’nin dezenflasyon reçetesi açık. Kur kontrol altında tutulacak, iç talep artışı sınırlandırılacak, kredi büyümesi kontrol edilecek ve mali disiplin sürdürülecek. Program bunu “talep koşullarının enflasyonist olmayan bir patikada” tutulması olarak tarif ediyor.

Oysa Merkez Bankasının kendi raporları enflasyonu gıda ve enerji fiyatları, ithalat maliyetleri, yönetilen fiyatlar ve çeşitli arz şokları gibi birçok unsurla açıklıyor. OVP’nin dezenflasyon stratejisinde ise iç talebin, kredinin ve mali disiplinin kontrolü merkezi bir yer tutuyor.

Bu politikaların sonuçlarını değerlendirirken toplam tüketim rakamları da yanıltıcı olabilir. Üst gelir gruplarının harcamaları güçlü kalabilirken, düşük gelirli haneler bütçelerinin büyük bölümünü zaten gıda ve konut gibi temel ihtiyaçlara ayırıyor.

Üstelik OVP’de geçmiş reel ücret kayıplarını telafi edecek somut bir ücret politikası yok. Programa göre kredi koşulları sıkı tutulacak, kamu harcamalarında mali disiplin sürecek ve sosyal güvenlik primleri dâhil toplam vergi yükünün milli gelire oranı artacak.[1] Şirketler için ise vergi indirimleri, yatırım teşvikleri ve finansman destekleri oldukça somut.

Dolayısıyla bu sıkılaştırmanın bedeli herkese eşit dağılmayacak. Ücretler korunmadığı ve düşük gelirli hanelerin yaşadığı hayat pahalılığı daha ağır kaldığı sürece, OVP’nin kendi dezenflasyon stratejisinin faturasını yine geniş halk kesimleri ödeyecek gibi görünüyor.

6. Kimin Enflasyonuyla Mücadele Ediliyor?

OVP sürekli enflasyonla mücadeleden söz ediyor. Ama kimin enflasyonuyla mücadele edildiği hiç tartışılmıyor. TÜFE bütün gelir grupları için tek bir genel endeks hesaplıyor; TÜİK de endekste belirli bir sosyoekonomik grup ayrımı yapılmadığını açıkça belirtiyor. Oysa düşük gelirli bir aile ile yüksek gelirli bir ailenin harcama sepeti aynı değil.

Üstelik burada OVP’nin dayandığı resmî enflasyon rakamlarını veri olarak kabul ediyoruz. Oysa bu rakamların ölçümü ve güvenilirliği üzerine ciddi tartışmalar var. Eleştiri, resmî rakamları aynen kabul ettiğimizde bile ortadan kalkmıyor.

TÜİK’in 2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması bunu çok açık gösteriyor. En düşük gelir grubundaki yüzde 20`de bulunan haneler, tüketim harcamalarının yüzde 38,7’sini konut ve kiraya, yüzde 29,2’sini gıdaya ayırıyor. Yani bütçelerinin yaklaşık üçte ikisi yalnızca barınma ve gıdaya gidiyor. En yüksek gelir grubundaki yüzde 20’de bu iki kalemin toplam payı yalnızca yüzde 38 civarında.

Son yıllarda bu temel ihtiyaçların fiyatları genel olarak enflasyonun üzerinde arttı. 2025 sonunda TÜFE’deki artış yüzde 30,9 iken konut enflasyonu yüzde 49,5 oldu. Ağustos 2026’da genel enflasyon yüzde 31,5 iken konut yüzde 39,8, gıda yüzde 33,8, ulaştırma yüzde 35,1 arttı.

TÜFE’deki artışın yüzde 30 civarında olması, bu rakamı doğru kabul etsek bile herkesin hayat pahalılığının yüzde 30 olduğu anlamına gelmiyor. Gelirinin büyük bölümünü kiraya ve gıdaya harcayan emekçi için yaşanan enflasyon çok daha ağır. OVP ise bu farkı neredeyse tamamen görmezden geliyor.

7. Kadınlar ve Gençlere Yine Aynı Reçete

Kadınların ve gençlerin adı programda geçiyor. Ama öneriler yine tanıdık: mesleki eğitim, beceri, girişimcilik, aktif işgücü programları ve esnek çalışma. Kadınların ve gençlerin ekonomik yapıya daha kolay uyum sağlaması için uzun bir öneri listesi var.

Kreş ve bakım hizmetleri gibi yıllardır söylenen ama bir türlü çözülemeyen başlıklar yine vaat ediliyor.

Kadın istihdamı ve genç işsizliği için ortaya konmuş güçlü bir sonuç hedefi yok. Düşük ücret, güvencesizlik ve bakım yükünü kökten değiştirecek bütünlüklü bir politika da yok.

Kadınlara ve gençlere yine kendilerini geliştirmeleri ve ekonomiye uyum sağlamaları söyleniyor.

8. “Çiftçi” Kelimesi Bir Kez Bile Geçmiyor

88 sayfalık OVP’de “çiftçi” kelimesi bir kez bile geçmiyor. Bu program çiftçiyi unutmuş.

Tarım için söylenen şey çok: yapay zekâ, teknoloji, planlı üretim, sözleşmeli üretim, sulama, organize tarım bölgeleri, verimlilik, arz güvenliği. Ama bu uzun listede çiftçinin adı ve nasıl ayakta kalacağı unutulmuş.

Çiftçinin geliri, girdi maliyetleri ve ürününden aldığı pay için somut bir politika çerçevesine dair bir şey yokken aynı belgede “zirai üretim faaliyeti yapan firmalara” 12,5 puanlık kurumlar vergisi indirimi açıkça yazılıyor.

9. Yeşil Sözler

OVP’de yeşil dönüşüm, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi, karbon piyasaları ve adil geçiş uzun uzun anlatılıyor. Emisyon Ticaret Sistemi’nin AB’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi’yle uyumu, uluslararası karbon piyasalarına katılım, yeşil finansman ve firmaların sürdürülebilirlik performanslarının izlenmesi ve raporlanması için adımlar ve tarihler bile var.

Ama neyin somutlaştırıldığı çok şey söylüyor. Şirketlerin Avrupa’nın karbon rejimine uyumu, ihracat rekabetçiliğinin korunması ve yeşil finansmana erişimi oldukça ayrıntılı. Öte taraftan OVP’deki bütün bu tedbirlerin program dönemi sonunda emisyonları nereye taşıyacağı, dönüşüm için ne kadar kamu kaynağı ayrılacağı ve maliyetin kimler arasında nasıl paylaşılacağı belli değil.

OVP “adil geçiş”ten de söz ediyor. İş kaybı riski taşıyan alanların belirlenmesi, mesleki eğitim ve dönüşümden en fazla etkilenecek çalışanlara yönelik sosyal koruma tedbirleri vaat ediliyor. Ama gelir kayıplarının hangi somut araçlarla karşılanacağı, çalışanların ne ölçüde korunacağı, bunun için ne kadar kaynak ayrılacağı ve dönüşümün bedelinin nasıl paylaşılacağı açıklanmıyor.

10. Kur Tutulmadan Bu Hesap Tutmaz

OVP açık bir kur hedefi vermiyor. Ama TL ve dolar cinsinden milli gelir rakamlarını yan yana koyunca kullanılan ortalama kur patikasını anlamak zor değil: dolar kuru 2026’da yaklaşık 47 TL, 2027’de 56 TL, 2028’de 64 TL ve 2029’da 69 TL. OVP buna kur hedefi demiyor; ama hesabın arkasındaki kur aşağı yukarı bu.

Bu patikada kur artışı özellikle 2027’de fiyat artışlarının gerisinde kalıyor. Kurun bu ölçüde kontrol altında tutulmasının, ithal maliyetleri ve kur geçişkenliğini sınırlayarak dezenflasyonu kolaylaştıracağı varsayılıyor. Aynı kur patikası, TL cinsinden milli gelir dolara çevrildiğinde 25 bin dolarlık kişi başına gelir hedefinin de temel dayanaklarından biri.

Dolayısıyla OVP’nin vitrini önemli ölçüde bu kur hesabına dayanıyor.

11. Program Dış Finansmana Muhtaç

Kuru kontrol altında tutmak için sürekli döviz girişi ve yerlilerin de döviz talebinin sınırlandırılması gerekir. Üstelik döviz ihtiyacını yalnızca yeni cari açık yaratmıyor. OVP 2027–2029 arasında toplam yaklaşık 111 milyar dolar cari açık öngörüyor. Bunun üzerine mevcut dış borçların vadesi gelen kısmının ödenmesi ya da yeniden çevrilmesi gerekiyor. Türkiye’nin brüt dış borç stoku 2026’nın ilk çeyreğinde yaklaşık 518,5 milyar dolar. Bunun 166,6 milyar doları kısa vadeli.

Bu nedenle yüksek faiz doğrudan enflasyonla mücadele aracı olmaktan ziyade yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekme, içerideki varlıklı kesimleri de dolara yönelmekten caydırma aracı olarak tasarlanmış. “Carry trade” pozisyonlarının 2026’da 60 milyar doların üzerine çıkması, bunun boyutunu gösteriyor. Aynı yüksek faizin faturası ise kredi kullananlara, küçük işletmelere ve geniş halk kesimlerine çıkıyor.

OVP dış finansmana bel bağlamış durumda. Döviz girişi zayıflar ya da içeridekiler yeniden dolara yönelirse kur üzerindeki baskı hızla artar. Kur kontrolü bozulduğunda enflasyon ve 25 bin dolarlık gelir hesabı da birlikte hayal olur. Bir anlamda OVP’nin geleceği pamuk ipliğine bağlanmış durumda.

12. Kimin Programı?

88 sayfalık OVP’nin sınıfsal dili daha kelime seçimlerinde kendini ele veriyor. Yatırım, finansman, teşvik, rekabet gücü ve yatırımcıların ihtiyaçları sayfalar boyunca konuşuluyor. Emekçinin gündelik hayatına gelince, metin neredeyse susuyor.

Resmî OVP metninde yapılan tam metin aramasında ortaya çıkan tablo çarpıcı:

İşçi 0 Emekçi 0 Ücret2 0
Asgari ücret 0 Reel ücret 0 Emekli 0
Çiftçi 0 Yoksulluk 0 Alım gücü 0

“Sosyal güvenlik” kelimesi geçse de bu konuda mali sürdürülebilirlik, prim tabanının genişletilmesi, tahsilat ve insanların daha uzun süre istihdamda kalması belirgin biçimde öne çıkıyor.

Sermaye tarafında ise dil çok daha açık. “İş ve Yatırım Ortamı” başlı başına bir ana bölüm. Yatırımcıların sorunlarının çözülmesi, idari yüklerin azaltılması, yabancı sermayenin çekilmesi, yatırım teşvikleri ve finansmana erişim ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Program, şirketlere sağlanan vergi avantajlarını da özellikle vurguluyor. Bu kapsamda imalatçı ve zirai üretim yapan firmalara getirilen 12,5 puanlık kurumlar vergisi indirimi, transit ticaret ve bazı uluslararası faaliyetlere yönelik vergi avantajları bunlardan yalnızca birkaçı.

Yani sermayenin nasıl yatırım yapacağı, nasıl finanse edileceği, nasıl teşvik edileceği ve önündeki engellerin nasıl kaldırılacağı programın ana meselelerinden.  İşçinin, emekçinin, emeklinin ve çiftçinin adı bile yok.

Metnin kendi dili geniş halk kitlelerinin programı olmadığını gösteriyor.

 

* Tartışmalarından faydalandığım Emel Memiş, İpek Archer ve Zeynep Ökten’e teşekkürler.

[1] Programa göre sosyal güvenlik primleri dâhil toplam vergi yükünün milli gelire oranı OVP’de 2026’daki yüzde 24,3’ten 2029’da yüzde 25,1’e çıkması bekleniyor.
[2] Ücret kelimesi kayıt dışı ücret ve istihdamla mücadele kapsamında iki kez geçiyor.
Orta Vadeli Program 2027–2029: Hayali Hedefler, Boş Sözler ve Emekçinin Ödediği Bedeller
0:00 / 0:00