7 Mayıs sabahı Britanya yerel seçim için sandığa giderken, birkaç aydır devam eden kapı kapı dolaşma çalışmaları da son gününe giriyor. Seçmen listesindeki kapılar bir kez daha çalınıyor, hanedekiler evdeyse ve başka bir insanla etkileşime hevesliyse kapı açılıyor, her şey yolunda giderse kapıyı çalanın başlatmaya çalıştığı sohbet destek taahhüdüne ya da “Zaten size oy verdim,” güvencesine dönüşüyor… Seçim kampanyasının ne demek olduğunu anlamak için günlerini bu ziyaretlere adamış gönüllü gruplara bakmak yeterli.
Herkesin gündeminde öncelikle bölge halkının derdini anlamak, sonra kendi çalışmalarına destek istemek var. Ancak sohbetler her zaman bu denli düzçizgisel ilerlemiyor. Komşusunun çöpünü belediyenin toplayıp toplamadığını, civardaki park yeri sorununun nasıl çözüleceğini sormadan önce, lafı doğrudan ulusal siyasetten açmak isteyen biri çıkıyor karşınıza. İşçi Partisi [Labour Party] hükümetinden bıktığını, kapsamlı bir değişim aradığını söylüyor, “Reform gelmesin de ne olursa olsun,” yorumunu bırakıveriyor. Çöpler de evin duvarındaki küf de elbette ki bu insanların gündeminde. Ancak sokak bir kez daha öğretiyor ki yerel ile ulusal arasındaki sınır, her zaman anketlerin çizdiği kadar net değil. Bu yüzden yerel seçimlere dair birkaç kelam etmek, bize Britanya’daki ulusal siyasetin peyzajına dair de fikir verebilir.
Rakamlar Neyi Söyler (ya da Dar Bölge Sisteminin Tuzağı)
Seçim gecesi ortaya çıkan tablo, başta Reform UK’in lideri Nigel Farage[i] olmak üzere pek çok yorumcu[ii] tarafından “tarihi bir değişim” ya da “Reform’un tarihi yükselişi” olarak nitelendirildi. Avrupa’da yükselen neo-faşist dalganın Britanya’daki yansıması olarak nitelendirebileceğimiz Reform UK, kazandığı 1.400’den fazla belediye meclis sandalyesiyle sahiden de seçimin tartışmasız kazananı gibi görünüyor.
Peki, gerçekten tarihi bir dönüşüm mü bu? Kısmen evet, ancak bu dönüşümün sırlarını, Farage’ın ima ettiği gibi Reform’un yükselişinde değil iki partili (İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti – Conservative Party) sistemin sona ermesinde aramak gerekiyor. Her şeyden önce Reform’un elde ettiği sonuç, yalnızca partinin kendi gücüyle ilgili değil. Bir önceki seçimlerin gerçekleştiği 2022’de, 14 yıl süren Muhafazakâr Parti iktidarına karşı biriken tepkinin bir yansıması olarak seçilen sandalyelerin büyük bölümü, İşçi Partisi’nin %35 civarında oy aldığı koşullarda kazanılmıştı. Şimdi iktidara gelmiş ve halk nezdinde benzer bir nefret objesine dönüşmüş İşçi Partisi’nin oyu ülke genelinde %20’nin altına inmiş durumda. Dolayısıyla karşılaştırma çizgisi İşçi Partisi’nin çok daha güçlü olduğu bir dönemden çizildiği için istatistiksel bir kırılganlığa sebep oluyor, kaybedilen sandalye sayısı çok daha dramatik görünüyor.
Daha da önemlisi, 7 Mayıs’ın aslında genel seçimler gibi ülke çapında gerçekleştirilmediğini hatırlamak gerekiyor. Birleşik Krallık’taki 20.000’e yakın yerel konsey üyeliğinin yalnızca 5.000’e yakını seçime girmişken, özellikle de büyükşehir belediye başkanlıklarının olmadığı bir tabloda; genç seçmenin, üniversite kentlerinin, Brexit pişmanlığı taşıyan kentli seçmenin ağırlığının ne denli tartıldığı tartışma konusu. Ayrıca yerel seçimlerde sandığa gitme oranının gençler arasında daha düşük olduğu, bu kesimin de ekseriyetle sağ popülist partiler yerine sol alternatifleri tercih ettiği biliniyor[iii].
Reform UK’e dair yapılabilecek bir diğer yorum, alınan yüksek oy oranına rağmen partinin büyüme ivmesini büyük ölçüde tamamladığı. Artık Farage’ın dönüşüm vaadi kof hamasetle değil yerel yönetimlerle, yani çöplerin toplanması, kaldırım taşlarının onarılması ve sosyal konutların yönetilmesi gibi beceriyle, örgütlülükle, şeffaflıkla idare edilmesi gereken işlerle sınanacak.
Kutlamalar genellikle Reform UK’in açık mavi/turkuaz rengine dönerken, kanımca gecenin asıl sürprizi farklı bir yerde saklıydı. Nitekim Yeşil Parti [Green Party], ulusal eşdeğer oy hesabında %18’i bularak[iv] seçimlerin ikinci büyük partisi oldu. Londra’nın Hackney bölgesinde ilk kez belediye başkanlığı kazandılar, Lewisham ve Waltham Forest’ta belediye yönetimini doğrudan devralırken[v] İşçi Partisi’nin yüksek beklentilerle seçime girdiği Haringey’de de en çok sandalye kazanan parti konumuna eriştiler. Burada önemli bir teknik not düşmek gerekiyor. İngiltere’de yalnızca altı belediyede doğrudan seçilmiş belediye başkanı var, diğer belediyelerde ise yönetim belediye meclisinde. Bu dinamik de Hackney’deki belediye başkanlığını sembolik olmaktan öte bir kazanıma dönüştürürken, Yeşiller’in artık doğrudan icra yetkisine sahip bir güç olduğunu tescilliyor. Tabii bu başarıyı yalnızca Londra’daki bir fenomen olarak okumak yanıltıcı olur. Yeşiller, İşçi Partisi’nin “kızıl duvar”[vi] söyleminin simgesi hâline gelmiş Manchester’da seçime gidilen 32 sandığın 18’ini de kazandı. İngiliz sol siyasetinin referans kentlerinden birinde İşçi Partisi oylarının Yeşil Parti adaylarına kayması, bu kızıl duvarın artık sembolik düzeyde çatladığını gösteriyor.
Öte yandan, Yeşiller’in oy oranına göre ikinci, sandalye sayısına göre ise beşinci parti çıkması, İngiltere’nin dar bölge seçim sisteminin yarattığı kronik eşitsizliği bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu seçim sisteminden dolayı ülke genelinde ikinci en yüksek oyu alan parti, bu oyu sandalyeye tahvil etmekte güçlük çekiyor. Seçim sonuçlarını sistemin yapısal çarpıklığını görmeden okumak da tablonun yalnızca yarısını değerlendirmek anlamına geliyor. Nitekim Yeşil Parti’yi artık yalnızca çevreci bir parti olarak görmek yanlış. Mevcut liderlik döneminde konut krizini, kiracı haklarını, kamu hizmetlerini, Filistin’i gündemine alan parti, sol-sosyalist bir söylem inşa etmeye kararlı görünüyor. Bu siyaset de onları hem daha geniş bir seçmen kitlesine ulaştırıyor hem de Reform UK’e gerçek bir alternatif kurulmasının önünü açıyor.
İki Partili Düzenin Sonu
Peki, insanların iki partili düzene alternatif arayışı nereden geliyor? 14 yıllık Muhafazakâr Parti hükümetinin ardından iki yıldır dümendeki İşçi Partisi’nin sağa kayışı zaten iyiden iyiye belirginleşmiş, konut krizine dönük yetersiz adımları, sosyal yardım kesintilerindeki ısrarcılıkları, Gazze konusunda soykırımcı Epstein koalisyonu ile işbirlikleriyda geçmeye başlamıştı. 7 Mayıs’ta da oyları soldan Yeşiller’e, merkezden Liberal Demokratlar’a, sağdan da Reform’a doğru aktı. Özetle, 2024 genel seçimlerinde “kötünün iyisine” oy veren seçmenin, yerel seçimlerde bu uzlaşıdan vazgeçtiği görüldü. Siyaset bilimi profesörü John Curtice İşçi Partisi’ne esas zararı Reform’un değil Yeşiller’in verdiğini söylerken[vii], şu an İngiltere güncel siyasetinin en sıcak konusu Başbakan Keir Starmer’ın seçim sonuçlarının ardından koltuğunu bırakıp bırakmayacağı[viii].
Nitekim iki partili sistemin fiilen sona erişi, seçim gecesinin belki de en kesin ve kıymetli çıkarımı. BBC’nin modellemesi üzerinden çıkan tablodaki oy oranlarının dağılımı, beş partinin (Reform UK, Yeşil Parti, İşçi Partisi, Muhafazakâr Parti, Liberal Demokratlar) de yakın güce sahip olduğunu, hiçbirinin gerçek anlamda baskın olmadığını gözler önüne seriyor.
İngiltere sınırlarının dışına çıkıldığında, tablo daha da karmaşık bir hâl alıyor. 7 Mayıs’ta aynı anda gerçekleştirilen İskoçya ve Galler seçimlerinde bağımsızlık yanlısı partiler (sırasıyla SNP ve Plaid Cymru) birinci çıktı. Bu sonuç bize Britanya’nın siyasi partilerin oy dağılımı kadar coğrafi olarak da parçalanma ihtimalini hatırlatıyor. Bir diğer deyişle, bağımsızlık referandumu tartışmalarının yakın zamanda yeniden alevlenmesi ihtimali artık göz ardı edilemez.
Normalde İşçi Partisi’nin soldan kaybedeceği oyların doğal adresi olması beklenen, Jeremy Corbyn ve Zarah Sultana önderliğinde kurulan Your Party ise kuruluş sancılarının[ix] yansımalarını bu seçimde de yaşadı. İçeride fraksiyonlar arası kavgalar ve örgütsel yetersizlikler içinde bazı bölgelerde bağımsız adayları destekleyerek sınırlı kazanımlar elde ettiler, ancak yükselişteki bir güç olduklarını söylemek mümkün değil. Hatta bugün bir genel seçim olsa, en makul stratejilerinin Yeşiller’le ittifaka gitmek olduğunu söylemek mümkün. Nitekim ivmeyi korumak için bir sonraki genel seçimde belki de doğrudan iktidara oynamayı hedefleyecek Yeşiller’in Reform UK’e karşı İşçi Partisi ya da Liberal Demokratlar gibi merkez ideolojilerin temsilcileriyle işbirliği yapmasının zorlaşacağını söyleyebiliriz.
Son olarak, bizim topraklara temas ettiği için Londra’daki Türkiyeli adayların kazanımlarını not etmek önemli. Yeşil Parti için Hermitage and Gardens bölgesinden Ata Berk Akşit, Shacklewell’den Ülgen Semerci, Evelyn’den İpek Leni Candan, Ponders End’den Aziz Yıldız ve Forest’tan Yüksel Gönül, belediye meclis üyesi seçilerek ülke siyasetinde giderek güçlenen bir göçmen topluluğun yereldeki somut temsilcileri olmaya hak kazandılar.
Sonuç: Çalınsın El Kapıları
Başladığımız yere dönmek gerekirse, kampanya boyunca kapı kapı dolaşmanın, siyasal analizin genellikle es geçtiği bir şeyi tespit etmeye yardımcı olduğunu söylemek mümkün. Evin duvarındaki küf, elbette somut, elle tutulur bir sorun. Ancak o küfü yaratan konut piyasası ulusal bir mesele, o konut piyasasını yaratan siyasi tercihler ise on yıllara yayılan bir tarihe sahip. Bu kapılarda insanların aptal olmadığı, yerel hizmetleri de ulusal politikaları da aynı zihinsel çerçevede tutabildiği rahatlıkla görülebiliyor. Mesele de zaten bu iki dinamiğin dilini aynı anda konuşabilecek, siyasi bağlamını kurabilen, mahalle örgütlenmesiyle parlamenter gündem arasında köprü kurabilen yapıları oluşturmakta yatıyor.
Kapı kapı gezme çalışması bu yüzden önemli. Bunu yalnızca seçim döneminde yapmak ya da seçmen listesi üzerinden oy avlamakla sınırlı tutmak da meselenin özünü kaçırmak anlamına geliyor. Güçlü sol siyaset, insanların gündelik dertlerini öğrenmeyi, onlarla temas kurmayı, bu teması seçim gecelerinin ötesinde sürdürmeyi gerektiriyor. Ortada hakiki bir örgüt, sokaktan beslenen, tabandan gücünü alan, yerelde kök salmış bir yapı varsa, o kökler muhakkak seçim sonuçlarına da yansıyor. Yoksa her seçim gecesi şaşırıyoruz, her seçim sabahı baştan başlıyoruz.
Reform UK’in sanayisizleşen kentlerde yükselmesi, ekonomik terk edilmişliğin sağ popülist bir dile büründürülmesinin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. Yeşil Parti’nin Hackney’de kazandığı belediye başkanlığı, Londra’nın diğer bölgelerinde elde ettiği meclis çoğunlukları, birçok ilçedeki taze örgütlenme enerjisi ise müesses nizama karşı duyulan aynı memnuniyetsizliğin, öfkenin farklı bir kanala da pekâlâ akabileceğini gösteriyor. Bu kanalı inşa etmek de kapıları çalmaya devam etmekle başlıyor.
[i] https://www.bbc.co.uk/news/articles/c0r255xlr59o [ii] https://www.lemonde.fr/en/international/article/2026/05/08/reform-uk-records-historic-breakthrough-in-local-elections-that-mark-labour-s-collapse-and-the-end-of-two-party-politics_6753268_4.html [iii] https://greenparty.org.uk/2026/04/17/a-green-youthquake-hits-british-politics-as-young-greens-pass-50000-members/ [iv] https://www.bbc.co.uk/news/articles/c0ljrp76ywxo [v] Özellikle Waltham Forest’ta İşçi Partisi’nin kaybettiği 32 sandalyenin 31’ini Yeşiller’in kazandığının altını çizmek gerek. [vi] https://www.ayrim.org/guncel/birlesik-krallik-secimleri-ve-bir-fotografin-anatomisi-2024/ [vii] https://x.com/toryfibs/status/2052647385747104049?s=46&t=7DyLZkZJuW2PS1LVD2iFXQ [viii] https://www.theguardian.com/politics/live/2026/may/18/keir-starmer-labour-leadership-wes-streeting-andy-burnham-david-lammy-brexit-eu-latest-news-updates [ix] https://www.ayrim.org/dunya/britanya-solu-your-partyye-sigar-mi/




