“Barış” ve “çözüm” ifadeleriyle tartışılan bugünkü süreci değerlendirmek için, silahlı çatışmanın sona ermesi ile Kürt sorununun çözümü arasındaki ayrımı baştan koymak gerekiyor.
Türkiye ile PKK arasındaki silahlı çatışmanın sona ermesi konusunda bir uzlaşma var. Kürt sorununun çözümüne ilişkin ilan edilmiş bir mutabakat ise yok. Devlet silahlı tehdidi ortadan kaldırmak, Öcalan mücadelenin zeminini değiştirmek istiyor. Fakat çatışmayı durdurma iradesi, sonrasını kurma hızına dönüşmedi. Bu mesafe yalnızca ihtiyatla açıklanabilir mi? Bölgesel dengeler değişirken atılacak her adım, uzlaşmanın koşullarını ve tarafların birbirleri karşısındaki gücünü de yeniden belirliyor.
Bahçeli’nin çağrısından bu yana iki yıla yakın zaman geçti. Öcalan PKK’nin feshini istedi, örgüt kongresinde bu kararı aldı, bir grup kadro sembolik olarak silahlarını yaktı. Meclis çerçeve yasayı çıkardı. Devlet görevlileri, Öcalan ve Kandil arasındaki temaslar sürüyor. Kapalı görüşmelerin içeriğini bilmiyoruz; değerlendirmemizin dayanağı kamuya açıklanan kararlar ve görülebilen uygulamalar. Bahçeli’nin Öcalan’ın Mecliste konuşmasını gündeme getirdiği, Öcalan’ın cumhuriyetin demokratikleşmesinden söz ettiği bir süreçte, söylenenlerle yapılanlar arasındaki açı büyük. İki yılın sonunda bu açı başlı başına bir siyasal sorun.
Bahçeli’nin “iç cepheyi sağlamlaştırma” gerekçesi devletin yaklaşımını net bir şekilde ortaya koyuyor. Uzlaşma ihtiyacını büyüten iki ana etken var: Ekonomik bunalım koşullarında çatışmanın mali kaynakları ve siyasal enerjiyi tüketmesi; 7 Ekim sonrasında bölgesel güç ilişkilerinin sarsılması. İsrail’in bölgesel hegemonya arayışı ve saldırgan tutumu, İran’daki savaşın belirsiz seyri, Suriye ve Irak’taki değişim Ankara’nın tehdit algılamasını etkiliyor. Ukrayna savaşının Avrupa ile Rusya arasındaki gerilimi büyütmesi de bu hesabı genişletiyor. Dışarıdaki ilişkiler değişime açıkken devlet, içerideki silahlı çatışma yükünü azaltmaya öncelik veriyor. Kürt hareketinin örgütlü toplumsal gücü, bölgesel varlığı ve uluslararası ilişkileri onu bu hesabın merkezine yerleştiriyor.
Bölgesel gelişmeler fiili haritaları değiştirme gücüne sahip. Suriye’de yeni ordunun kuruluşu, farklı silahlı grupların aynı yapı içinde toplanmasını, SDG birliklerinin tugay ve tümen düzeyinde katılmasını içeriyor. Irak’ta da silahlı grupları devletin komuta yapısına bağlama adımları başladı. Peşmerge ise kendi içinde birleşirken merkezî orduyla ortak birlikler ve koordinasyon üzerinden ilişkisini geliştiriyor. Suriye ve Irak’ta farklı biçimlerde ilerleyen bu bütünleşme girişimleri, birbirinden uzak siyasal hedefleri ve karşılıklı güvensizlikleri ortadan kaldırmıyor. Bölgesel koşulların gerekli hale getirdiği bu askerî yakınlaşmalar, çatışma dinamiklerini bünyesinde taşıdığı için kırılganlığını koruyor. İran’da ise savaşın seyri, Kürt silahlı gruplarının rolü ve merkezî otoritenin geleceği üzerinden benzer ihtimalleri gündeme taşıyor. Resmî sınırlar değişmeden de egemenliğin fiili dağılımı değişebiliyor. Ankara açısından tehdit, yeni sınırların çizilmesiyle sınırlı değil; bölgedeki Kürt güçlerinin kalıcı bir siyasal ve askerî statü kazanması da bu algının içinde. Bugünkü yakınlaşmalar yarının ittifaklarını kesinleştirmiyor; İran’daki çatışmanın medcezir halinde ilerlemesi de hangi ilişkilere ihtiyaç duyulacağını kestirmeyi zorlaştırıyor.
Öcalan, PKK’nin kendini tekrar eden savaş ve hareket tarzının yeni bir kazanım üretmediğini açıkça ifade etti. Suriye’deki Kürt varlığını ve bölgesel kazanımları koruma, uluslararası ilişkileri daha kalıcı hale getirme ihtiyacı da bu yönelimi güçlendirdi. Açtığı yol, içeride çatışmanın tarafı olmaktan çıkıp siyasal bir aktör haline gelmeyi; bölgedeki Kürt güçleriyle Türkiye arasında ortak hareket alanları kurmayı içeriyor. Devletin açıkladığı çerçeve ise silahlı tehdidin tasfiyesinde yoğunlaştı. Taraflar farklı gerekçelerle uzlaşmanın kendi yararlarına olacağı konusunda hemfikir. Sonrasının siyaseti henüz ortaklaşmış değil.
Uzlaşmanın koşulları da görüşmeler içinde şekilleniyor. Silahların tasfiyesi, kadroların geleceği ve bölgesel ilişkiler üzerine her karar, sonraki pazarlığın güç dengesini etkiliyor. Bölgesel değişim tarafları karşı karşıya getirebileceği gibi ortak hareket alanlarını da genişletebilir. Karşılıklı güvensizlik ve ihtiyat da adımların hızını etkiliyor.
Çerçeve yasa, devletin silahsız siyasete geçişi nasıl ele aldığını somutlaştırdı. Birden fazla denetim ve onay mekanizması içinde boğulmuş bir düzenleme var önümüzde. Silah bırakanların geleceği, güvenlik kurumlarının değerlendirmelerine ve infaz ertelemesine bağlanıyor. Ertelemenin yeni bir terör mahkûmiyetiyle kaldırılabildiği bir hukuk düzeninde, bu çerçeve siyasal güvence yerine rehin tutulma duygusu yaratmaya açık. Devlet silahların tasfiyesini ayrıntılı koşullara bağlıyor; silahsız siyasetin nasıl yürütüleceğini aynı açıklıkla ortaya koymuyor. İkinci ve üçüncü adımların ne olacağı da belirsiz.
Asıl hukuki düğüm burada. Terörle Mücadele Kanunu ve ifade özgürlüğünün sınırları aynı kalacaksa, silahını bırakmış bir kadronun konuşması ya da sosyal medya paylaşımı yeniden terör suçlamasına konu olabilir. Kayyumlar sürerken, muhalefet ve basın üzerindeki yargı baskısı artarken, mahkeme kararları uygulanmazken bu insanlar hangi hukuk içinde siyaset yapacak? Baskının bir süre Kürt hareketinden uzaklaşması ülkenin demokratikleşmesi sayılmaz. Genel siyasal alan daraldıkça, silahsız kadrolar için açıldığı söylenen alan da güvencesizleşiyor.
Elli yıla yaklaşan çatışma devletin tehdit tanımını, ordunun ve kolluğun görevlerini, personelin eğitimini, yargının ve medyanın dilini biçimlendirdi. Kürtlere dönük düşmanlık bu dönemin toplumsal miraslarından biri. Örgütün feshi bunları kendiliğinden değiştirmez. Güvenlik kurumlarının silahsız Kürt siyasetine nasıl yaklaşacağı, kolektif hak taleplerinin hangi hukuk içinde savunulacağı ve nefret söylemiyle mücadele geçişin bugünden ele alınması gereken sorunları. Silahın tasfiyesini hazırlayan devlet, silahsız siyasete de hazırlanmak zorunda. Hukuku ve kurumları değiştirme yetkisi devlette. İktidarın seçim hesaplarını ve toplumsal tepkileri gözetmesi anlaşılır; fakat bunlar geçişi süresiz ertelemenin gerekçesi olamaz.
Kandil’in itirazları bu zemin üzerinde yükseliyor. Duran Kalkan, yasanın 800 yönetici ve kadroyu dışarıda bıraktığını ileri sürdü; uygulama kurullarının çalışmalarına ilişkin bilgi verilmediğini söyledi. Öcalan’ın önerilerini hayata geçirecek pratik güç ise örgütte bulunuyor. Kamuoyuna yansıyan açıklamalarda Öcalan’ın baş müzakereciliği ve sürecin ilerlemesi için gerekli görülen koşullar öne çıkıyor. Silahsızlanmanın hangi yöntemlerle hayata geçirileceğine ilişkin somut bir öneri ise henüz ortaya konmuş değil. Bu eksiklik, toplumun sürecin nasıl ilerleyeceğini anlamasını ve ona katılımını zorlaştırıyor.
Toplumsal hazırlıkta da aynı eksiklik var. Çatışmanın sona ermesine verilen destek, silahsızlanmanın gerçekleşeceğine duyulan inanca ve somut geçiş adımlarını kabule aynı ölçüde dönüşmüyor. Partiler düzeyindeki uzlaşma, tabanlarında aynı karşılığı bulmuş değil. Silahsız Kürt siyasetinin meşruiyetini anlatan, Kürt kimliğine dönük düşmanlığı gerileten bir hazırlık zayıf kaldı. Taraflar kendi kamuoylarına neyin değişeceğini açıkça anlatmalı. Süreci korumak adına susmak, onu taşıyacak toplumsal zeminin oluşmasını da zorlaştırıyor.
Geçmiş deneyimler ihtiyatlı yaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor. 1993’te uzlaşma arayışının ardından özel savaş rejimi güçlendi ve uygulamaları ülke geneline yayıldı. 2015’te Suruç ve Ankara katliamları, hendekler ve kent çatışmaları siyasal iklimi kısa sürede altüst etti. Hukuk ve kurumlar değişmeden geçen zaman çatışmasızlığı korumaya yetmiyor.
Taraflar uygulamanın koşulları ve hızı üzerinde gerilim yaşasa da bunları yeniden çatışma başlatma tehdidine taşımıyor. Çatışmasızlığı koruma ihtiyacı diğer anlaşmazlıkların üzerinde duruyor. Devlet savaş yükü hafiflemiş halde bölgesel gündemine yoğunlaşıyor; Kürt hareketi hukuki koşulları belirsiz bir geleceğe kadrolarını göndermeden varlığını koruyor. Çatışmamanın yararları geçiş tamamlanmadan da elde ediliyor. Bu yararların sürmesi, geçişin eksiklerine katlanmayı kolaylaştırıyor. Düşük yoğunluk, çatışmadan vazgeçme beyanlarında değil, bunları hayata geçirecek hukuki, kurumsal ve siyasal adımların sınırlılığında ortaya çıkıyor. Uzlaşmayı sürdürme ihtiyacı, onu ileri taşıma iradesinden daha güçlü. Bu durumun kalıcılaşması ve seçim hesaplarına bağlanması ihtimali önümüzde duruyor.
Devletin gündeminde Kürt sorununu çözmeye yönelik ilan edilmiş bir program yok. Süreç, PKK’nin silahlı gücüyle devleti hakları kabul etmeye zorladığı bir pazarlık olarak da başlamadı. Devletin önceliği silahlı tehdidi kaldırmak ve hakların silah zoruyla kazanıldığı izlenimini önlemek. Uzlaşmanın açtığı yön ise Kürt meselesini güvenlik ve terör kavramlarının gölgesinden çıkarıp siyasal mücadele konusu haline getirmek. Bu yönelimin gerçekleşmesi, silahların teslimi kadar silahsız siyasetin koşullarının kurulmasına bağlı. Elbette Kürt kimliği ve kolektif haklar tartışılacak. Fakat bu taleplerin kabulü uzlaşmanın hazır sonucu değil, yeni dönemin mücadelesinin konusu. Bugünü “barış” ve “çözüm” diye adlandırmak bu ayrımı gölgeliyor.
Silahların susması, Kürtlerin haklarını ve sosyalistlerle kurulan ortaklıkları silahlı eylemlerle özdeşleştiren siyasetin dayanaklarını zayıflatma potansiyeline sahip. Bu, demokratik mücadele için önemli bir imkân. Kürt hareketinin kendi amaçlarıyla müzakere yürütmesi sosyalistlerle kurduğu ittifakı terk ettiği anlamına gelmez; ittifak da tarafların bütün siyasal hedeflerini aynılaştırmaz. Sosyalistler açısından ölçüt, uzlaşmanın hak mücadelesini genişletmesi ve iktidarın baskıları karşısında susmanın gerekçesine dönüşmemesidir.
Bu kirli savaşın durmasını, insanların ölmemesini istiyoruz. Fakat çatışmasızlığı desteklemek, bugünü tamamlanmış bir barış ve çözüm olarak kabul etmeyi gerektirmiyor. TMK’nin değiştirilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, seçilmiş yönetimlerin korunması ve kolektif hakların savunulması, silahsız siyasetin zemini için mücadele başlıkları. Uzlaşmanın açtığı alanın demokratik kazanımlara dönüşmesi, bu mücadelenin gücüne bağlı. Silahlı aracın tasfiyesi bir son değil, hak mücadelesinin yeni koşullarda devam edeceği bir başlangıç.




