Prometheus Ateşi Halka Ne Zaman Verecek?

Süleyman Akgül30 Ekim 2026

Zeus’un gazabına rağmen Olympos’tan çaldığı ilahi ateşi, yani bilgiyi, teknolojiyi, aydınlanmayı, yeryüzünün karanlığında sancılar içinde var olmaya çalışan insanlığa armağan eden o asi Titan—Prometheus. Ateş, insanı soğuktan koruyan bir ısı kaynağı olmasının yanısıra, insanın doğaya ve düzene karşı ilk bilinçli başkaldırısı, kendi yazgısını eline almasının ilk kıvılcımıydı. Ateşin insanlığa verilmesinin ardından Zeus öfkeye kapılmıştır. Öfke yerine dehşet duygusu yaşananı ifade etmek için belki de daha uygun olacaktır. Öyle ki, Zeus’a göre yaşananlar birkaç kıvılcımın Olimpos’tan yeryüzüne kaçırılması değildi, iktidarının başkalarının eline geçmesiydi. Mitolojik anlatıdaki Prometheus figürü, pasif bir kurtarıcı olarak okunamaz. O, iktidarın sahiplerine meydan okuyan, bedel ödemekten korkmayan ve bilgiyi/gücü tekelleştirenlere karşı isyan bayrağını açan bir prototiptir. Halklar ateşi kontrol etmeyi kralların elinden alırsa yıldırımlar şimşeğe dönüşebilir. Zeus yıldırımları kontrol eder ancak göğe yükselmiş halkın gücüne karşı acizliğini şiddet ve öfkeyle maskelemeye uğraşırır durur. Bu sebeptendir ki, Zeus Prometheus’u Kafkas dağlarının sarp kayalıklarına zincirletti, yeryüzüne inen kartallar her gün yeniden onun ciğerlerini paramparça etmeye devam etti.

Peki, Prometheus ateşi halka gerçekten ne zaman verecek? Ya da daha doğru bir deyişle: Halk, o kutsal ateşi ellerine alıp kendi kaderini yazmak için Olympos’un bekçilerini ne zaman alt edecek? Yoksa bu mit tam olarak da egemenler tarafından bizzat yazılmış ve ateşi avuçlarımızın içi yanarak bizlerin almaya çalışmasındansa bir kahraman tarafından hediye edileceği masalına mı inandırılmışız? Böylece mitin asıl devrimci yanının Prometheus’un tanrılara başkaldırmış olmasından ibaret olmadığı anlaşılır. Asıl mesele, insanlığın kendi varoluş koşullarını değiştirebilecek bir güce kavuşmasıdır. Ateş, tanrıların mülkü olmaktan çıktığında insanın ortak imkanına dönüşecektir. Zeus’un Prometheus’u cezalandırması ise öylesine değildir. Zira ateşi baldırı çıplaklara kaptırdığının kabuslarıyla uyanan egemenler imtiyazlarından kendi rızalarıyla vazgeçme niyetinde değildir. Halkın kendi öz örgütlülüğüyle o ateşi zorla alması, yani devrimci bir pratikle iktidar yapılarını paramparça edilmesi gerekmektedir.

Sorunun kendisi, ilk bakışta, insanlığın kurtuluşunu beklediği bir kahramana yönelttiği çağrı gibi görünebilir. Oysa devrimci bir düşüncenin yapması gereken, bu sorunun içindeki bekleyişi tersine çevirmektir. Çünkü ateşi getirecek bir kurtarıcıyı beklemek, insanları kendi tarihsel eylemlerinin seyircileri haline getirebilir. Prometheus’un mitini devrimci kılan, insanlığın sonsuza kadar bir Titan’ın yardımına muhtaç olması değil; bir kez ateşle karşılaştıktan sonra kendi yaşamını dönüştürme imkanını edinmesidir.

Bu yüzden bugün sorulması gereken, Prometheus’un nerede olduğu değil, ateşi elinde tutanların karşısında insanların neden hâlâ kendi güçlerini keşfetmekte zorlandığıdır. İktidarın kendisini doğalmış gibi gösterdiği, eşitsizliğin kaçınılmazlık olarak sunulduğu, insanların kendi yaşamlarını belirleyemeyeceklerine inandırıldığı bir dünyada ateşin çalınması, aynı zamanda bu dünyanın kendiliğindenliğine duyulan inancın da kırılmasıdır.

Tam da bu noktada öğrencilerin, işçilerin ve öğretmenlerin örgütlenmesi üzerine düşünmek gerekir. Çünkü tarih, toplumsal dönüşümün yalnızca büyük liderlerin iradesinden ya da kendiliğinden patlayan öfkeden doğmadığını; insanların birlikte hareket etmeyi öğrendikleri, kendi kararlarını ürettikleri ve ortak yaşamlarını yeniden kurdukları süreçlerde biçimlendiğini gösterir.

Sırbistan’da Öğrenci Listesi hükümeti devirdi

1 Kasım 2024’te Sırbistan’ın Novi Sad kentindeki tren istasyonunun beton sundurması çöktü. Facianın ardından 15 kişi yaşamını yitirdi; yaralananlardan birinin daha sonra hayatını kaybetmesiyle ölü sayısı 16’ya yükseldi. Kamuoyunda, yakın zamanda yenilenen istasyondaki çöküşün arkasında yolsuzluk, denetimsizlik ve siyasal kayırmacılık bulunduğu yönünde öfke birikti. Öğrencilerin eylemleri, başlangıçta bu ölümlerin hesabının sorulması talebiyle şekillendi; kısa sürede üniversiteleri, farklı kentleri ve toplumun çeşitli kesimlerini içine alan bir harekete dönüştü. Bu hareketin özgünlüğü, öğrencilerin fakülteleri bloke etmesinde, kararlarını genel kurullarda ve pleniumlarda (fakülte meclisleri) tartışmasında yatmaktaydı. Gençler taleplerini ortaklaştırdı ve hareketin yönünü yalnızca profesyonel siyasetçilere bırakmamaya çalıştı. Üniversite, bu koşullarda kolektif karar alma ve ortak sorumluluk üstlenme alanına dönüştü. Bu öğrenci hareketi, hızlı sonuç almaktansa ağır ağır, tartışmayı ve kararları uygulamak için yeterince tedbirli hareket etmek ve isteklerini almak konusunda ısrarları dolayısıyla 2 senedir devam etmekte ve bunca zaman verilen mücadele artık sonucunu vermektedir. Öğrenciler daha önce hükümet ya da muhalefet partilerinde örgütlenmemiş adaylarla 25 Ekim 2026 tarihinde seçime girip %52’lik bir başarıyla [1] öz-örgütlenmelerini hükümeti erken seçimlerde devirerek taçlandırmış oldular.

Ancak bunu bir devrim olarak nitelendirmek için oldukça erkendir. Öyle ki, devrimler disiplin ve program çerçevesinde yıkmak/değiştirmek istediği sistem yerine bir alternatif önerisinde bulunur. Devrimlerden sonra yönetim biçimleri ya da kurumları radikal değişimlere uğrar. Yönetenlerin el değiştirmesi bir hareketin devrim olarak isimlendirilmesi için yeterli değildir. Devrim, toplumsal ilişkilerin ve iktidarın maddi temellerinin köklü biçimde dönüşmesidir. Devrimci durumun ortaya çıkması için ise egemen sınıfların eskisi gibi yönetememesi, ezilen sınıfların eskisi gibi yaşamak istememesi ve kitlelerin bağımsız siyasal eylemlerinin belirgin biçimde yoğunlaşması gerekir. Böylece aslında dünyada yaşananların kitlelerin kendi siyasal çizgilerini yarattığı bir durum olmaması devrimci sonuçların önündeki en büyük engeldir.

Bu ayrım, devrimci siyaset açısından önemlidir. Bir hükümetin istifası, toplumsal ilişkilerin köklü biçimde değişmesiyle aynı anlama gelmez. İktidar yalnızca makamlara sıkışmaz, kurumlarda, ekonomik ilişkilerde, toplumsal alışkanlıklarda ve insanların siyasal eyleme dair beklentilerinde de yeniden üretilir. Bu nedenle devrimci bir hareketin başarısı, yalnızca yönetenlerin değişmesiyle değil, insanların kendi yaşamlarını yönetebilme kapasitesinin kalıcılaşmasıyla ölçülmelidir.

Sırbistan’daki öğrencilerin bize gösterdiği, Prometheus’un ateşini bir kez daha gökten indirmesi değildir. Ateşin birilerinin elinde tutulduğu düşüncesinin kırılmasıdır. Öğrenciler, siyasal kararların yalnızca profesyonel siyasetçilere ait olmadığını pratikte deneyimlediklerinde, yönetilenler ile yönetenler arasındaki mesafenin doğal olmadığını da göstermiş oldular. Böylece Sırbistan’da bir devrim olmamışsa bile devrimci pratikler için alınması gereken taktikler konusunda halklara ışık tutacak dersler alınmalıdır.

1) Toplumsal değişimler kısa sürede gerçekleşmez. Sırbistan’daki öğrenciler yaklaşık 2 sene mücadele ederek hükümeti devirebildiler.

2) Yeni kurulacak hükümette hükümetten de muhalefetten de politikacılar yer almamalıdır. Halkın öz-örgütlenmeleri sonucunda seçtikleri adaylar yönetimde olmalıdır.

Fransa’da eğitimi boğan neoliberal politikalara karşı eylemler

Fransa’da Eylül 2026’da liselerdeki öğretmen eksikliği ve kötüleşen okul koşulları nedeniyle başlayan protestolar, kısa sürede ülke çapında bir harekete dönüştü. O günkü gösterilerde İçişleri Bakanlığı 250 binden fazla, sendikalar ise 450 bin civarında katılımcı [2] olduğunu bildirdi. Öğrenciler, öğretmenler ve veliler; okulların bakımsızlığına, personel eksikliğine ve kamu hizmetlerinin gerilemesine karşı sokağa çıktı.

24 Ekim’deki gösterilerde ise Fransız hükümeti ülke çapındaki katılımı 410 bin olarak açıkladı; CGT sendikası yaklaşık 800 bin kişiden söz etti. Paris’te hükümetin tahmini 110 bin, sendikanın tahmini 250 bindi. Fransa İçişleri Bakanlığı ve adli makamların paylaştığı verilere göre, protestolar sırasında binlerce gösterici gözaltına alındı (ve bunların büyük bir kısmını reşit olmayanlar ile gençler oluşturdu)[3]. Gösteriler, eğitim bütçesi ve yaşam maliyetleri etrafında birleşirken öğrenci talepleri daha fazla öğretmen, okul ve üniversitelerin onarılması, yükseköğretimde daha fazla kontenjan ve öğrenci desteklerinin artırılması gibi somut başlıklara odaklandı. Özellikle banliyölerdeki okullarda öğretmen dahi bulunmaması ve eğitime ayrılması gereken bütçenin Ukrayna savaşına aktarılması öğrencilerdeki öfkenin körüklenmesine de sebebiyet verdi.

Fransa örneği, okulun toplumsal çelişkilerin dışında duran tarafsız bir kurum olmadığını yeniden hatırlatmaktadır. Okul binasındaki su sızıntıları, öğretmen açığı veya öğrencilerin barınma sorunu, tek başına teknik bir aksaklık değildir. Bunlar, kaynakların nasıl dağıtıldığına ve hangi ihtiyaçların siyasal öncelik sayıldığına ilişkin sorulardır. Öğrenciler okulun içinde karşılaştıkları sorunları sokağa taşıdıklarında, eğitim meselesini kamusal bir mesele haline getirirler.

Bununla birlikte kalabalıkların büyüklüğü, kendiliğinden devrimci bir siyasal yönelim doğurmaz. Fransa’da olduğu gibi farklı taleplerin birleştiği hareketlerde asıl soru, bu ortaklığın ne kadar kalıcı bir örgütlenmeye dönüşebildiğidir. Öfkenin ortak bir talebe, talebin ortak bir karara, kararın ise sürekli bir mücadele kapasitesine dönüşmesi gerekir. Aksi halde sokak, insanların birbirlerini gördüğü fakat birlikte hareket etmenin araçlarını henüz kuramadığı geçici bir karşılaşma alanı olarak kalabilir.

Fransa’daki sokak hareketlerindeki bir diğer tartışmalı konu ise lüks mağazaların yağmalanması ve devlet binalarının ateşe verilmesi olmuştu. Mağaza yağmalamaları esnasında küçük esnafların da dükkanlarına zarar verildiği görülmüştür. Halkın devrimci hareketleri şiddetin yönünü hiçbir zaman halka çevirmemeli ve her zaman halkla birlikte ve halk için hareket etmelidir. Ancak milyar dolarlık dev şirketlerin Doğuda ve Güneyde insandışı koşullarda çalıştırdıkları ve sömürdükleri işçilerin kanıyla, canıyla kurmuş oldukları zenginliğin talan edilmesi hiçbir vicdani çelişki yaratmamalıdır. Ancak lüks mağazaların yağmalanması eylemlerin devrimle sonuçlanmasına hiçbir katkı sunmamaktadır. Bireysel ve politik hedefi olmayan yağmalama eylemleri ardında hiçbir politik mesaj ya da politik dönüşüm bırakmadan yalnızca kaotik görüntüler oluşturmuştur. Ancak böylesi bir özensizliğin ardından ateşe verilen belediye binası tam olarak da istenen mesajı vermektedir. Öyle ki, belediye binası yönetimin operasyonel kısmının gerçekleştiği bir binadır. Tanrının, namusun, erdemin, değerin yerine parayı koyan ve insan yaşamını para karşısında bir hiç sayan burjuva bayağılığının bir binanın yakılmasına üzülmesi şaşırtıcı değildir. Aynı insanların tarlalarda çalıştırılırken açlıktan hasatı yemesinler diye ağızlarına ağızlık takılan tarım işçilerine en ufak empati zerresi beslemediklerini, hatta aşağılık biçimlerde bazı insanların doğuştan köle olmaya mahkum olmaları gerektiği fikrini dahi savunduğunu duyabilirsiniz. Bunları söyleyenler koşulsuz biçimde saraylarda oturmak zorunda değildir, sarayın kapısından girebilmek için efendisinin kanlı ayakkabısını kendi salyasıyla yalayarak temizlemeye razı olan alçakların da efendilerine yaranmak için böyle düşüncelere sahip olduklarını görebilirsiniz. Yine de binayı yıkmak yetmez, yıkılan sistemin yerine planlı, programlı, örgütlü ve amacının açık ve seçik biçimde belirtilmiş bir alternatifinin konulması gerekmektedir. Son tahlilde, Fransa’da yakılan belediye binası yerine onun işlevini halk lehinde kullanacak komünler kurulursa devrimci durumun oluştuğunu söyleyebiliriz. Ancak şu anki durumda yalnızca belediye binasını yakmak yeterli değildir.

3) Egemenler imtiyazlarından kendi rızalarıyla vazgeçmeyecektir, halk kendi olana zorla el koyacaktır. Polisle, askerle, medya manipülasyonlarıyla halkın karşısına dikilecektir. Bu haliyle halkın olanın Prometheus tarafından armağını ikiyüzlü bir devir teslim töreninden başka bir şey değildir. Halkın olan hediye edilmez, alınır, direnenden ise zorla alınır. Hırsızdan, senin olanı geri almak hırsızlık değidir.

4) Yıkılan sistemin yerine planlı, programlı, örgütlü ve amacının açık ve seçik biçimde belirtilmiş bir alternatifinin konulması gerekmektedir.

Ya bütün hamamböcekleri birleşirse?

Hindistan’da 2026 yılı, gençlerin sokak siyasetine katılımı bakımından dikkat çekici bir dönem oldu. Başbakan Narendra Modi yönetimine karşı gelişen gençlik protestoları, seçim kurullarına duyulan güvensizlik, işsizlik, sınavlarda soru sızıntıları ve siyasal kayırmacılık iddiaları gibi farklı sorunları bir araya getirdi. 15 Mayıs 2026’da Hindistan Yüksek Mahkeme Başkanı Surya Kant’ın işsiz ve aktivist gençler için “hamam böcekleri” ve “toplumun parazitleri” ifadelerini kullanması kamuoyunda büyük bir öfkeye yol açtı [4]. Gençler bu hakareti tersine çevirerek onursal ve ironik bir simge olarak benimsedi. Protestocular, seçim kurulu başkanı Gyanesh Kumar’ın istifasını talep etti. Hükümet ve seçim kurulu ise seçim listelerinin iktidar lehine düzenlendiği iddialarını reddetti.

ACLED verilerine göre [5] 2026’daki sokak protestolarının son on yılın en yüksek seviyesine ulaşabileceği aktarılıyordu. 2 Ekim’e kadar Hindistan’da 18.629 gösteri kaydedilmişti; bunların 17.691’i protesto olarak sınıflandırılmış, 687’si şiddet içeren gösteriler kategorisine alınmıştı. En az 1.200 protestoya polis müdahale etmişti. Bu sayılar yalnızca gençlik hareketini değil, ülke genelindeki protesto iklimini gösteriyor.

Burada kritik olan, bireysel başarısızlık gibi sunulan sorunların kolektif bir adaletsizlik duygusuna dönüşmesidir. Sınavı geçemeyen öğrenci kendi yetersizliğine inanabilir; fakat sınavların tekrar tekrar iptal edildiği, soru sızıntılarının yaşandığı ve istihdam olanaklarının daraldığı bir ortamda mesele bireyin kapasitesini aşmaktadır. Kişisel görünen başarısızlık, ortak bir siyasal soruna dönüşür. Devrimci bilincin ilk kıvılcımlarından biri, insanların kendi başlarına yaşadıklarını sandıkları sorunların aslında ortak koşullardan doğduğunu fark etmeleridir.

5) Hamamböcekleri tek başlarına oldukça güçsüzken birlik olduklarında egemenler için korku yaratabilmişlerdir. Örgütlenmek tek çaredir.

6) Prometheus beklenmemelidir. Yukarıdaki hareketlerin tamamı lidersiz ve tabandan öz-örgütlenme örnekleridir. Lider beklemek, birilerinin halkın kahramanı olacağını düşünmek bir hayalden öteye geçemez. Tabandan örgütlü bir hareket zorunludur. Liderler bireysel insanlardır. Onların yapabilecekleri, arkalarında örgütlü bir kitle olmadığında sınırlı, hatta neredeyse bir hiçtir.

Arnavutluk: Sokak neden tek başına yetmez?

Arnavutluk’ta 2026 boyunca süren protestolar, önce çevresel tahribata ve Zvërnec bölgesindeki lüks otel projesine yönelik itirazlarla başladı; ardından yolsuzluk iddiaları, ekonomik eşitsizlik ve Başbakan Edi Rama’nın istifası talepleriyle genişledi. OSW protestoların gençleri de içine alarak farklı kentlere yayıldığını ve siyasal elitlere yönelik daha geniş bir hoşnutsuzluğu görünür kıldığını aktarıyordu [6].

17 Ekim itibariyle hareketin yeni bir evreye geçtiği görülüyor. Üniversite ve lise öğrencilerinin katılımıyla protestolar sertleşmiş, bazı kamu binaları ateşe verilmiş, polisle göstericiler arasındaki çatışmalarda yüzlerce kişi yaralanmıştı. Yaklaşık 1.000 kişi gözaltına alınmış veya tutuklanmış, en az 388 kişi hakkında suçlama yöneltilmişti [7]. Arnavutluk örneği, öfkenin yoğunlaşmasının kendiliğinden siyasal dönüşüm yaratmadığını da gösteriyor. Taleplerin genişlemesi, daha fazla insanın sokağa çıkması ve çatışmaların şiddetlenmesi, tek başına ortak bir programın veya kalıcı bir öz yönetim kapasitesinin oluştuğu anlamına gelmez. Örgütlenmenin sorusu burada yeniden karşımıza çıkar: İnsanlar yalnızca neye karşı olduklarını mı biliyorlar, yoksa birlikte nasıl bir yaşam kurmak istediklerini ve bunu hangi kurumlar aracılığıyla gerçekleştireceklerini de tartışabiliyorlar mı?

Bu sorunun yanıtı, sokak hareketlerinin geleceğini belirleyen temel meselelerden biridir. İktidarın meşruiyetini sarsmak ile toplumsal yaşamı dönüştürecek yeni ilişkiler kurmak aynı süreç değildir. İkincisi, ilkinden daha uzun soluklu bir kolektif öğrenme ve örgütlenme gerektirir.

7) Neye karşı olduğunu bilmek, yerine ne koyacağın konusunda ortaklaştığımız sonucunu doğurmak zorunda değildir. Seküler milliyetçiler de komünistler de AKP saray rejimine karşıdır. Ancak hedefledikleri politik yönler asla aynı değildir.

Prometheus’un ateşi

Sırbistan, Fransa, Hindistan ve Arnavutluk’taki hareketleri aynı tarihsel sürecin özdeş örnekleri olarak değerlendiremeyiz. Bu ülkelerin siyasal yapıları, protestoların nedenleri, talepleri ve örgütlenme biçimleri birbirinden farklıdır. Dahası, bu hareketlerin hiçbiri hakkında yalnızca sokakların kalabalığına bakarak tamamlanmış bir devrim hükmü verilemez. Fakat aralarındaki farklılıkların içinden ortak bir soru geçiyor: İnsanlar, kendi yaşamlarını belirleyen kararların dışında tutulduklarını hissettiklerinde, bu edilginliğe karşı nasıl kolektif bir güç oluşturabilirler?

Prometheus’un ateşi burada yeniden anlam kazanır. Ateş, yalnızca iktidara karşı duyulan öfkenin sembolü değildir. O, insanların birlikte karar alabilme, bilgiyi paylaşabilme, kendi sorunlarını tanımlayabilme ve ortak eylem üretebilme kapasitesidir. Öğrenciler ortak bir karar mekanizması kurduğunda, öğretmenler ve emekçilerle dayanışma geliştirdiğinde, kendi taleplerini birlikte belirleyip sürdürebildiğinde, artık eylem basit bir itirazdan öteye geçer. Ortak bir siyasal öznenin oluşumunun erken tohumları atılmış olur.

Burada öğretmenlere, öğrencilere ve emekçilere düşen görev, bir kurtarıcının ortaya çıkmasını beklemek değildir. Görev, insanların kendi deneyimlerini birbirleriyle ilişkilendirebilecekleri, eşitsizliğin nedenlerini tartışabilecekleri ve birlikte hareket etmenin araçlarını geliştirebilecekleri alanlar yaratmaktır. Eğitim, bu nedenle, insanların kendilerini tarihsel koşulların edilgin sonuçları olarak değil, bu koşulları değiştirebilecek özneler olarak kavramalarını da sağlayacak bir araç olmalıdır.

O halde, Prometheus ateşi halka ne zaman verecek?

Belki de soru başından beri yanlış soruluyordur. Ateşi getirecek birini beklediğimiz sürece, onu elinde tutanların karşısında kendi gücümüzü keşfetmeyi erteleriz. Oysa ateşin devrimci anlamı, bir kahramanın elinden çıkıp insanların ortak eylemine geçtiği yerde belirir. İktidar sahipleri, kapitalizmin bekçileri ve Olympos’un modern efendileri ne kadar yüksek duvarlar örerse örsün, ne kadar gaz, cop ve mahkeme kararı kullansınsa kullansın; ezilenlerin yaratıcı şiddeti ve öz örgütlenme gücü o zincirleri kıracak kudrete sahiptir. Prometheus ateşi bir lütuf olarak dağıtmayacak, halklar o ateşi sokağın ve direnişin elleriyle yeniden çalacak ve karanlığı kökünden yakacaktır.

Prometheus’un ateşi halka vereceği gün, halkın kendi ateşini yakmak için bir Prometheus’a ihtiyaç duymadığını anladığı gündür.

Kaynakça
[1]BİA Haber Merkezi. (2026, 26 Ekim). Sırbistan’da Öğrenci Listesi seçimden zaferle çıktı. bianet. https://bianet.org/haber/sirbistanda-ogrenci-listesi-secimden-zaferle-cikti-324779
[2]Adamson, T., Leicester, J., & Nouvian, T. (2026, October 24). More than 400,000 protest across France, challenging Macron as Paris clashes erupt. Associated Press. https://apnews.com/article/france-protests-paris-unrest-ad2fb9206e72e5d1b4ae43fdf7aa96a9
[3]Blasshofer, T., Mantovani, C., & Libert, L. (2026, October 6). Police fire teargas as French school protests cause “heaviest toll in decades.” Reuters. https://www.reuters.com/world/europe/france-braces-day-school-blockades-street-protests-2026-10-06/
[4] Şahinli Ögüç, E. (2026, 21 Mayıs). Hindistan Yüksek Mahkemesi Başkanı'nın açıklaması "Hamam Böceği Halk Partisi" hareketine yol açtı. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/hindistan-yuksek-mahkemesi-baskaninin-aciklamasi-hamam-bocegi-halk-partisi-hareketine-yol-acti/3944521
[5]Pandya, P. (2026, October 22). Everyone’s taking to the streets. What makes India’s protests different? ACLED. https://acleddata.com/expert-comment/everyones-taking-streets-what-makes-indias-protests-different
[6]Kucharski, M. (2026, June 23). The flamingo revolution: Anti-government protests in Albania. OSW Centre for Eastern Studies. https://www.osw.waw.pl/en/publikacje/analyses/2026-06-23/flamingo-revolution-anti-government-protests-albania
[7]Kucharski, M. (2026, October 22). Albania: Escalation of protests. OSW Centre for Eastern Studies. https://www.osw.waw.pl/en/publikacje/analyses/2026-10-22/albania-escalation-protests
Prometheus Ateşi Halka Ne Zaman Verecek?
0:00 / 0:00